Advertisement

Ne işi var edebiyatta siyah kuğuların?

Ne işi var edebiyatta siyah kuğuların?

“Ben hiçbir şeyi anlatamam
her şey kendini anlatacak
her şey kendi anlatısından sorumlu”
(Tercüman-Süreyyya Evren)

Kâinatta mutlak bir denge noktası ya da kalıcı bir düzen olmadığını gösteren düzensizliklerden söz etmek istiyorum. Gezegendeki türler içinde insanın “insanlık” tarihi, sadece eksik ve kapsamı dar bir anlatıdır. Mesele gezegen hatta evren hakkında bir şeyler söylemeye geldiğinde de mitlerden öteye yol alınamamaktadır. Bu yazıda insan türünün bildiğini zannettiği bilginin eksikliği ve kurgusuna “Elde Var Sıfır” romanı üzerinden dikkat çekmek istiyorum. Bu sebeple kentlerde[i], bilimde hatta edebiyatta[ii]zuhur eden siyah kuğulardan bahsetmeye çalışacağım. Yine de hatırlatmakta fayda var; elbette siyah kuğuların sınır tanımaz gezintileri belli bir tarih yazımına tekabül etmektedir.

İki kent

İnsanın ayaklarını bastığı mekân ile kurduğu ilişki belli bir hissedişi ve yaşam tarzını da beraberinde getirir. Kentin dokuları da onunla ilişki kurabilen insanların yaşamlarıyla temas edebildiği ölçüde canlanır, onarılır ya da çürür. Gediz Akdeniz’in Kaos Yayınları’ndan çıkan “Elde Var Sıfır” bir kentin dokularına sızma, onunla ilişki kurma çabası içeriyor. Kenti adım adım dolaştıran, yaşayanlara dikkat kesilen bu çabanın en önemli odaklarından biri de iki kentin kültürel tarihiyle kurulan bağ ve yaşama dokunan uçları.

Romanda ana karakter Fikret’in yaşama dair arayışına ev sahipliği yapan iki kent, St. Petersburg ve İstanbul. Fikret Nastenka’sını ararken bazen St. Petersburg’un beyaz gecelerinde Neva’nın sularına dalıp dalıp çıkıyor, bulamadıkça bu sefer elinden düşürmediği “Beyaz Geceler”e dalıp Dostoyevski’nin adımlarını takip ediyor. Ancak bu takip Fikret’in anlatısında sapmalara, yoldan çıkmalara denk düşüyor – tıpkı Kuğu Gölü balesinde kozmosu temsil eden beyaz kuğuların düzenini bozan siyah kuğu gibi[iii]. Yazar, Fikret’in belleğinde bu iki kenti birlikte düşündürtecek benzerlikleri kurarken üniversiteler, mezarlıklar, politik olayların yaşandığı meydanlarda dolaşıyor. Kentlerin insanların yaşayışlarına nasıl etki ettiğini anlatırken St. Petersburg ve İstanbul arasında bağlar örüyor. Fikret’in kendi anlatısı iki kent arasında geçiyor ancak bununla birlikte kendini arama serüveninde karşılaştığı insanların da bu iki kentle yaşamsal bağları bulunmakta.

Fikret, doğrusal olmayan sistemler hakkındaki çalışmaları sebebiyle meslektaşları tarafından yalnızlaştırılmış bir grup fizikçi ve matematikçinin Lyapunov anısına düzenlediği toplantıya katılmak için St. Petersburg’a gitmiştir. Doğrusal olmayan matematiksel denklemler üzerine çalışmalarıyla bilinen St. Petersburglu meşhur matematikçi ve fizikçi Lyapunov da Fikret’in kendi iç çatışmalarıyla bütünleşir. Konferansta Lyapunov’un hayatı üzerine konuşma yapan Rus bilim tarihçisinin Lyapunov’la ilgili bazı gerçekleri geçiştirmesi Fikret’in dikkatini çeker. Çünkü Lyapunov’un kariyerinin yavaş ilerlemesi, hakettiği yerleri geç elde etmesi politik olduğu kadar ürettiği doğrusal olmayan bilgiyle de ilişkilidir.

İki kültür

Karmaşıklık Bilimi ile heterodoks bir bilim paradigmasının mümkün olabildiği görülmüştür ancak sıra bilim tarihinin yazımına geldiğinde söz konusu ortodoks bilimin tarihyazıcılığı devam etmektedir. Başka bir ifadeyle bilim tarihinin resmî tarih yazımı sürmektedir. Fikret alternatif bir bilim tarihinin yokluğundan şikayetçidir ve belki bu yüzden roman heterodoks bir bilim tarihi anlatısının eksikliğini kapatmaya çalışırcasına Lyapunov’dan Poincare’ye, Boltzman’dan Lorentz’e uzanan kapsamlı bir bilim tarihini ve kozmos-kaos düalitesinin sökülüp atıldığını yüksek sesle anlatmaktadır:

“Bilim dünyasında, ‘bütün kuğular beyazdır’ gibi baştacı edilen indirgemeci ispatçılık çöktü. ‘Siyah kuğular uğursuzdur’ diye kaosu sanattan da uzaklaştırmak yapıbozuma uğradı. Kozmosun kaos üzerindeki geleneksel iktidarı sona erdi.”

Romandaki bilim tarihi derdini biraz daha açalım. Fikret’in ’68 deneyimi ve akademik yapı içinde egemen bilim/bilgi anlayışına karşı verdiği mücadele onun politik pozisyonu hakkında fikir veriyor. Dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı da Fikret’in akademik dünyadaki pozisyonunun, bilim-dışı bir eksene kaçma ve profesör kimliğinden sıyrılma çabası. Bu çaba aynı zamanda Fikret’in bilim dünyasıyla zıt düştüğü pozisyonu ve bunun siyasal izdüşümünü işaret ediyor. Evrenin sırrını çözecek biricik formülü bulmaya çalışan meslektaşlarıyla ayrışan ve evrenin sırrını çözme merakından sıyrılan Fikret, bilimin tahtını yakıyor: “Evrenin gizemini inkâr eden, onu tek bir formülle görmek isteyen, iktidarını kararlılık üzerine kurmuş olan bilim, dengesini kaybetmeye başladı.”

Tüm bu kaos teorisi, karmaşıklık bilimi, bilim-siyaset ilişkisi, tarih yazımı tartışmalarının bir roman içinde yapılıyor olması ise C. P. Snow ile başlayan “İki Kültür”[iv] tartışmalarını hatırlatabilir belki. C.P. Snow'un 1959'da verdiği Rede Konferans sonrasında edebi entelektüeller ile bilim insanları arasındaki yöntem ve algılama farkı gündeme gelmişti. Kendisi de hem fizikçi hem edebiyatçı olan Snow, doğa bilimleri ile insan bilimleri alanında çalışanların birbirlerini anlamalarına engel iletişim kopukluğunun doğrudan bir mağduruydu. Bugün sürmekte olan “İki Kültürü Aşmak”[v] tartışmalarını “Elde Var Sıfır” romanı üzerinden düşünmek daha da anlamlı hale geliyor. Bilimde ya da hayatın diğer alanlarında ayrışmalara yol açan arayışlar yerine insanı merkeze koymadan onun evrenle olan ilişkisini kavrayabilecek bir tavra, bir bilgeliğe duyduğumuz ihtiyaç da bu tartışmaların izleklerinde saklı. “Elde Var Sıfır” okuyucuyu geç dönem bir seyyah gibi hermetik gezintilere çıkarmakla kalmıyor aynı zamanda bilim kültürünü, bilim-dışı konumdan mistik bir anlatıya dönüştürüyor.

 

[i]Gediz Akdeniz’in “Kara Kefali” romanı kefal balığının insanla olan benzerliğinden hareketle kahramanın İstanbul’daki düzensiz duyarlı davranışlarını anlatılaştırır.

[ii]Kendisini edebiyat-dışı tanımlayan Latife tekin’in “Ben gerçek edebiyatın bir ‘zuhur’ olduğunu düşünüyorum.” sözleri, siyah kuğuların edebiyattaki yaşam alanlarını işaret ediyor olabilir!  http://kulturservisi.com/p/latife-tekin-iyi-edebiyat-dogaya-aittir-daglarin-irmaklarin-yanina-eklenir

[iii]Romanda Kuğu Gölü balesinde kötülükle eş tutulan siyah kuğu tasvirinin, Petersburglular tarafından uğursuzluk olarak yorumlandığı not düşülmüş.

[iv]Snow, C. P. (2001), İki Kültür, Çeviri Tuncay Birkan, Tübitak, Ankara

[v]Lee, Richard E. ve Immanuel Wallerstein (2007), İki Kültürü Aşmak Modern Dünya Sisteminde Fen Bilimleri İle Beşeri Bilimler Ayrılığı, Çeviri Aysun Babacan, Metis Yayınları, İstanbul

 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış