Advertisement

Küçük Prens ve Göbekli Tepe

Küçük Prens ve Göbekli Tepe

Son zamanlarda kendimi sık sık Antoine de Saint-Exupery’in güzelim Küçük Prens ‘masalını’ tekrar tekrar okurken ya da yeni sesli-kitap furyası sayesinde ‘dinlerken’ buluyorum. Hikayenin yüreklere dokunan hüznü, Küçük Prens’in karşı konulmaz sevimliliği beni bu tekrarlara yönlendiriyor sanırım.  Antoine de Saint-Exupery’in diğer kitaplarının hep başucumuzda bulunmaları, onları bazen birlikte okumamız, sevgilinin ardından masada açık kalan son kitabın yine bu yazarın bir eseri olması da etkiliyor beni belki.

Son okuma ve dinlemelerimde, tilki ile geçen diyalog bölümü geldiğinde, Küçük Prens’i birden Göbekli Tepe’de  görmeye başladım… Hem de Göbekli Tepe B yapısında, ikiz tilki kabartmalarının olduğu dikilitaşlar arasında...

Tilki, Göbekli Tepe kazılarında en sık bulunan hayvan motiflerinden biri. Diğer en sık raslananlar yaban domuzu ve yılan. Benim hayal gücümün Küçük Prens’i Göbekli Tepe ile buluşturduğu  B yapısının ortasında iki adet T biçimli dikilitaş ve bu dikilitaşların birbirine bakan yüzeylerinde iki tilki kabartması var, şablonla yapılmış gibi birbirine benzeyen iki tilki...

Yalnızlığın, hüznün, şefkatin, özlemin anlatıldığı o güzel kitabın kahramanı Küçük Prens gezegen gezegen dolaşıp sonunda Dünya’ya geldiğinde, Afrika çöllerinde uçağı düşen yazar Antoine de Saint-Exupery ile değil de, Urfa taraflarında bir yerde, Göbekli Tepe’de 12 bin yıl öncesini günümüz ile buluşturan Klaus Schmidt ile karşılaşsaydı...   

Hikayede tilki, Küçük Prens’ten kendisini evcilleştirmesini ister, sadece evcilleştirilen varlıkların dostluğu, sevgiyi, bağlılığı anlayabileceğini söyler. Oysa Göbekli Tepe’nin tilkileri ona, kendilerini evcilleştiremeyeceğini ama isterse çevrede bulunan yabani buğdayın, yabani koyun ve keçinin evcilleştirmeye çok uygun olduğunu anlatırlardı herhalde. Bugün kullandığımız buğdayın genetik atababasının Göbekli Tepe yakınlarındaki Karacadağ çevresinde bulunduğunu, bölgenin hem ekolojik, hem genetik, hem kültürel uygun çıkış noktalarını bir arada barındırmış olduğunu da anlatmaya çalışırlardı belki.

Ve kitaptaki tilki, o ünlü bilge sırrını Küçük Prens’e verdiğinde, ‘insan yalnız yüreği ile doğruyu görebilir, asıl görülmesi gerekeni gözler göremez’ dediğinde Göbekli Tepe’yi anlamak için harcadığımız çabayı düşünmemek mümkün müdür?

12 bin yıl öncesinin materyal kültürüne ulaşıp, onu bugünün tüketim kültürüne adeta kullanım için sunarken, asıl görünmeyenlerin, ulaşmamız gereken bilgilerin, korumamız gereken değerlerin peşinden gitmeyi unutup, izlerini kaybedersek?

...

Antoine de Saint-Exupery  yüreği ile görebilen çok güzel bir insandı mutlaka, 1944 yılında ayrılmış bu dünyadan, hatırasına saygıyla...

Bir diğer güzel yürekli insan Klaus Schmidt idi, Göbekli Tepe’nin Klaus Bey’i... 20.07.2014 tarihinden beri artık burada değil, hatırasına sevgi ve özlemle… Hem de çok özlemle...

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

4 Yorum

  •  
    İrfan Ölmez
    04.03.2017

    sn kulturservisi.com size yorum ulaştırmak niye çok zahmetli? Çiğdem Hanım\'ın yazısını çok beğendim, ama yorumumu ulaştıramadım.

  •  
    İrfan Ölmez
    03.03.2017

    Hanımefendi, yazınız çok güzel; bundan sonraki turlarımda (olursa tabii) Göbeklitepe\'yi bu gözle de gezeceğim. Göbeklitepe\'yi bize, insanlığa kazandıran eşiniz, değerli insan Klaus Bey\'i tanıma mutluluğuna eriştim, saygı ve rahmetle anıyorum. İrfan Ölmez turist rehberi

  •  
    Elif
    01.03.2017

    Tebrikler. Bir diğer Küçük Prensi Hayranı olan Aizanoi Kazısından sevgiler.

  •  
    Mustafa Büyükkolancı
    01.03.2017

    Tebrikler