Zemin

Zemin

İlle de doğal afet olan depreme hacet yok zemin kaybı için. İnsan eli yeter ayağın altından zemin çekmeye. Yılbaşında eğlence yeri taranan, beş gün sonrasında İzmir adliyesine bombalı saldırı düzenlenen bir ülkede. Ve kimin ölü kimin şehit ilan edileceğini kendisine mesele kılabilen bir ülkede. Biri diğerinden üstünmüş gibi, öldürmenin kıymetlisi olabilirmiş gibi. 

Öyle sarsılmak var artık içeriden içeriden. Tam göğüs kafesinden. Karnında hissetmek var gelecek olan bir felâketi. Ve aklına mukayyet olmak, güne başlamak var bin bir güç ve kendinden menkul umutla. 

Sakın işi profesyonelce can almak olanların zulmüyle sınırlamayalım şiddeti. Çok kolaycılık olur. Ben yılbaşı gecesi eğlenmeye gitmişlerin canından olduğu katliam ertesi atılan kimi sevinç nidalarını, alaycı yorumları hayat boyu unutmam mesela. Tıpkı Ankara ve Suruç katliamlarından sonra canlarını yerden kaldırmaya çalışırken polis gazına maruz kalmaları ve stadyumda ölüleri ıslıklamayı unutmadığım gibi. 

Medeniyetler beşiği ülkemizde Barbaros Şansal, yaşatılanlara duyduğu isyanı paylaştı diye KKTC’den sınır dışı edildi, apronda polis eşliğindeyken linç edildi ve tutuklandı. Bütün bu süreç boyunca kimi gazete müsveddeleri onu alenen hedef göstermekle, kimi ünlü ve insan müsveddeleri de eşcinselliğinden başlayarak linç etmekle meşguldü. Eşcinsellik, Ermenilik, Rumluk, Yahudilik, Kürtlük, Alevilik memlekette ilk akla gelen nefret malzemeleri. Biz neden bahsediyoruz Allah aşkına.

Hani nicedir adaletsizliğe kılıf bile aranmıyor. Ahmet Şık, ifşa ettiği Gülen hareketi kitabından hapsedildiği yetmemiş gibi FETÖ ve PKK propagandası ile suçlanıp su bile verilmeyerek tecrit edilebiliyor mesela. Hayatı bu ülkenin Kürt halkına yönelik devlet zulmünün cisimleşmiş hali olan Ahmet Türk kelepçeyle hastaneye gitmeyi zul saydığı için hayati tehlikede. Sanıyorlar ki onur bir şişe su, bir kalp piline taviz verilecek bir şey. Gazeteciler, avukatlar, HDP’li, DBP’li eş genel başkanlar, milletvekilleri, vekiller, avukatlar iddianamesiz, isnat edilen suç bile bulunmaksızın göz altında ya da tutuklu. Öldürülen gencecik insanların doğum günleri geliyor. Sahi biz sadece o tarandığımız ya da bombalandığımız yerlerde mi ölüyoruz?

Özger’i anlamak

“Her Şey Tekrardır Biraz” diye bir şiiri vardır Arkadaş Z. Özger’in. Vasiyet tınılı “bir gün elbette / zeki müreni seviceksiniz/zeki müreni seviniz” dizeleri de elbette anlaşılmamış olan Özger’in. 

(ağlamak acıların yontulmuş biçimidir
hüzünse bir çocuğun gökyüzünü sevmesidir)

yorgunum bir gülü devşirmekten
görseniz/artık
yüzüm
bozulan bir çiçektir
evde kalmış kızların göğsünde sık bulunan
beni solduran akşamüstleridir pencerelerde
çünkü hüznü hüzün besler yalnızca
Hüzün kıymetli duygu. Yas tutabilmek erdem. Öyleymiş. İnsan olmaya dair her şeyi unutmuşçasına sil baştan aslında lafı edilmemesi gereken şeyleri sayıklarken bulduğumuza göre kendimizi, hangi zeminden bahsedelim ayağın altında? 

. . . . . . . . . . merhaba

diyorum bir acıyı ikiye bölmek
bir elmayı ikiye bölmek kadar güçtür
görseniz/artık
yüzüm
bozulan bir dengedir.
bir serçeyi gökyüzünde barındırmaktan kıyan
(bence bütün serçeler yaşlandıkça serçedir)

güneş (ki göğün orospusudur)
yatar da çirkinliğin baykuş kuşuyla
unutur bir serçeyi kendisiyle sevişmeyi
şimdi yaşlanan bir gökyüzüdür hayatı
aşkı ve sevişmeyi kendisinde arıyan
. . . . . . . . . . merhaba
diye bir ses nerden
gelirse küçük bir çocuğun
(serçeleri çok seven bir çocuğun)

eskiyen yüzüdür güneşe karşı

Güneşin altında beslenen tek şey nefret epeydir. Repliksi cümlelere konuşma deniyor, sloganlara da tavır. Küfür ve bel altı saldırı kendini ifade biçimi. Katliam çığırtkanlığı, kişilik katli olmuş haklı tepki. Milli duygularım kabardı demek yeterli. Tıpkı trans cinayetlerinde “ben kadın sandım hâkim bey” ya da “çarpık ilişkiydi, pişmanım” demenin haksız tahrik oluşu gibi. 

Velhasıl her şey de devlet değil. Küçük iktidar oyunlarıyla yıka eze yapılana muhalefet denmiyor. Bunların toplamından toplum olmuyor. Ama ne diyorum ben değil mi? Herkes dosdoğru insan olmuyor.

İki ayağının üstünde duranların adı fiziksel özellikten mütevellit insan değil. Omurga duruştur. Durmayanların ülkesindeyiz. Zeminsiz. Hikâye bundan ibaret. 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış