Korkunun yurdu

Korkunun yurdu

Korku sözcüğü insanın diline ne vakit doğduysa, cesaret ve özgürlük sözcükleri de o vakit doğmuş olmalı, zihnimize aynı anda işlenmişçesine birlikte söylenmek isteyen sözcükler bunlar.

Korku, doğuştan gelen bir duygu değil, içimizi kaplamaya uğraşan, bedenimizin tepki verdiği, soğuk bir çarpıntıyla reddettiğimiz bir his. İnsanın ötekileştirdiği tüm varlıkların genel adı sanki, insanın insanı yardıma çağırma çığlığının sözcüğe dönüşmüş hali. 

Korunma içgüdüsü bizi yaşayan tüm öteki canlılarla eşitliyor; korku ayırıyor. Bir kaplan nasıl ataksa biz de içgüdümüzle o ölçüde atağız. Ve cesaretle ataklık aynı şey değil. Ataklıkta düşünme yok; cesaret, korkuya kapılan insana verilen komut, düşünülmüş üstünde. 

“İnsan korkuyu ancak cesur olmakla yenebilir” diyen bilgelerin, filozofların başka yol bırakmazlığı, düşüncelerindeki kesinlik, komutun yüce öğütle desteklendiğini gösteriyor. Böylesi bir şart koşma, doğruca üstüne yürünmesi gereken, sebebi anlaşılmış, kaynağı belirlenmiş bir korkunun ifadesi olabilir ancak. 

Sayıklayan sözcükler arasında belki de en yankılı olanı korku. Aşk sözcüğünün aşkı sayıklaması gibi, korku da korkuyu sayıklıyor durmamacasına ve sesinde doğa yankısı var.

Özgürlük için, uzak geçmişte doğaya karşı savaşın zafer sözcüğüydü diyebiliriz, insanın doğaya üstün gelmekle kazanacağı aşkın serbestlik. 

Özgürlük, düş gören bir sözcük olma özelliğini daha uzunca bir zaman koruyacakmış gibi görünüyor.  

Bakış hızıyla bizden öteki varlıklara, onlardan bize yansıyan korkuya, her şeyle aramıza giren uzaklığın yol açtığı söylenebilir. Doğaya sırt çevirmemizin bir sonucu olarak, sırtımızdan geriye doğru açılan boşluk, korkunun yurdu haline gelmiş. 

***

Korku’yu Aşk’la da düşünebiliriz hatta. Cesaret, özgürlük ve korku, aynı zamanda aşk sözcükleri çünkü. 

Daha ileri gidip korkuya kapılmış bir insanın ifadesini, dünya dışı o çaresiz bakışı anımsayarak, bir an için, korkuya kapılmak iyidir de diyebiliriz. Aşka kapılmak gibidir işte, baş döndürücü bir çarpıntıyla kalp boşalır ve zaman öncesinde yaşanmış korkusuz bir hayatın ferahlatıcı soluğu dolar içimize.

Arkamızdan uzanan bir elin dokunuşuyla çığlık katına sıçradığımızda sesimiz, çağlar önce kopmuş bir ulumanın yankısına eklenir.

Korkunun yurdu, korkunun gölgeleri, korkunun melekleri. Korkuya bir çerçeve çizmeye çalışmaktansa, şiirsel bir başlık bulmalı. 

Korku, neredeyse aşk sözcüğü kadar cazibeli bir sözcük. Bütün öteki sözcükler, anlamlarını yitirme pahasına bir korku cümlesinin içinde yer almak ister gibidirler. Bir sözlük oluşturacak kadar çok korku sözü, korku çeşidinin (adının) olması pekâla buna bağlanabilir. Sıkça kullanıldığı için, korku sözcüğü dile dolanmış gibi gelir insana ama aslında dili sürükleyen bir sözcüktür. Korkuyla ilgili her türlü düşünceyi boşa çıkarmak üzere dili sürükleyen bir sözcük.

****

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış