reklam

Licê’yi bilir misiniz?

Licê’yi bilir misiniz?

Hoş, pek köy kalmadı ya! Derler ki, Licê yakınlarında bir köy yerleşkesi olan ve Licê havalisinin en eski yerleşim birimi olan Entax’ta (Türkçe adı, Atak) yedi kardeş yaşarmış. Kardeşler arasında bilinmez bir nedenle anlaşmazlık çıkmış. Kardeşlerden biri; ata, dede diyarı binler yıllık kadim şehirleri Entax’tan ayrılmış. Ayrılmış ayrılmışsına ya çok da uzaklara gitmeye gönlü elvermemiş. Dağ gibi bir dağın yamacında bağ, bahçe, bostanlık mekânını kurmuş. Aradan hayli zaman geçmiş.

Baba evlat hasretine dayanamamış. Demiş ki geride kalan çocuklarına: “Gidip bulun kardeşinizi. Ne haldedir, hali vakti nasıldır?” Kardeşler, arayıp bulmuşlar küskün kardeşi. Hasbihâl eyleyip Entax’a geri dönmüşler. Babalarına demişler ki; “Li cî ye” (yani, yerindedir). O gün bugündür, yani yaklaşık 1000 yıldır, 1100’lü yıllardan bu yana o küskün kardeşin yaşadığı yer, Licê adıyla anılan şehirdir ve sahiden de dosta düşmana karşı “Li cî ye”, yerinde ve ayakları üzerinde sapasağlam durmaktadır…

Bu tarihi girizgâhı sanırım niye yazdığımı okur anlamıştır. Bugünlerde Licê zor günler yaşıyor. Yıllar evvel yazdığım birkaç dizede varlık bulduğu gibi:

Bir tek Licê kaldı geriye,
Ötesini ne sen sor, ne ben söyleyeyim.
Taammüden cinayete kurban gitmiş bir şehir
Arayanı, soranı hak getire…

Lice tarih boyunca çok acılara tanıklık etmiş bir eski şehirdir. 1915 Ermeni Soykırımı’nda çokça Ermeni hemşehrisinin ebedi yok edilişine, ucu muhtemel ölümlerle sonuçlanacak sürgüne yollanışına, eli ve yüreği yettiğince kurtarabildiklerini ölümden kurtararak, diğerleri için çaresizce boynunu bükmüş şehirdir. 1925 Şeyh Saîd İsyanı’ndan sonra ve son yirmi yıl içinde de önce 1993’te yakılıp yıkılmış, sonra defalarca zulme uğramış bir şehrin direnişinin öbür adıdır Licê.

Nenemin tekerlemeleri

Ben Licê’yi en çok nenemden, sonra da artık yaşamayan büyüklerimizden dinlemiştim. Nenem demişti ki bir kez: “Hûvdê edarê / Berf hat gûlîya darê / Nema heya êvarê” (17 Mart günü yağan kar, ağacın yapraklarına kadar ulaşsa da, akşama kadar erir.)  Nenemden bu tekerlemeyi duyar ve bir anlam veremezdim. Evet, 21 Mart Newroz günüydü. Aynı zamanda baharın başlangıcıydı. 21 Mart eski takvimlere göre de yeni yılın başlangıcı olarak kabul görüyordu. Yine de hiçbir anlam veremediğim bu 17 Mart neyin nesiydi!

İşte Licê’yi ve hikâyelerini bilenler hafızalardaki yitik ve çözülememiş anlamı çözer. Altıbin yıldan bu yana Yukarı Mezopotamya’nın kadim halkları Asurîler eskiden beri şimdinin 1 Nisan’ına denk gelen günü, Asur toplumunun Newroz’u olan Akitu Bayramı olarak kutluyorlardı. Yeni takvimle eski takvim arasındaki fark olan 13 günü çıkardığınızda 17 Mart tarihiyle buluşuyordunuz. İşte upuzun yıllar “büyük felaket” 1915’e kadar Ermeni ve Süryani Hıristiyanlarla birlikte yaşamış Kürt ve Müslüman Licê toplumunun bugün hafızalarına bir dörtlükle dahi olsa nakşedilen 17 Mart’ın Licê’den yansıyan hikâyesi böyle bir algı olsa gerekti.

Yine nenemden bağbozumu dönemine ait bir tekerleme: “Eco, Eco! Wesiyê min li te bî. Mezelê min, binê dara gûzan bi kole. Bila dengê lengerîyan bê gohên min…” (Eco, vasiyetim sanadır. Mezarımı ceviz ağacının dibine kazın. Bağ bozumu zamanı büyük bakır kazanların sesini duyayım…)

Köyler, şahsiyetler, efsaneler, dükkânlar, çarşılar, bağlar, bahçeler, fötr şapkalı Licêliler, kadın erkek giysileri, gelenekler - görenekler, yemek kültürü, ticaret, doğa-hayvan ilişkisi, Licê depremi, acılar, isyanlar ve ağıtlar…

Bir de unutmadan, deliler. Kimi kez bir şehri anlatırken delisidir asıl olan. Şehirleriyle birlikte varlık bulan. “Xaltîka Eyşê- Eyşika dîn” bu sebeple Licê anlatılırken unutulmayacaklardan.

Licê'nin kaçakçıları

Tabii ki kaçakçılar... Bir başka katkı da yine bir tekerlemeden: “Bi qaçaxî karvanî / Hespa bozê rewanî / Bê melle û bê şuştin / Li hidûdê tên kûştin”. (Kaçakçılar rahvan altarı ile kervan halinde yola düzülürlerdi. Sınırları ihlal ettiklerinde vurulur ve genellikle hoca almadan cenazeleri yıkanırdı.) Eski Licê’de iyi bir tüfeği ve güzel bir atı olan, baba-dede mesleği kaçakçılık ile at sırtında ticarete, nakliyeciliğe, diğer adıyla “katırcılığa” soyunurdu. Atlardan söz ederken, Licêliler için atın önemini anlatan bir deyim var. Vurgulamadan geçmek olmaz:

Hespê ji sûvarê xwera gotiye;
Vexta ku tu li min sûwar bû,
Mîna neyarekî li min mêze bike.
Vexta ku tu ji min peya bû,
Mîna birakî li min mêze bike.

(At, sahibine der ki: Benim üzerimdeyken bana düşmanına davranıyorsun gibi hareket et. Ama ben dinleniyorken bana kardeş gibi davran.)

Elbette o kaçağın katırlarından mutlaka söz edilmeli! Her bir tarafına ortalama elli kilo yük yüklenen katırlar. Licê’de mimari yapılarda evlerin kapıları bile katırlara göre düşünülmüştü. Katırların, yükleriyle birlikte rahatlıkla içeriye girebilecekleri büyüklükte yapılırdı kapılar. Yağmurda, soğukta ve de dışarının meraklı gözlerinden kaçınmak için ihtiyaca göre düşünülmüş bir yapı tarzıydı eski Licê evleri.

Kaçakçılık Ahmed Arif’ce sınır tanımazlıktı Licê’de:

Bir yanım çığ tutar, Kafkas ufkudur.
Bir yanım seccade, Acem mülküdür.

Misal: Şam’dan, Bağdat’tan başlayıp, İran içlerine kadar süren kaçakçılığı, bu coğrafyada Licelilerden daha iyi yapabilenin olmadığı halen söylenir. Kendilerinin çizmediği sınırlarda, kendilerinin olan malları, kendilerinin dışında konulan yasaklarla yürüten kaçakçılar.

Motorlu araçların hiç olmadığı ya da çok az olduğu dönemlerde: Licêli katırcılar, ağırlıklı olarak Diyarbakır-Erzurum-Hınıs hattında, katırları ve atlarıyla nakliyecilik yaparlardı. Doğu’nun bir ilinden bir başka iline tayini çıkan memurların eşyalarını taşıdıkları olurdu. O günlerin Licê’sinde, katır o denli önemli bir nakliye aracıydı ki; katırı ve tüfeği olup da sefere çıkamayanların bunları kiraya verdikleri bile olurdu.

Licêli Rûşto

İşte Rûşto bu ünlü kaçakçılardan biri. Çoğu kez ünü kendisinden önce, gideceği yerlere gidenlerin soyundan! Rûşto’nun kendisi gibi ünlü bir sözü var. Halen söylenir.

“Eger yekî li we xist, / Mebejin em Licî ne. / We li yekî xist, / Bêjin em Licî ne…” (Eğer ki biri sizi vurduğunda alta düşerseniz sakın ola ki Liceli olduğunuzu söylemeyesiniz. Ama yok siz birini vuruyorsanız göğsünüzü gererek ben Liceliyim deyin).

Vurulmayı, düşmeyi ve de düşürülmeyi, Licê’sinin, memleketinin, coğrafyasının adına kara çalan bir düşünce ve davranış-bakış sayar, Rûşto ve Rûşto gibileri. Bingöllü Yado, Silvanlı Koçero gibi...

İşte Licêli Rûşto bir gün İran sınırından geçerken, hem de yüküyle, kaçağıyla geçerken sınır güvenlik görevlilerince bir çatışma sonucu vurulur.

“Vurulmuşum,/ Düşüm gecelerden kara” dercesine vurulur ve düşer Rûşto. Üzerine ilk yetişen bir rütbeli olur. Daha önce tesadüfen, Licê’de görev yapmış bir uzatmalı çavuş, Rûşto’yu tanır. Heyecanla sorar: “Ulan Rûşto, sensin değil mi? Licêli Rûşto!”

Rütbelinin tavrı insanidir. Daha önceden tanıdık biri ya! İnsani olan yan baskındır ve öne çıkmıştır. Rûşto’nun yarasına müdahale edilmelidir, edilecektir. Fakat ne mümkün! Rûşto kurşun yarasını almış ve düşmüştür ya! İnadı inat, düşkün, düşmüşken, çaresizken Licêli değilim denilecek ya! Licêli değilim demede ısrarlı.

Sonuç Rûşto için İran sınırında kan kaybından ölümdür. Rûşto ölürken bir kılam’dan yine bir parça:

Em Licî ne, em Licî ne, / Bav û kalan da qaçaxçî ne (Biz Liceliyiz, babadan dededen kaçakçıyız.)

Licê ağır yaralı

Nihayetinde zeyl olarak düşülmesi gereken bir Licêlinin Veysi Özkırtay’ın dizeleridir:

Xebroşkan digot sofiyê Xerzî
Li mehela filan hebûn goşkar û terzî
Hedadan asin dikutan, erd dilerizî
Hespên qaçaxçîyan bi rewanî dibezî
Ew dem û dewranan Licê kanî!

(Meseller anlatırdı Sofi; derdi ki! Ermeni mahallesinde terziler, kunduracılar vardı. Demirciler demir döğreken yer sallanırdı. Rahvan atlarıyla kaçakçılar gelirdi. İşte Licê’nin o günlerini arıyoruz).

Ne mi demeliyim! Sanırım diyeceklerimi şimdiye dek akıl etmişsinizdir. Licê bu günlerde hayli yaralı! Batı yakaya “uyuşturucu tarlalarına karşı bir operasyon yürütülüyor” diye korkunç derecede ölçüsüz bir savaş hali yürütülüyor Lice dağlarında, ovalarında, köylerinde. Ormanlar, dağlar yanıyor/yakılıyor… 

Licê’nin yarasına yoldaş olunmayacaksa susun ve bir daha da konuşmayın iyisi mi!

26 Haziran 2016 Diyarbakır

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

10 Yorum

  •  
    adil.baran
    05.01.2017

    Yahu eyi hoş yazmışsın emme eksik yazmışsın gurban. Sen PKK teröründen bahsetmemisin mesela sanki devlet canı sıkıldı orayi gidip yaktı yıktı dimi yahu arkadaş ya sizde bir sıkıntısı kuvvetle ihtimal- yada bu halkı aptal görüp aklıyla alay ediyorsunuz. Kusura bakma ama bu yazı bir kürdün bile desteğini alabilecek nitelikte değil. Okurken Kürtçe mani ve şiirler gördüm çok hoşuma gitti ama bu terör seviciliginiz mide bulandırıcı

  •  
    SONER
    18.07.2016

    Ermeniler,Kürtler, Türkler beraber olduk Anadoludan Doğu Roma İmparatorluğunu, Rumları attık. Sonra emperyalistlerlle beraber oldunuz \"Bir kısım ermeniler\" Aynı topraklarda yaşayan halkları arkadan bıçakladınız.Bu Ermeni soykırımı mı oluyor.

  •  
    turan bilal
    29.06.2016

    Biz kurt halki olume zilgitlarla giden olume tilili ceken bir halkiz .lice direnisin kalesidir bu yuzdendir yaniyoruz yandikca yesillenecegiz yesillendikce filizlenecegiz filizlendikce cogalacagiz .bu gune kadar kimseye bas egmedik bas da egmeyecegiz......

  •  
    Veysi Dem
    28.06.2016

    Yüreğinize sağlık güzel yazmışsınız.Huvde adere degil o Heyva adare ( Mart ayı) yani sanırım yanlış anlamışsınız

  •  
    artin
    28.06.2016

    En usteki resim ile yasli kadinin resimleri edvart gulsatara aiitir.lice de cekilmistir.

  •  
    Sadreddin Apaydın
    27.06.2016

    Sevgili dostlar; yanan yüreğiniz, yüreğim Azminiz ve direnciniz baş tacımdır.! Sn.Şeyhmus kardeşim eline-kalemine sağlık.! Ne güzel anlatıp-betimlemişsin Lice\'yi ve Liceliler\'i.!

  •  
    M.S.URGUN
    27.06.2016

    Sevgideğer Bıra, Gözyaşlarımı tutamadım. İyiki de tutmamışım. Ne yaman bir yazgı. Fazla uzatmak istemiyorum. Gözlerinden gözlerinden öperim. İyi ki varsın.

  •  
    Emrullah
    27.06.2016

    Lice ayrıca yıllardır pkkya da kamp görevi gören bir ilçedir. Şimdilerde yıkık dökük olması gayet normal, kaçakçılığı ile övünebilen sınırda vurulunca da mazlum edebiyatı yapabilen insanlardır. pkk vuruldukça birileri ağlamaya başlıyor şimdilerde uyuşturucu tarlalarına yapılan operasyonları bile hayli elestiriliyor. Ben de iyi bilirim doğuyu. Kusura bakmasın Lice,Uludere,Mardin,Hakkari,Van ve Diyarbakır ne zamanki eşkiyaya destek vermeyi bırakır ve bu devleti kabullenirsen o zaman bizim bakış açımız değişir. Ha bide elektrik faturaları...

  •  
    Sevda
    27.06.2016

    Pkk ya yani bizim, hepimizin ülkesini bölmeye çalışanların gelir kaynağı uyuşturucu yakılıyor. Kötü bir şey değil yani

  •  
    Bahadır
    27.06.2016

    Kültürel değerleri işleyen güzel bir yazı, fakat felaketlerle ilgili desem ki liceli lerin hiç mi kabahati olmamış?