Olay Amed’de geçiyor

Olay Amed’de geçiyor

Doğaçlama performanslarıyla tanıdığımız istanbulimpro, Türkiye'de daha önce denenmemiş bir formatla Amed Şehir Tiyatrosu’nda seyirci karşısına çıktı. 

“Olay Rusya’da Geçiyor” doğaçlama performansında oyuncular, seyircilere daha önce Çehov’un oyunlarını izleyip izlemediklerini sordu. Ardından Çehov’un oyunlarının ya da öykülerinin üzerlerinde nasıl bir intiba yarattığını anlatmalarını istedi. “Tragedya, karmaşık ilişkiler, çelişkiler, votka, sayfiye, evlilik, özel mülkiyet, aldatma, kısır döngü, Moskova’ya gitme isteği, şehir-köy, hakimiyet, çöküş, hüzün” gibi yanıtlar veren seyirciler, oyuncular için âşık, tutkulu, fare gibi karakterler belirleyip oyunun adını ise “Mutlaka kazanacağız” koydu.  Zeynep Özyurt, Koray Tarhan, Jülide Güven, Evren Duyal ve Mahmut Fikirsindi, Anton Çehov’un yazmadığı oyunları Çehovyen bir atmosferde, Çehovyen karakterlerle seyircinin gözleri önünde sahnede yaratarak, olağanüstü bir performans sergiledi. 

Hikayeyi seyirciyle birlikte kuruyoruz

Oyunun ardından konuştuğumuz sanatçı Koray Tarhan, daha önce ne anlatacaklarına ve ne oynayacaklarına dair herhangi bir fikirlerinin olmadığını, Çehovyan bir evrende, Çehov’un hikâyeleriyle benzer bir hikâyeyi seyirciyle birlikte kurduklarını söyledi. Çehov’un evrenini tanımak üzerine birtakım ön dramaturji çalışmaları yaptıklarını aktaran Tarhan şöyle devam etti: “Daha sonra doğaçlamanın o temel prensipleri üzerinden yani birbirimizi dinleyerek ve birbirimizin yarattığı fikrin üzerine olumlu katkılarda bulunarak, yaratıcılığımızı tamamlayarak, seyirciden aldığımız doneleri de bunun içerisine katarak, daha doğrusu oradan yola çıkarak hikâyeyi anında seyirci karşısında doğaçlıyoruz.” 

Tarhan, bunu yaparken de amaçlarının kısa süreli, kısa soluklu espriler yerine, geçmişe ve geleceğe dair düşünceleri ve duyguları olan karakterleri canlandırmaya çalışmak olduğunu aktardı: “Her karakterin kendi yönelimini ve kendi beklentilerini birbirlerine çaprazlayarak oluşturduğu bir hikâyeyi anında kuruyoruz. Sonunda ne olacağına dair, ne söyleneceğine dair hiçbir fikrimiz olmuyor. Dolayısıyla neyle karşılaşıyorsak, bizi ne etkiliyorsa, bizden o çıkıyor. Bu o gün karşılaştığımız, orada söylenen bir cümle de olabilir. İçinde yaşadığımız ülke ve dünyanın bize hissettirdiği ve düşündürdüklerinin bilinçdışından çıkması da.”

“Biz şu oyunda şunun üzerine gidelim, şundan bahsedelim gibi bir strateji de izlemiyoruz. Her oyuncu kendi içerisinde barındırdığı ve taşıdığı etik ve birikimi, birbirinin etik ve birikimiyle birleştirip ortak bir hikâyenin oluşumuna demokratik bir biçimde, yatay bir örgütlenmeyle katılıyon. Bunda en önemli ateşleyici de seyircinin fikirleri ve verdiği doneler oluyor.”

Çehov dönemiyle günümüz arasında paralellik var

Bu türdeki oyunlarını üç sezondur sahnelediklerini belirten sanatçı, Çehov’un yaşadığı dönemle günümüz arasında paralellik olduğunu anımsattı: “Bu fikri ortaya koyduğumuzda Çehov’un bütün oyunlarını, öykülerini, yaşamöyküsünü okuyup o evrene biraz hâkim olmaya çalıştık. Çehov da bir yüzyılın bitip başka bir yüzyılın başladığı, bir yaşam biçiminin ortadan kalkıp başka bir yaşam biçiminin kendi dinamiklerini dayattığı bir süreçte ortaya çıkan bir yazar. Yarattığı bu evreni anlatan hikâyeler. Dolayısıyla bu anlamda paralellik gördüğümüz bir yazar. Çehov modern tiyatronun temel taşlarını oluşturmuş en önemli yazarlardan biri. Dolayısıyla bugüne de baktığımızda bir yüzyılın bitip diğer yüz yüzyılın başladığı, bütün dinamiklerin ortadan kalktığı, hele bu son iki yılda bu sürecin gitgide hızlandığı anda Çehov çok güzel şeyler söylüyor.” 

Çehov güncelliğini koruyor

Çehov’un tarzının ve dünyaya bakış biçiminin güncelliğini koruduğunu söyleyen Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü Çehov söylediği şeyi direkt değil dolaylı olarak söylüyor. Kaybedenler üzerinden anlatıyor. Toprak sahibi, bir zamanların güç sahibi insanların artık bir şeyleri kaybetmeye başladığı bir evrende onların Çar’la veya iktidarla bir dertleri yok. Kendi sahip olduklarını hâlâ savunmaya ve sonuna kadar kuyruğu dik tutmaya çalışan bireyler. Onların kendi içinde yaşadığı dramların nasıl bir acı komedi yarattığını gösteriyor. Bugün de aslında kaybetmekten korktuğumuz şeyler bizi acınası durumlara düşürüyor. Bu birçok şeyle örneklenebilir. Bugüne vuracak olursak; salt ‘barış’ dediği için bu kadar akademisyen KHK ile atılırken, bu sözü söylemeyip aynı yerlerde kalan insanların komedisini anlatıyoruz aslında. Neye sahibiz ki neden korkuyoruz? Kaybedeceğimizi düşündüğümüz şeylerin kaygısı bizi biz yapıyor. Somali’de açlıktan ölen bir çocuğun yaşam standardı lüksleriyle bizim yaşam tarzı lükslerimiz aynı değil ya da Sur’da ‘akşam tüp ya da su bulabilecek miyim’ diye düşünen bir kadının dramı aynı değil ama herkesin parmağına batan diken kendini acıtıyor. Dolayısıyla bu empatiyi yakalamaya çalışıyoruz. Seyirci de çok güzel tepki veriyor. Çünkü kendinden bir şeyler buluyor.” 

Diyarbakır seyircisi çok dinamik

Tarhan son olarak Diyarbakır’daki seyirciden İstanbul’dan alamadıkları kadar çok done aldıklarını vurguladı: “Büyük şehirlerde insanlar susmaya alışkın ama Diyarbakır’da insanlar susmuyorlar ve çok mutluluk verici bir şey. Amed Şehir Tiyatrosu’na destek vermek için geldik. Bu arkadaşlarımızın her zaman yanlarındayız ve olmaya devam edeceğiz. Çok değerli bir iş yapıyorlar. Çünkü Shakespeare’in zamanında kralın yardımcısı kimdi? Biri söylesin. Hatta kral ve kraliçe kimdi? Kaç kişi bilebilir?” 

Oyun; 90. ve yepyeni bir hikayeyle 7 Nisan tarihinde, saat: 19:00’da Amed Şehir Tiyatrosu’nda izlenebilir. 

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış