Sanatın siciline işlenen 'utanç'

Sanatın siciline işlenen 'utanç'

Adı ülke içinde çok iyi bilinmekle birlikte, Türkiye dışında da iyi bilinen uluslararası sanatçı Ahmet Güneştekin’in Venedik Bienali boyunca sergiyi gezen binlerce yabancı sanatsever tarafından da beğeni kazanan eserlerinden “Konstantiniyye”nin başına gelenler 2016’nın son sanat “utancı” olarak Türkiye sanat tarihinin siciline işle(n)di!

“Konstantiniyye”yi koleksiyonuna katan sanatsever bir işadamı, dev eseri yalnızca kendi koleksiyonuna hapsetme “bencilliğine” düşmeyip bir alışveriş merkezinde değerini anlayabilecek başka sanatseverle de paylaşmak istemişti...

Eserin bir AVM girişinde sergilenmesi üzerinden birkaç saat geçmeden; “Burası 1453’ten beri İstanbul” çıkışıyla protesto edenlerin tepkisi üzerine eser branda ile örtülerek sergilenmekten kaldırılmıştı...

Güneştekin'in “Konstantiniyye”sinin hikâyesi şu: Şimdilerde, yani en fazla son yüz yıldır İstanbul olarak bilinen şehrin geçmişten bu yana aldığı adların kolajı...

Grekçede Vizantion; Latincede Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma; Rumcada Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis; Slavcada Çargrad, Konstantingrad; Vikingcede Miklagord; Ermenicede Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli; Arapçada Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma; Selçuklular’da Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul ve Osmanlıcada Konstantiniyye, Konstantinopolis, Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü’s-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü’l-Hilafetü’l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet…

Diyarbekir'de Güneşin İzinde

Ahmet Güneştekin ile benim yolum yıllar evvel bir televizyon kanalı için haftalık olarak çektiği “Güneşin İzinde” programının Diyarbakır güneşinin hikâyesini çekmek üzere Diyarbakır’a geldiği tarihlerde kesişmişti. 

Daha önce de kendisiyle gıyabında tanışıyordum. Ama yüz yüze görüşmemiz telefon muhabbetimiz üzerinden “Güneşin İzinde” programı vesilesiyle oldu. Ahmet, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasının sadece bütün şehirlerini değil, ilçelerini hatta birçok köyünü derviş gibi gezip dolaşıyor; efsane ve hikâyeler üzerinden sanat yapıyordu.

“Diyarbakır güneşi” ile buluşması da benim kendisine aktardığım bir Kırklar Hikâyesi olan; don’undan sıyrılıp insanlaşan ve insan suretinde tarihi kadimden zeyl Dicle nehri kıyısında şehrin sorunlarını paylaşan ve çözüm arayan, görünür hali bir kedi olan ama meşveret meclisinin bir üyesi olanların hikâyesi üzerine olmuştu. Dört gün boyunca şehri birlikte dolaşmıştık. Sonunda Dîyarbekir hikâyesi olan “Güneşin İzinde” vücut bulmuştu.

Üzerinden on yıldan fazla bir zaman geçmiş olmalı. O gün bugündür Ahmet Güneştekin’i izlerim. Sıkça görüşürüz. 

Tophane’de İstanbul Modern - Antrepo 3’teki Yüzleşme sergisini birkaç yıl evvel gezip görmüştüm. Bir günümün bütün öğleden sonrası dört bin metrekarelik kapalı alanda sergilenen Yüzleşme’yle geçmişti.

Renklerin gurusu

Yaşar Kemal ağabeyin sanatçı için tabiri olan “usta bir ressam” tespitine renklerin “guru”su kavramını da eklemek hak teslimiyeti olur inancındayım. Guru diyorum çünkü eski zamanlardan kalma renklerde ısrar ederek modern zamanların sunduklarıyla harmanlanan bir “farkındalık” hatta “farklılık” yaratıyor yaptığı işlerle Ahmet Güneştekin.

Renkler ve sesler üzerinden “kışkırtıcı” bir üslup sahibi. Resmine baktığınızda hayal kurmanın sınırlarını epeyce zorlamaya meylettiren-kışkırtan, kışkırtırken de mutlaka yalın dengbêj seslerini içselleştirmeyi arzuladığınız bir ruh halinin resmi.

Ahşap, metal ve taş üzerinden tekniğini kendisi yaratan ve bu nedenle de özgünlüğünü hissettiren bir yeni resim sunuyor bizlere. 

Binler yıl evvelinden hikâyeleri, efsaneleri, mitleri ile eski zaman hikâye anlatıcılarının, dengbêjlerin efsunlu sesinde yer etmiş ve kaftan kafa, çağdan çağa akarak gelmiş kadim toprakların mitolojik öykülerine kendi hikâyelerini de katarak anlatıyor.

Kürt Teşi’si ile yün eğiren Kürt kadınlarının dokuduğu envai türdeki renklerden oluşan çoraplarda, kilimlerde, cecimlerdeki renklerin ışığındaki efsane derleyiciliği var Ahmet Güneştekin’in resimlerinde. Dünyanın bir dolu coğrafyasında yitik doğu seslerinin, ışığının tılsımı, sihri, büyüsü var...

Anadolu ve Mezopotamya hikâyeleri insan tekini “Güneş” kültüyle buluşturur. Sabah gündoğumunda, akşam ise günbatımında; hayat boyu biteviye günde iki kez yüzünü hava, toprak, su ve ateş gibi kutsiyetleri olan Zerdüştlük dahil coğrafyada boy vermiş bütün inançların güneşle buluşmaktan, yüzünü güneşe döndürerek hayata tutunmaktan yana tercih hakkını kullananların hikâyesinin resmi!

Ahmet Güneştekin’in bütünüyle resim serencamında resmine baktığınız her noktadan ayrı bir anlam farklılığına hatta yer değişikliğine bakış katan bir “çağdaş resimci” görüyor karşısında insan teki.

Sorgusuz, sualsiz ötelenen, reddedilen, yok sayılan; tekçiliğe entegre edilmeye çalışanlara inat, çokçu bir gelenekten beslenen modern resmin ısrarı var Ahmet Güneştekin resminde.

Bu sebeple “Konstantiniyye” sergilenmekten kaldırılmak yerine keşke mümkün olsa da İstanbul’un bütün toplu mekânlarında sanatseverlerle buluşturulsa!

Tabii sanatçıya reva görülen bu saygısızlığa karşı bir özürle birlikte...

02 Ocak 2017 / Diyarbekir 

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış