reklam

Melekler

Melekler

Kendimi bildim bileli inandım ben meleklere. Dinler üstüydüler benim için. Farklı kültürlerin onları resmedişlerine baktım kalbimin saklı isteklerini onlara fısıldadım. Şimdilerde kalbim deli bir atıştan ibaretken gecelerde, sığındığım yine onlardır.

“Meleklerle Yaşamak” kitabıyla tanıdığım Beki İkala Erikli de bu sevgiyi paylaştığım isimdi. Küçük ofisinde, kainatı ısıtan kocaman bir gülüşle oturuyordu karşımda. Hiçbir dini inanç ya da öğretiye yaslanmadan sevginin gücünü, iyilik edimini anımsatıyor. Bana göre mesleği budur. İşte bu kadını ofisinin bulunduğu apartmanda 3 kurşunla öldürdüler.

Bu cinayetin önü ve arkasında o kadar çok şey oldu ki ülkede… İyiliği için dua ettiği o ülkede. Kayseri Komando Tugay Komutanlığı aracına canlı bomba saldırısı… Akabinde başta Kayseri olmak üzere ülkenin dört bir yanında gece boyu ateşe verilen, taşlanan HDP ofisleri… Diyarbakır Lice ve çevresinde yine kanın habercisi sokağa çıkma yasakları… İntikam yeminleri…  En zorlu vaadin, barışın sahibi HDP, eş başkanları, vekilleri, çalışanları tutukluyken, bunca kıstırılmışlığa inat sözünün takipçisi kalırken, hedefe konan barışın ta kendisi. Zaten barış diyenin terörist telakki edilmesinden belli aylardır.

Göz göze

Alev alev hıncın orta yerinde bir Beki İkala’nın o ağız dolusu gülüşüne bir de katil zanlısı Sinem Koç’a baktım. Seminerin verileceği apartmanda gizlenen ve onu vuran kadının suretine. 

Okudum sonra. Görüntülerin dökümünü: “Saat 17.50’de üç el silah sesi duyduk. Güvenlik kamera kayıtlarını izlediğimizde siyah bereli, yüzünü aşağıya eğen ve apartmana birkaç kez girip çıkan, siyah elbiseli bir kadının önce iki kadınla apartmana girdiğini gördük. Kadınlar asansör beklerken o merdivenden çıkıyormuş gibi yapıp tekrar dönüp merdiven altına gizleniyor. Beki Hanım apartmana girip asansör önüne geliyor. Çantasından bir zarf ve evrak çıkarıyor. Soluna döndüğünde katiliyle göz göze geliyor. Fakat hiç konuşmadan asansöre yöneliyor. Bu sırada kadın arkadan bir el ateş ediyor. Beki Hanım sırtüstü yere düşünce iki el daha ateş ederek kaçıyor.”

Okudum sonra. Öldürülen bir kadının ardından “ben ilk baktığımda su markası sandım o ismi” diyen yorumu; “eh belli ki yanlış melek çağırmış” diyeni; emojilerle üzüntü belirteni… Bitmeyen kötücüllüğü, pespayeliği. Bir biri hepsini. 

Sonra yine baktım öldürenin yüzüne. Oradaki donuk nefrete. Bir insana da değil, hayatın ta kendisine duyulan kine. Basına yansıyan ifadelerini okudum kerelerce: “Kitaplarını okuduktan sonra akli dengem bozuldu. Kitaplarında meleklerden bahsediyordu. Ne meleği, kendisi bir şeytan. Başkalarına zarar vermesin diye öldürdüm… Daha önce hiç ateş etmemiştim. Daha önce hiç deneme atışı yapmamıştım. Çalışıp çalışmadığını daha önce kontrol etmemiştim, ancak çalıştığını düşünüyordum. Ben Beki İkala Erikli isimli şahsın seminerlerine katıldım. Daha sonra şeytan ve diğer varlıkları görmeye başladım. Ve son iki aydır uyuyamamaya başladım. Daha önce ofisine gidip görüşmek istemiştim. Ancak o zaman yanımda silah olup olmadığını hatırlamıyorum. Ellerim enerji alanı tarafından çekilmektir…”

Kasten öldürme suçundan tutuklanan Sinem Koç’un bütün bu hal hareket ve ifadeler sonunda akıl sağlığı yönünden gözlem altına alınmasına da karar verilmesi gecikmedi. Kuvvetle muhtemel hasta. Bu hastalığından yararlananlar olup olmadığı da karanlık sever bu ülkenin bir diğer muamması olarak kalacak. Paris suikastı sanığı Ömer Güney’in davanın başlamasına günler kala “ölmesi”ni de anımsayarak. 

İşaret fişeği

Ama bazen akıl değil sezgidir, insana doğruyu gösteren. Somut ve simgesel her boyutuyla bu cinayet benim için karanlığı ifşa eden bir işaret fişeği. Bazen öyle olur ya; ortalık yangın yeriyken, neyi kaybetmekte olduğunu billurlaşan minicik bir anda görürsün. Beki İkala ve silah aynı cümle içinde yer alalı beri, benim için tablo daha da sarih. Bilmediğimden değil. Artık gözümü kapattığımda da görmeden edemediğimden. 

Hayko Cepkin’in hep aynı sözlerin tekrarlandığı içe işleyen bir “Melekler” şarkısı vardır. Sözlerde meleklerden bahsedilmez. Sadece şarkının ismindedirler. Ve elbette ezgide, seslendirenin yorumunda. Onu dinleyesim, dinletesim var. 

Bir olsun gönlünde, bir olmasam da
Bir olsun gönlünde bir olmasam da bir
Yine geldi kör günler niye ötsün bülbüller
İçim acır gündüzler yakar

Bir olamadık gönülde. Sadece aynı olmamız buyuruldu. Oysa eşyanın doğasına aykırıydı. En güzel farklılardık. Kendimizce  olmalıydık. Hür, eşit ve mutlu. Melekler böyle diler. Gerisi hep insana kalmış. 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış