Advertisement

Taşın kulakları var Klaus Bey!

Taşın kulakları var Klaus Bey!

Göbekli Tepe’de, 1995 yılında kazı ve araştırma projesi başladığında, ilk iki sene topografik ölçümler, yüzey toplamaları ve test alanlarında kazılar yapılmıştı. Sonraki yıllarda bu çalışmaların sonuçlarının yanında, jeomanyatik ve georadar ölçümlerinin toprak altındaki mimari kalıntıların ana hatlarına yönelik verdiği bilgiler de göz önüne alınarak uzun vadeli çalışma programları yapılıyor, kazılacak alanların nerede olacağına karar veriliyordu. Hemen hiçbir arkeolojik kazıda olmadığı gibi, Göbekli Tepe’de de plansız, o anki zevk ve isteğe göre ya da “şurada bir şeyler çıkabilir hadi bir kazalım” düşünceleriyle kazı yapılmadı. Bu bağlamda düşündüğümüzde, Göbekli Tepe’de bulunan ve Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenen ‘totem’ aslında Klaus’un (Klaus Schmidt) kazı yapmayı planladığı bir alanda değildi. 

Ama bir gün, Hasan (Hasan Yıldız) “Klaus Bey, taşın kulakları var” diyerek dikkatini çeken bir şeyi Klaus’a göstermek istedi. 2009 yılı kazı sezonunda idik. O güne kadar batı tepesi dediğimiz, küçük mekânların içinde küçük boyutlu dikilitaşların bulunduğu alanla, güneydoğu yamacı dediğimiz, herkesin bildiği büyük boyutlu dikilitaşların, yuvarlak planlı yapıların olduğu alan arasındaki bağlantıyı kavrayabilmek için kazı çalışmaları yapılmış, iki geniş alan arasında yaklaşık 10 m’lik bir boşluk bırakılmıştı. Tam buradaydı kulakları olan taş.

Çocukluğundan beri Göbekli Tepe kazı ekibinin, Örencik köyünden gelen bölümünün ayrılmaz bir parçası olan, bugün de babası ve amcasıyla dönüşümlü, kazı alanı bekçiliği yapan Hasan’ın Göbekli Tepe’ye alışkın gözleri ve algısı, Klaus Schmidt ile kazı alanında büyümenin verdiği tecrübeyle birleşince, tamamen toprak içine gömülü olan bir taşın, görünen küçücük bir kısmından ‘işlenmiş’ bir yüzeye sahip olduğunu anlamasını sağlamıştı.

Kazılar sırasında… Totem ve Hasan...

Totem benzeri bileşik figürlerden oluşan üç boyutlu eserlere tam/bütün olarak Göbekli Tepe’de rastlamamıştık, hâlâ da başka örneği yok. Bulduğumuz bazı heykel parçalarının kırık yüzeylerini incelediğimizde bunların ‘totem’ benzeri eserlerin parçaları olabileceğini düşünürdü Klaus, çünkü daha önce çalıştığı Nevalı Cori’de bulunan heykel parçalarının birleşip böyle bir eser oluşturduğunu keşfeden de kendisiydi. Nevali Cori kazı yeri 1993 yılında Atatürk Barajı suları altında kalmadan önce, orada bulunan kült yapısı müzeye taşınmış, bu taşınma sırasında duvar taşları sökülürken birçok heykel parçası bulunmuştu. Bu heykel parçalarının kalıpları alınıp, hafif malzemeden kopyaları yapılmış ve o zamanlar Heidelberg Üniversitesi bünyesinde Nevalı Cori üzerine doçentlik tezi hazırlayan Klaus, bunları incelerken parçaların birleştiklerini fark etmişti. Benim henüz Urfa ve Klaus ile tanışmadığım yıllarda gerçekleşen bu olayın tanıkları hep “o unutulmaz an” diye anlatırlardı bunu. Orijinal parçaların kilolarca ağırlığı ve hassas kırılgan kireçtaşından yapılmış olmaları bu tür yap-boz denemelerini imkânsız kılarken, hafif malzemeden yapılmış modellerle çalışarak, böyle muhteşem bir sonuca ulaşmak mümkün olmuştu. 

Nevalı Cori kazısında bulunan totemin parçaları. Birleştirme, fotoğraf ve çizim: Klaus Schmidt

Göbekli Tepe toteminin ise, totem olduğunu anlamamız için bulunduğu yerde önce kazı yapmamız gerekti. Önce etrafında bir metrekarelik bir alan topografik sistem içerisine yerleşecek şekilde ölçülüp belirlendi ve kazıya başlandı. İlk düşünce şu idi; eğer bir heykel parçası ise, belgeleme işlemleri yapılıp yerinden alıp müzeye teslim edilecekti. Ama kazıya başladıktan hemen sonra küçük ve kırık bir heykel parçasıyla değil, duvar içinde ‘in-situ’ durumda, oldukça büyük bir eserle karşı karşıya bulunduğumuz anlaşıldı. 

Mekân içi buluntu durumunun da değerlendirilebilmesi için, kazıya alanı genişleterek devam edilmesine karar verdi Klaus. Dörtgen planlı daha küçük mekânlardan oluşan ve ‘tepelerde’ bulunan ikinci tabaka yapıları da özel ritüel amaçlı unsurlara sahipti. Eski evrenin dikilitaşları kadar görkemli olmasalar da çoğunda T-biçimli dikilitaşlar vardı. Bu verilere ek olarak aynı alanda şimdi de bir ‘totem’, üst üste karmaşık figürleriyle duvar içine yerleştirilmiş, önüne de başka daha alçak bir duvarla bank örülmüş bir şekilde sapasağlam ama hafif doğu yönüne eğilmiş vaziyette duruyordu karşımızda. 

Totem henüz orijinal konumunda, duvar içinde, kazıda bulunduğu haliyle.

Bir sonraki yıl 2010’da, Göbekli Tepe’de çalışırken hepimizi çok üzen ve sonrasında da yıkıcı etkilerini yaşadığımız bir hırsızlık olayı yaşandı kazı alanında. Duvar içinde gömülü bir heykel parçası çalındı. Bu konuyu başka bir yazıda anlatmak istiyorum. Ama hırsızlığın alanda bulunan ve aslında orijinal pozisyonunda korunması gereken eserler için de bir etkisi oldu. Çünkü yaşanan bu olayın ardından ‘taşınabilir’ olmamasına rağmen totem ve duvar içine aplike edilmiş diğer iki eserin yerlerinden sökülerek müzeye aktarılması istendi Kültür Bakanlığı tarafından. 

İşte bu nedenle totemi yerinden eden kazı çalışmaları başladı. Klaus bizzat yanı başındaydı eserlerin, duvar taşlarını sökülmeden önce kendisi numaraladı. Totem önce kazı evine getirildi, bir kez daha her yönden fotoğraflarının çekilebilmesi ve incelenebilmesi için, ayrıca müzede hemen sergiye alınamayacaktı, depoda da yer yoktu, o yüzden müze bahçesinde korunaklı bir şekilde yatay pozisyonda dinlenebileceği ahşap ve metalden oluşan bir kutu yaptırıyorduk kendisine. Bir tabut gibiydi aslında bu kutu ve belki totemi öldürmüştük, onu yerinden yuvasından alarak.

Kazı evine geliş.

Totem kazı evi avlusunda birkaç gün kaldı işlemler sırasında. Taşınması, gelişi ve gidişi çok meşakkatli idi. Nerdeyse 15 kişi katıldı buna. Eve ilk geldiği andan itibaren bütün kedilerimiz totemin etrafında dolaşmaya, sonra üstünde uyumaya başladılar. Hepimizin dikkatini çekecek şekilde ısrarla ve yoğunlukla yapıyorlardı bunu. Totemin üzerini branda beziyle örtüyorduk zaman zaman, kediler bezin altından, üstünden kendilerine bir yer yapıp yine sarıp sarmalıyorlardı onu.

Kedilerin yoğun ilgisi altında.

Kedilerin en sevdiği ‘taşı’ müzeye teslim ettik, sonraki yıllarda yeni müze için ve sergi için totemin kutusunu açtıklarında, eser üzerinde çalışmaya başladıklarında bu sefer eski müzenin kedileri totemin etrafından ayrılmamışlar.

Klaus totemin bulunuş hikâyesini anlatırken Hasan’ın ‘taşın kulakları var Klaus Bey’ cümlesiyle girerdi konuya gülümseyerek, kedilerin hikâyesinden de bahsederdik bazen yine gülümseyerek... Hasan ile ilgili kısmı bir bilgi notu, diğeri bir anı ve gözlem... Göbekli Tepe’nin gizemdi, sırdı, oydu buydu hurafelerinde boğulmamasını dileyerek ve anıların güzelliğiyle paylaşıyorum...

Not: Yazıda kullanılan birinci fotoğraf N.Becker, diğer tüm fotoğraflar Ç. Köksal-Schmidt tarafından çekilmiştir.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

2 Yorum

  •  
    Ferhat
    12.07.2017

    Çok güzel, harika kaleme alınmış.

  •  
    Ali Rıza saral
    12.07.2017

    Tesekkur ederim