Advertisement

Kısmetse olmasın!

Kısmetse olmasın!

Bir arkadaşı tarafından haksızlığa uğrayan kuzenim, aralarında geçen tartışmayı anlatırken “Laf cambazlığında ona yetişemeyeceğimi anlayarak sustum. Tıpkı ‘Kısmetse Olur’ programındaki kadınlar gibi konuşuyordu” deyince, programı merak etmeme rağmen yayımlandığı saatlerde çalıştığım için izleme fırsatını yakalayamadım. Ancak sağ olsun devletimiz bir yandan Türkiye’deki işsizlik oranının giderek arttığına ilişkin üzüntülerini dile getirip çözüm aramaya çalışırken, öte yandan devletin kendi elleriyle yarattığı işsizler ordusuna ben de katıldım. 

Ayrıca Meclis’te gelen şikâyetler üzerine bu programların aile kurumuna olumsuz etkilerinin araştırılmasına ve önlenmesine ilişkin komisyon kurulduğu haberlerine rastlamıştım. Benim üzerimde nasıl bir etkisi olacağından hareketle, gündüz saatleri açık olan TV karşısında kanalları değiştirirken –ki bunun aksi mümkün değil zaten– önce birbirinden güzel, mankenlere taş çıkaracak güzellikte kadın ve sportmen, yakışıklı erkeklerin kaldığı bir eve çekilen programa rastladım. Pardon ayrı evlerde kalıyorlar. Malum kızlı erkekli aynı evde kalmak sakıncalıydı. Birbirlerinden hoşlananlar kırmızı kalpten balonların, pelüş koltukların olduğu  “kırmızı odada” buluşuyor. Ancak biraz dikkatli izlediğinizde her şeyin kurgu olduğu ve adayların cast (oyuncu) ajanslarından geldiğini anlamamak mümkün değil. Aslında hepsinin niyetinin evlenmek değil de sadece tanınmak olduğunu fark ediyorsunuz. 

Kanalı değiştirdiğimde stüdyonun ortasına kurulmuş paravanın iki yanında birbirlerini görmeden tanımaya çalışan iki kişi. Aklıma yıllar önce Nurseli İdiz’in sunduğu “Saklambaç” adlı program geliyor. İyi hatırlıyorum, paravan açılıncaya kadar hepimiz heyecanla bekliyorduk. Ancak çiftler sadece yemek yemeğe gidiyor, kimsenin aklına da onları baş-göz etmek gelmiyordu. Neyse, paravanın bir tarafından kendi elleriyle yetiştirdiği bir kasa domatesle gelen (organik bir aşk istiyor muhtemelen) bir adam duruyor. Talip olduğu kadınsa “keşke domates yerine çiçek getirseydi” diyerek hayıflanıyor ve paravan açılınca “Cevabım olumsuz!” diyor. Ardından diğer talipler adaylar için geliyor. Kimi detone sesiyle şarkı söylerken kimisi dans ederek hünerlerini sergiliyor. Adayların taliplerine sordukları sorular arasında ne dünya görüşü, ne okuduğu kitaplar ne de son izlediği film var. Programda evlilik için çok önemli bir kriter olan o tek soru soruluyor: Burcunuz ne? 

Kanalı değiştiriyorum. Tanıdık bir yüz beliriyor. Aa bu bizim milli damat Caner değil mi? Yıllarca “Biz Evleniyoruz” programında Tülin’le ha evlendi ha evlenecek diye milli sorun olmuştu hani. Hâlâ evlenememiş meğer. Yanındaki kadınla birlikte iki elinin baş ve işaretparmağıyla kalp işareti yaparak stüdyoya giriyor. Locadaki taliplerini bekleyen adaylar, talipler hakkında sosyolojik, psikolojik yorumlar yapan teyzeler, ilişki uzmanları tekmili birden o işareti yapıyor, gün ortasında şarkılara eşlik edip halay çekenler, bir coşku, bir heyecan... Sonra bir an ellerimi o işareti yapmaya çalışırken yakalıyorum.

Bir de stüdyoda canlı müzik yapan orkestra var. Mevzunun gidişatına göre şarkılar çalan, adaylar hüzünlenince acılı, çay içmeye çıkarken aşk parçaları söyleyen. Yine kanalı değiştiriyorum. Bu kez stüdyoda sunuculuk yapan ama sadece sarı bir ışık huzmesi gibi kıpırdamadan duran bir siluete rastlıyorum. Kamera bir türlü yakın çekim vermiyor. Seda Sayan’mış meğer. Stüdyoda bir tartışma var ama o öylece hareketsiz bakıyor. Muhtemelen çok heyecanlanmış belki de kızmıştır ama yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyor. Kavganın hemen ardından “Hadi Solmaz dans et” diyor. Aday kadın kalkıp Roman havasıyla dans ediyor. Beğenmediği talibi de ona eşlik ediyor. 

Daha fazla dayanamayıp kumandayı televizyona fırlatıyorum. Güzelim HD TV’nin ekranı reyting uğruna bozulan sinirlerime kurban oluyor. Birden tuhaf bir şey oluyor. Eyvah! TV’nin içindekiler beni stüdyoya çekiyor. Nasıl yani? Bunlar gerçekmiş meğer. Biri benimle halay çekmeye çalışırken diğeri dans etmeye zorluyor. Biri “çay içelim” diyor öteki kafamdan aşağı güller döküyor, bir diğeri “Burcun ne?” diye soruyor. Locadakiler elleri kalp işareti şeklinde, üzerime doğru geliyor. Ellerinden kurtulmaya çalışırken ayağım domates kasasına giriyor, kayıp düşüyorum. Fonda acılı müzik çalıyor bu kez “Yıkılmadım ayaktayım”. O hengamede paravan üzerime yıkılıyor ve kan ter içinde fırlıyorum ki yataktayım. Tanrım kâbusmuş. Evimdeyim. 

Ben uyandım da onları kim uyandıracak merak ediyorum.  

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

1 Yorum

  •  
    Begum
    16.03.2017

    Uzun zamandir okudugum en kotu Türkce metin, anlam kaymalari, devrik cumleler, ozne yuklem uyumsuzluklari ile dolu. Herhalde Turkce Bircan hanimin ana dili degil.