Advertisement

Ülkeyi anlamak için bakınız mezarlıklar

Ülkeyi anlamak için bakınız mezarlıklar

“Ne yapalım? Dolaşıyoruz” yazı dizisinin altıncı bölümü

Bir ülkenin genel durumu hakkında kısa yoldan bir fikir edinmenin pek çok seçeneği var. Aç televizyonu, TV kanallarını izle. Gelişigüzel, kenar mahalledeki bir okulun dersliklerine bak. Devlet hastanesi koridorlarından şöyle bir geç. Bunlardan sonra, tarihi bir ibadet mekânı içindeki türbeye, hazireye bak dersem ilk telaffuzda anlaşılmayacak. 

Fatih Belediyesi karşısında, Şehzade Camisi külliyesi içinde kalan eski mezarlığın bir bölümü tıraşlanmış, yer açılmış. Yerine, 15 Temmuz’da, Şehzadebaşı Meydanı’nda öldürülen Prof. Dr. İlhan Varank defnedilmiş. Hazireye girdiğinizde, kırmızı şeritlerin zorunlu istikameti sizi bu kabristana götürüyor.

Ölene saygının kesintisiz devam etmesi bir hak meselesi olduğundan, mezarlığın mahremiyetine ve dokunulmazlığına lafımız kati olamaz. Tarihi bir yer olmasının önemi dışında, diğer eski mezarlıklar için de geçerli olmalıydı bu hassasiyet. Olamamış. 

Yine başka bir örnek. Süleymaniye Camsi’nin külliyesi içerisinde, bugüne ait başka bir kabristan var. Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman, Sadrazam M. Ali Paşa, Mihrimah Sultan, II. Ahmet Han ve daha pek çok ismin türbeleri arasından bir zamanların Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan’ın kabristanına varıyorsunuz. 1500’lü yılların Osmanlı efradıyla, 2000’li yılların devlet politikacısı ne maksatla bir araya getirilmiş olabilir?

Osmanlı mirasını devraldığını düşünen, şehir planlamacılığında Osmanlı motiflerini kullanan, yaşanılan zamanın detayları arasında bir garip kitch duran enstantaneler malumunuz. Eminönü gibi tarihi bir yerde yürüyen bantlı tuvalet bile gördü gözlerimiz. Cerrah Mehmet Paşa Camisi’nin girişinde bulunan elektronik tabeladan bet cafcaflı, led ışıklarla ayetleri okuduğumuz da oldu. Hangimiz modernliğe malzeme olmadık?

Ecdatcılık politikasının yürütüldüğü en kallavi yer Milli Eğitim müfredatı sanırım. Mezarlıklara kadar ulaşması da ince düşünülmüş kaba bir detay. İlber Ortaylı’yla kısa bir telefon görüşmemiz oldu. Kısaca, olur mu böyle şey sorusuna, “Bunun fetvası verilmez ama doğrudur orayı doldurmak doğru değil” diye yanıt verdi. Doldurmak… Bir şehri, rantla, ideolojiyle, neo İslami beceriksizliklerle doldurmak. 

Ahmet Necdet Sezer döneminde, Nakşi şeyhi Mahmud Esad Coşan’ın bu külliyeye gömülmesine izin verilmemiş; “buradan bakın” dedi, Ortaylı. Geniş bir zaman dilimine bakıp konuştuğumuzda zihniyet farkı ortaya çıkıyor. 1980 yılında, Nakşibendi şeyhi Mehmet Zahit Kotku, Süleymaniye Külliyesi içine gömülmüş. Turgut Özal'ın annesi Hafize Özal 1988’de, kardeşi Yusuf Özal ise 2001’de, dönemin Başbakan’ı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın desteğiyle bu hazirenin  içinde defnedilmişler. Son olarak da Kemal Unakıtan orada. Yaşanılan zamana, iktidarlığının mührünü basmak her devrin arzusu.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış