‘Suskun anlatıcı’ Apollodoros’un derlemesi

‘Suskun anlatıcı’ Apollodoros’un derlemesi

Yunan mitolojisi bir derya. Bu özelliği, pek çok derlemecinin onu tahrif etmesine, en hafif deyişle tarihsel bağlamı, kültürel yapıyı ve çeşitli dönemlerin düşünce iklimini dikkate almadan ya da hiç bilmeden “yorumlamasına” yol açtı. Hâl böyle olunca ortaya parçalı, birbirinden kopuk ve kadim kaynakların uzağına düşen anlatımların yanında, saf biçiminden uzak ve bilgiye yaslanmayan metinler çıktı. 

Beri yandan kaynaklara, bilgelerin anlatımlarına ve Yunan kültürüne sadık kalan derlemeciler de vardı. Bu zemini kaygan ve masalsı alanda Tanrıların fink attığı, savaşların birbirini izlediği ve kahramanların birbiriyle yarıştığı düşünüldüğünde yapılan işin hayli zor olduğu rahatlıkla fark edilebilir. Hesiodos, Herodotos ve Thuykdides’le başlayan tarihyazımı, sonradan farklı biçimler aldı ve gelişerek sürdü elbette. Özellikle Yunan mitolojisi bu anlamda, hem bir başlangıç hem de konunun ana ekseni sayıldı. 

“Peri Theon” (Tanrılar Üzerine) ve “Khornike Syntaxis” (Kronikler) gibi eserleriyle birlikte Atinalı Apollodoros’u tarihe mal eden; bir Yunan mitolojisi kahramanları derlemesi olan “Bibliotheka”ydı. 

“Bibliotheka”nın önemi, eleştirel olmamakla birlikte Apollodoros’un birincil kaynaklardan yararlanarak kotarıp aslına sadık kaldığı bir inceleme veya antoloji olması. 

Apollodoros’un sıra dışılığı

Apollodoros, döneminin önemli bir dil uzmanı ve dil meraklısı. Bunun yanında kronolojiye de ilgi duyuyor ancak ne tam bir tarihçi ne de tarih anlatıcısı. Onun en ayırt edici özelliği iyi bir derlemeci olması. Bunu yaparken güncel hiçbir şeye yer vermiyor, kendisi de aynı akıbete uğruyor. Böyle bakınca “Bibliotheka”nın, uzak geçmişi hatırlatan bir metinler toplamı olduğunu görüyoruz. Ancak tarihi anlatan ve Yunan mitolojisinin derinlerine inen bu kitabın tarihlenmesinde uzmanlar arasında büyük tartışmalar yaşanıyor ironik biçimde. 

Dilciliğinin “Bibliotheka”da kendini fazlasıyla gösteren; mitolojinin şiirsel tarafından çok, bilgiye ve onu en yalın hâliyle aktarmaya yönelen Apollodoros, çoğunlukla yazarlıktan feragat etmiş gibidir. Çünkü neredeyse “hayal kırıklığı” yaratacak düzeyde sadelik ve doğrudanlık hâkim anlatımına. 

Apollodoros, J. G. Frazer’in dediği gibi “suskun bir anlatıcı”; kendisinden, çağdaşlarından ve ülkesinden bahsetmek yerine tarihe yoğunlaşıp olabildiğince hızlı biçimde derdini paylaşma peşinde. Dolayısıyla “Bibliotheka” da Yunan mitolojisindeki kahraman ve olayların bir özeti olarak karşımızda. Buna, kaynaklar kadar düşük yoğunlukta da olsa Apollodoros’un yorum ve uydurmaları da dahil. 

Bir bütün olarak baktığımızda “Bibliotheka”; köken, evrendoğum, dünya tarihi, Yunan mitolojisinin sınır ve etki alanlarını anlatan süssüz, hacimli bir kitap. “Düz” kişiliği, kitabının ilk bakışta değerini azaltıyor gibi dursa da memleketinin kabulleri ve tarihinin peşinden giderek kaleme aldığı bu derlemenin sıradanlığı, aslında Apollodoros’un sıra dışılığını yansıtıyor. 

Tarihin sınırında

Apollodoros’un “hikmeti”, kaybolup gitmiş veya gözden düşmüş otoriteleri hatırlatmasında aranabilir. Sophokles, Apollonios, Euripides ve Pherekydes gibi kişileri, Yunan kültürünün temeli sayıp eserlerini dikkate alması Apollodoros’un “Bibliotheka”yı yazmasındaki en önemli etkenlerden biri. 

Yazarın peşinden gittiği yalınlık ve içtenlik, “Bibliotheka”da nesnelliği ve büyüklere saygıyı yani otoriteye hürmeti yanına alıyor. Dahası, kişilerin geçmişi ve hikâyesi de onun için epey önemli. Bunun nedeni, Apollodoros’un tarihin böyle ilerlediğine inanması. Başka bir ifadeyle tarihi tarih yapanın, biraz da kişilerin geçmişi olduğunu düşünmesi. Zaten kitap, hem olayların hem de onları yaratan kişilerin hikâyesinin kesişimlerinden oluşuyor: “Bibliotheka” bu bağlamda, Yunan mitlerinin olduğu kadar Yunanlıların dünya tarihini kavrayış biçimini de ortaya koyuyor. Frazer, mevcut durumu, “Apollodoros bizi, insan belleğinin ötesinden, bütünüyle mitik çağlardan tarihin sınırına götürür” diye açıklıyor. Yani Apollodoros, efsaneyle gerçek; mitosla logos’un sınırlarında geziniyor; masal ve efsanenin sisine girerken bunu dağıtmaya da gayret ediyor. 

Batıktaki geçmiş

Yunan mitolojisinin olmazsa olmazı Tanrılar ya da yarı insan varlıkların, zamanla çaptan düşerek düz insan hâline gelmesi bir tür evrim olarak değerlendirilebilir. Birçoğunun yaşadığı bile muammayken bu kahramanlara dair üretilen hikâyeler, genellikle halk söylencesi diye nitelenir. İşte “Bibliotheka”nın ağırlık noktalarından birini de bu oluşturuyor. Soyut kişilerin ayağının yere basmasını sağlayan Apollodoros, bir anlamda felsefeye göz kırpar. İnsanın bildikleriyle beraber bilmediklerine ya da bilgisinin sınırlarına, el altından göndermeler yapan yazar, merakı tetiklerken efsanelerin zenginliğini asla bir kenara itmez.  

Hakikat ile hakikat olmayan ayrımına, kitaba aldığı parçalar aracılığıyla -örtük olarak- değinen Apollodoros, hem tarihi hikâyeleştirir hem de hikâyedeki tarihi bulup çıkarır: Onun anlatımında eğlence, gerilim ve macera başa baş gider; masal ile hakikat birlikte yürür. Böylece Apollodoros, şüpheye düşmeden, kuşkulandıysa da hikâyelerin sahici taraflarına yoğunlaşıp bu ikircikli hâli bastırarak aktarmayı sürdürür. 

“Bibliotheka”nın en dikkat çeken yanlarından biri de kozmogoni (evrendoğum) sunması. Diğer taraftan kosmos’u oluşturan kişiler, olaylar silsilesi ve doğanın gelişimi gibi meselelere de yine Yunan mitolojisi ve efsaneler babında değinir, daha doğrusu mevcut kaynaklardan; mitlerden ve daha önceki eserlerden yararlanarak bir seçki meydana getirir yazar. 

Ancak çok büyük bir beklenti oluşmasın zira Apollodoros, sokaktaki insanın dilini kullanmayı yeğler, metinlerde neredeyse hiç aşırıya kaçmadan gayet arı duru biçimde yol alır. Bu noktada sözü bir kez daha Frazer’e vermek gerek: “Apollodoros’un ‘Bibliotheka’sı, sıradan bir insanın yavan bir derlemesidir; Yunan şiirinin ölümsüz ürünlerini ve Yunan sanatının olağanüstü yaratımlarını esinleyen uzun bir masal ve efsane dizisini, hayal gücü ve heyecan kıvılcımı olmadan anlatır. Yine de antik dönem edebiyatının gemi enkazından bizim için kurtardığı batmış mallar ve örnekler için ona minnet duyabiliriz, mütevazı emekleri olmasaydı gemiyle birlikte bunlar da geçmişin dipsiz okyanusuna geri dönüşsüz şekilde gömülürdü.” 

Apollodoros’un satırlarından... 

[Gök’ün ve Yer’in dölleri: Yüz-elliler, Kykloplar, Titanlar, 1-3] “Evrenin ilk yöneticisi Gök’tü. Yer’le evlendiğinde önce Yüz-Elliler doğdu, onlara Braireus, Gyes, Kottos adları verildi, iriliklerinin ve güçlerinin dengi yok-tu, her birinin yüz eli ve elli başı vardı. Bunlardan sonra Yer ona Kyklopları yani Arges, Streopas, Brontes’i doğurdu. Her birinin alnında tek bir gözü vardı. Fakat Gök onları bağlayıp Tartaros’a attı, yer gökten ne kadar uzaksa burası da yerden o kadar uzak, Hades’te karanlık bir yerdi. Gök’ün Yer’den Titan adında başka çocukları doğdu, onlara Okeanos, Koios, Hyperion, Krios, İapetos ve hepsinin en küçüğüne Kronos; kızları Titanidlere de Tethys, Rhea, Themis, Mynemosyne, Phoibe, Dione, Theia adları verildi.” 

“Aiolos oğlu Sisyphos şimdi Korinthos denen Ephyra’yı kurdu, Atlas kızı Merope’yle evlendi. Glaukos adında bir oğulları vardı, Eurymede’den doğan oğlu Bellerophontes soluğundan ateş fışkıran Khimera’ya öldürdü. Fakat Sisyphos’a Hades’te, bir taşı tepeye çıkarmaya çalışarak elleriyle ve başıyla yuvarlama cezası verildi ama Sisyphos ne kadar itse de taş gerisingeri geldi. Bu cezaya Asopos kızı Aigina uğruna katlandı; zira Zeus Aigina’yı gizlice kaçırdığında Sisyphos’un bu sırrı kızını arayan Asopos’a açıkladığı söylenir.”  

“Cezası bittikten sonra Athena Kadmos’u kral yaptı. Zeus da onu Aphrodite’yle Ares’in kızı Harmonia’yla evlendirdi. Bütün Tanrılar gökten indi, Kadmia’da şölen yaparak düğünü övgülerle kutladı. Kadmos Harmonia’ya bir giysi ve Hephaistos’un yaptığı bir gerdanlık verdi, bazıları gerdanlığı Kadmos’a Hephaistos’un ama Pherekydes Europe’nin verdiğini söyler, Europe’ye de onu Zeus vermişti.” 

[Hyakinthos kızları Atina’da kurban edilir] “Savaş uzayıp da Atina’yı ele geçiremediğinde Minos Atinalılardan öcünü alabilmek için Zeus’a dua etti. Kentin başına açlık ve veba belası geldi, Atinalılar önce eski bir kehanete itaat ederek Hyakinthos kızları Antheis, Aigleis, Lytaia ve Ort-haia’yı Kyklop Geraistos’un mezarında öldürdü; kızların babası Hyakinthos Lakedaimon’dan gelmişti, Atina’da oturuyordu. Fakat bu işe yaramayınca nasıl kurtulabileceklerini kehanet merkezine sordular; Tanrı, hangi kefareti seçerse Minos’a onu vermelerini söyledi. Minos’a bir heyet gönderdiler, vereceği cezayı onun takdirine bıraktılar.” 

“Odysseus bir Phrygialıyı esir alarak ona zorla bir vatana ihanet mektubu yazdırdı, sözüm ona Priamos Palamides’e gönderiyordu; Palamides’in çadırına biraz altın gömdükten sonra mektubu karargâha bıraktı. Agamemnon mektubu okudu, altını buldu, Palamides’i hain diye taşlanmak üzere müttefiklere teslim etti.” 

[Agamemnon’la Menelaos’un dönüş kavgası. Diomedes, Nestor ve Menelaos yola çıkar] “Bunlardan sonra mecliste görüştüler, Agamemnon’la Menelaos kavga etti, Menelaos yola çıkmayı tavsiye etti, Agamemnon kalıp Athena’ya kurban kesmekte ısrar etti. Diomedes, Nestor ve Menelaos birlikte deniz açıldığında ilk ikisinin yolculuğu şanslı geçti ama fırtınaya yakalanan Menelaos beş gemiyle Mısır’a geldi, diğer gemilerini kaybetti.” 

[Rüzgârların Kralı Aiolos’un adası, 10-11] Tekmil gemileriyle denize açılan Odysseus Aiolia adasına geldi, buranın kralı Aiolos’tu. Zeus rüzgârları hem dindirsin hem çıkarsın diye onu rüzgârların yöneticiliğine atamıştı. Odysseus’u ağırlarken yolda hangi rüzgârları kullanacağını gösterdikten sonra ona rüzgârları içine sıkıca bağladığı öküz derisinden bir tulum verdi, tulumu gemiye sıkıca bağladı. Odysseus uygun rüzgârları kullanarak rahat bir yolculuk yaptı, İthaka’ya yaklaşıp kentten duman çıktığını görünce uykuya daldı. Fakat tulumda altın taşıdığını düşünen yoldaşları tulumu açtı, rüzgârları salıverdi, şiddetli rüzgârlarla sürüklenerek geri gitti. Aiolos’a geldiklerinde Odysseus ona uygun bir rüzgâr vermesini rica etti ama Aiolos Tanrılar karşı çıkınca kurtaramayacağını söyleyerek onu adadan gönderdi.”  

Bibliotheka, Apollodoros, Çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, 604 s.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış