Kız güzeldi de…*

Kız güzeldi de…*

Cağaloğlu’na girdiğim yıllarda “Babıâli” biraz biraz vardı; bir süre sonra yok olup gitti. Önce bir yayınevinde değil de bir reklâm şirketinde, o zamanların ünlü İstanbul Reklâm’da prodüksiyon asistanı olarak işe başlamıştım. Şimdiki açıköğretimin ilkörneği olan mektupla öğretime kaydolmuştun, o yıl üniversiteyi kazanamamıştım, kışın da çalışmaya başladım. Derken İstanbul Reklâm’dan ayrıldım yeni kurulan küçük bir reklâm şirketine girdim. 1975’in başları. Nuruosmaniye Caddesi’ne meydan tarafından girildiğinde sağdan üçüncü, dördüncü binaydı, büro en üst kattaydı. Küçük bir handı eskilerden. Orda birkaç ay çalıştım. 

Çalıştığım zamanın öteki iki boyutunda yâni “gelecek” ile “geçmiş”te bir Orhan Kemal ilintisi, ilişkisi varmış. Şöyle ki. Çalıştığım reklâm ajansı iki ortaklıydı, biri de Erden Kıral’dı. O sırada, işyerinin yanı sıra siyâsî bir belgesel çekiyordu. Her yönetmen gibi uzun metrajlı filmini tasarlıyordu. Ancak söz etmiş miydi, yâni o zamanlar düşünüyor muydu, anımsamıyorum. Birkaç yıl sonra Orhan Kemal’in romanı Bereketli Topraklar Üzerinde’yi filme çekecekti (1980). Ben de sinemada izleyecektim.

Henüz İkbal Kahvesi’ni (1972) okumamıştım. Binanın alt katında da Cağaloğlu’nun ünlü dağıtım şirketi Ge-Da vardı; sahibi de İkbal Kahvesi’nin yazarı ve Orhan Kemal’in genç dostu Nurer Uğurlu’ydu. Bugünden baktığımda bu ilginç ilişki ortaya çıkıyor.

Öte yandan o günlerde belleğimde yer etmiş ve hiç çıkmayan başka bir Orhan Kemal anısı! Ajansın çaprazında, yolun solundaki bina öbeklerinde Atasaray vardı. O da büyükçe bir iş hanıydı. Girişte, solda da bir kitapçı vardı; o zamanlar Cağaloğlu’nda her yerde kitapçı vardı. Bir adam duruyordu, elli yaşlarında, yüzü biraz asıktı. Sahibi miydi, yöneticisi miydi yoksa sorumlu tezgâhtar mıydı, doğrusu bilemiyorum. Ancak yanında da genç bir kız, tezgâhtar olarak çalışıyordu, benim yaşlardaydı ve güzel bir kızdı. Kızı görmek için kitapçıya girip, kitap alıyordum, özellikle de adamın olmadığı zamanları kolluyordum, kıza bir şeyler diyor, artık ne diyorsam, aklımca kur yapıyordum.

Kızın dalgalı uzun saçlarını, yünlü-tüylü sarı, pembe kazaklarını, siyah kırmızı ekose pileli eteğini ve kahverengi gözlerini unutmuyorum da, asıl unutmadığım ve bugüne kadar aklımdan hiç çıkmayan bir olay, ân, yaşanan zaman parçası. Bir gün yine kitap alıyorum, kız paketi yapıyor, dükkânın sağ tarafında da adamın iki konuğu var ve konuşuyorlar. Orhan Kemal’i anlatıyordu adam, büyük bir yazar olduğundan, edebiyatımızdaki öneminden söz ediyordu, sözcük sözcük anımsamıyorum ama özü buydu. Hatta –adını hiç unutmadığım– iki yazarla karşılaştırıyordu. Bir ders gibiydi. Zâten tezgâhtarlar, kitapçılar o zamanlar bir edebiyat eleştirmeni, yazar kadar bilgiliydi ve alacağınız kitap ve yazarı hakkında sizi aydınlatırdı. Buna epeyce bir süre daha tanık oldum.

O sıralar, edebiyatla falan ilgim yoktu, bolca top oynuyordum; ama öte yandan ağbim artık profesyonel olarak tiyatroya başlamış, kuzenlerim, dayımın oğlu, teyzemin oğulları, mezun olmuşlar ama 68 kuşağının içinde yer almışlar, dayımın kızı çok okuyan bir genç. Hepsi benden büyük, bir şekilde onlardan Orhan Kemal’i duymuşum ve büyük bir yazar olduğunu biliyorum. Dahası, artık onların etkisiyle mi, yoksa öğretmenlerimizden mi, o zamanlar da çok sıkı edebiyat öğretmenlerimiz vardı, Baba Evi’ni, Avare Yıllar’ı okumuşum, etkilenmişim; sonra da Cemile’yi okumuşum çok çok etkilenmişim, silinmez izi kalmış. Hatta buradaki, Nilüfer Kütüphanesi’ndeki arkadaşlar kapak yarışmasında hangi kitabı konu olarak verelim diye fikrimi sorduklarında hiç düşünmeden Cemile demiştim.

Eh ben de biliyorum ya Orhan Kemal adını, üç romanını da okumuşum, kız da güzel ve kendimce kur yapıyorum, lafa girdim bir şeyler söyledim, neler olduğunu anımsamıyorum, boş şeylerdi kuşkusuz, sonrasında çok utandım, onu çok iyi anımsıyorum. Adam da sanırım bir şeyler deyip geçiştirmişti. İnsan gençken câhil ve cesur oluyor. Özcesi o kitapçıya, kitapçılara Orhan Kemal’in havası, edâsı sinmişti. Yazarlığı sinmişti. Hatta o sokaklara da sinmişti ama ben bunu anlayacak, algılayacak bilgide, düzeyde değildim.

Evet, kimse dünyaya yazar olarak gelmiyor; tabiî ki kişinin doğduğu aile, yaşadığı çevre, okulu, öğretmeni, bazen iş ortamı gibi etkenleri saymak gerek. Babası önemli bir kimse, milletvekilliği yapmış, gazete çıkarmış, parti kurmuş. Annesi o dönem için okumuş insanlardan. Rüştiyeyi bitirmiş, iki yıl ilkokul öğretmenliği yapmış. Kuşkusuz ki etkileri vardır. Hapisânenin olumsuz koşullarına karşın Nâzım Hikmet’in dostluğu, bilgisini paylaşması ve bir anlamda “edebiyat eğitmenliği” dolayısıyla bir tür usta-çırak ilişkisi, Orhan Kemal’in yazarlığında kuşkusuz çok çok önemli. İkbal Kahvesi’nde adını dile getirdiği ve kendisine kitaplar vermiş olan İsmail Usta da belli ki etkili olmuş. Bu İsmail Usta’nın peşine düştüm biraz. Belki yanılıyorum ama 1925’te TKP davasında tutuklanan bir işçi İsmail varmış, o daha sonraki yıllarda Adana’ya gitmiş, yerleşmiş fabrikalarda çalışmış; o olsa gerek, benimki bir sezgi, tahmin. Ancak bütün bu etkilerin, etkilenmelerin dışında onun, Lorca’yı anarak söyleyeyim duende’si var; yaratıcılığı var, yeteneği, kararlılığı, çalışma arzusu var. Yaşam koşullarını düşünürsek direncini de görürüz. Bunların özellikle altını çizmek isterim...

Evet sokağa ayna tuttu dedik Orhan Kemal için. İstanbul’a daha çok tuttu. Şimdi bir süredir İstiklâl Caddesi’nde yürüyemiyoruz. Yaklaşık 1,7 km uzunluğunda bir yol, Meydan’dan Tünel’e doğru. Bizim meyhane, Cadde’nin öteki ucunda, gitmesek olmaz; zâten gitmesek, meyhaneci arıyor neredesin diye. Epeyce bir süredir arka sokaklardan gidiyorum. Orhan Kemal’in sayfalarını, karelerini görüyorum, onun tiplerini görüyorum, kuşkusuz zaman değişti ama o hava bir şekilde duruyor. Belli ki bir süre sonra o sokaklar da değişecek; ne var ki Orhan Kemal’in yazdıkları var, iyi ki var, bu anlamda bizler çok şanslıyız.

Büyük bir yazarı, Orhan Kemal’i saygıyla anıyorum... 

*8/9 Aralık 2017 tarihlerinde (Bursa) Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü’nün düzenlediği “Sokağın Aynası Orhan Kemal Sempozyumu”nun açılış bölümünde yapılan konuşmanın düzenlenmiş biçimi…

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış