Advertisement

Yıllar sonra Haydarpaşa...

Yıllar sonra Haydarpaşa...

Kadıköy Kitap Günleri’nin dokuzuncusu Haydarpaşa Garı’nda yapılıyor ve İletişim Yayınları standında imzam olunca hafızam birden hayli yıllar evveline taşıdı beni...

Tam 43 yıl geçmiş üzerinden. Neden bilemiyorum, belki de o tarihten sonra bir daha tren yolculuğu yapmamış olmamdan…

1974 yılında iki gece üç gün süren kara tren yolculuğumuz Diyarbakır’a göre son durak olan Haydarpaşa’da son bulmuştu.

Koca bir sınıf Diyarbakır Lisesi’nin 6 Edebiyat B şubesi, bir tren vagonunun altışarlı yolcu alan altı kompartımanını doldurmuştuk.

Artık herkes evde ne yaptırabilmişse; tavuklar, patates köfteler, dolmalar filan yol boyu nevalemiz olmuştu.

Lise son sınıftaki felsefe hocamız Yalovalı Orleyhan Sezer’in de bizimle yolculuk yapması ayrı bir hava katmıştı İstanbul tren yolculuğuna.

İşte üniversite sınavları, iki buçuk ay bekleyişten sonra üniversiteli olmak filan derken kırk küsur yıl geçmiş üzerinden sahiden...

Haydarpaşa tren garı; gelene göre “son durak”. Bir yerlere gidene göre ise “ilk durak”...

Benim içinse, yıllar, hayli yıllar sonrası ne “ilk” ne de “son” durak!

O yılların öğrencisinin, epey yıllar sonra yazarını ağırlamaya aday mekânı!

Uzaktan terk edilmiş gibi

Tümüyle bu ruh haliyle, Karaköy’deki, gişelerinin üzerinde Haydarpaşa-Kadıköy yazan vapur iskelesindeki görevliye soruyorum. Meğerse Haydarpaşa iskelesi artık kapalıymış. Kadıköy’e gidip oradan araçla veya on dakikalık yürüyüşle Haydarpaşa’ya geçecekmişiz. 

Yıllar önce bildiğim bir alışkanlığı yeniden yaparak vapurun gidiş istikametine göre sol tarafa, dışarıdaki banka oturup denizin kokusunu içime çekiyorum. Bir de çay olsa ne hoş olurdu, ama Ramazan’da servis yok!

Martılar kanat çırparak eşlik ediyor vapura. Karaköy sahilinde amatör balıkçılar olta sallıyorlar boğazın sularına. Uzaktan Galata Kulesi, boğaz ve flu görüntüsüyle birinci boğaz köprüsü...

Haydarpaşa Garı’nın önünden geçiyoruz. Uzaktan terk edilmiş gibi. Melül mahzun kalmış sanki!

Sonra varıyorum gara...

Tuzluk, biberlik, şekerdanlık gibi bir hizada dizmişler yayınevleri stantlarını. İmza öncesi bir saat vaktim varken dolaşıyorum kitapçıları, tanıdık yayıncı dostlarla hâl û ahval muhabbeti!

Sonra imzaya başlıyorum. İlgi hayli iyi. Bir buçuk saatlik imza bir saat de sarkarak iki buçuk saati buluyor.

Avesta Yayınları’nı sordum

Arada işin ev sahibi Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu geliyor imza standına. Bir iki gün önce sosyal medyaya düşen Avesta Yayınları’nın “yer darlığı” nedeniyle etkinliğe katılamaması meselesini soruyorum.

Belediye başkanı “Asla ayrımcılık yapmayız. Sadece Kürt değil, Ermeni, Rum bütün yayınevleri katılımcımız” diyor ve ekliyor: “Talep çok çok fazlaydı, ancak 180’ine yanıt verebildik.”

“Başkan” diyorum, “kamuoyu tepkili, bu dedikleriniz çerçevesinde açın bir telefon Avesta Yayınları yetkililerine de söyleyin, hiç değilse gönüllerini almış olursunuz”.

Ama başkan anlaşılan çok kızmış! “Hayır” diyor, “öyle olmadığı halde bizi itham ettiler, aramam.”

“Yine de arayın” diyorum, “siz politikacısınız tansiyonu düşürmelisiniz”. Başarı dileyip ayrılıyor stanttan.

Basın bütün bu konuşmamızı kayıt altına alıyor.

Bir gün önce bana sosyal medya üzerinden “hesap” soran ve “protesto” etmemi isteyenlere; başkanla konuşarak, en yetkili şahsiyetle düşüncemi paylaşmış oluyorum.

Bu satırları da dönüş yolunda Kültür Servisi için on bin metre yükseklikte uçakta artık telefon olmak vasfının yanında envai çeşit becerisi olan cep telefonunda yazmış oluyorum...

04 Haziran 2017 

THY uçağında 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış