Advertisement

Kavga ve zaferin şiiri: Şostakoviç’in 7. Senfoni’si

Kavga ve zaferin şiiri: Şostakoviç’in 7. Senfoni’si

9 Ağustos 1975, dünyanın en önemli bestecilerinden Dimitri Şostakoviç’in bu dünyadan göçtüğü gün. 69 yaşındaydı ve üzerinden 41 yıl geçti. Mahler’den omuz alarak ve yaşadığı ülkenin müziğinden ve tarihinden beslenerek yarattığı eserleri, bugün pek çoğumuz baş ucumuzda tutuyor, sadece sıkıntılı anlarımızda değil, coşkulu zamanlarımızda da ona sığınıyoruz. Kendi adıma, 7. Senfoni’ye sığındığım zamanların çok olduğunu ve her türlü ruh halimde bu eserin beni kendime getirdiğini söyleyebilirim. Bu yazının yazılma sebebi, biraz da bu aslında: 9 Ağustos’un bir başka önemi daha var zira… 1942’de, Leningrad başlıklı bu senfoninin kendi topraklarında yani Leningrad’da seslendirildiği gün bu. 

Hikâyenin girişini, bizzat Şostakoviç yapsın: “7. Senfoni’yi çok çabuk bestelemiştim. Beste yapmadan duramıyordum. Savaş dört bir yanı kaplamıştı. Halkla beraber olmalıydım. Bu senfonide savaşan ülkemin imgesini yaratmaya, onu müzikle yakalamaya çalıştım. Savaşın ilk günlerinden başlayarak piyanomun başına oturup karşısında zaferi kazanmak için yaşamını da, çabasını da esirgemeyen çağdaşlarımı yazmayı amaçladım.

Senfoninin yazılışına ve sonrasına dair rivayet muhtelif –ki besteci de bundan muzdarip: “[7. Senfoni] konusunda bir yığın saçma dinlemişimdir. Bütün bu budalalıkların böylesine uzun ömürlü olması ise akla durgunluk veren bir şey. Düşünmeye gelince insanların ne denli tembel olduklarına şaşıyorum kimi zaman.” 

Kimi, Hitler’in yenilgisi için yazıldığını söyler, kimi Leningrad’ın kurtuluşuna adandığını. Oysa, öncesinden tasarlanmış bir eser bu: “7. Senfoni, daha savaş öncesinden tasarlanmaya başlamış bir yapıttır; salt Hitler saldırısına bir tepki olarak görülemez. ‘İstila teması’nın saldırıyla bir ilgisi yoktur. O temayı bestelediğimde insanlığın başka düşmanları vardı kafamda.” Şostakoviç, bunları söylerken çuvaldızı kendi tarafına batırmayı ve Stalin’i eleştirmeyi ihmal etmiyor: “Kuşkusuz faşizm iğrendirici bir şey benim için ama yalnız Alman faşizmi değil, faşizmin her türlüsü iğrenç. Bugünlerde insanlar savaş öncesini çok tatlı bir dönemmiş gibi anımsamaya düşkünler. Hitler başımıza bela oluncaya kadar her şeyin mükemmel olduğunu söylüyorlar. Hitler bir canidir, bu çok açık; ama Stalin de öyledir. Hitler tarafından öldürülmüş insanlar için duyduğum acı sonsuz; ama Stalin’in emirleriyle öldürülen insanlar için duyduğum acı da ondan hiç aşağı kalmıyor.” Senfoninin besteleniş hikâyesine geçmeden, son sözü yine o söylesin: “…senfoni, kuşatma altındaki Leningrad’a değil, Stalin’in yıkıp da Hitler’in olsa olsa bu yıkımın üstüne tüy diktiği Leningrad’a ilişkin.

Sovyet vatanseverlerine adadı

Şostakoviç, 7. Senfoni’yi yazdığında 35 yaşındaydı. 1906 doğumlu. Dedesi, Polonya’dan Rusya’ya gelen bir veteriner. Babası, Mendeleyev’le çalışan ünlü bir kimyacı. Annesinin piyanist oluşu, küçük yaşta müziğe yönelme sebebi. İlk bestesi, daha çocukken yaptığı, “Devrim Kurbanlarının Anısına Cenaze Marşı” –ki yolunu çizen beste belki de bu. Sonrasında “devrim”in sesi oldu, ekseriyetle halkının acılarını dile getirdi. Sadece klasik eserler değil, caz formunda şarkılar ve film müziklerine de imza attı. Popüler olmasında bunların da payı var şüphesiz. 

Babasının erken ölümü, çalışma hayatına erken başlamasına sebep oldu. Sinemalarda piyano çaldı, doğaçlamalar yaptı ve bu, müziğine büyük katkıda bulundu. 1930’lu yılların ortalarında, Stalin’in ona sırt çevirmesiyle gözden düştü ama bildiğini yapmaya devam etti. 1941 yılında bestelediği 7. Senfoni, onun şahikası.

“Leningrad” başlıklı senfoni, Şostakoviç’in en uzun eseri. Leningrad savunması sırasında, şehirde itfaiyecilik yaptığı dönemde yazdı bunu. 19 Temmuz’da başladığı eserin ilk bölümünü 3 Eylül’de, ikinci bölümünü 17 Eylül’de, üçüncü bölümünü 29 Eylül’de bitirmiş. Eserin rötuşlarıyla bittiği tarih, 27 Aralık 1941. İlk seslendirilişi, o sırada yaşadığı Samara’da Bolşoy Tiyatro Orkestrası tarafından yapıldı: 5 Mart 1942 tarihli konseri Samuil Samosud yönetti. Şostakoviç, duygularını, Vechernaya Moskva’ya şöyle açıklamıştı: “İcradan olağanüstü hoşnudum. Leningradlıların kentlerini kahramanca savunusunun izlenimi altında yazılan ve bu yiğit Sovyet vatanseverlerine adanmış olan senfoninin geleceği becerikli ellerde.

Yirmi dört gün sonra, Moskova prömiyeri gerçekleştirildi. Önceki ekibe Radyo Orkestrası’nın üyeleri katılmış, orkestra güçlendirilmişti. İcra, büyük bir başarı kazandı. Şostakoviç, bütün görkemiyle istemeden uzaklaştığı sahalara geri dönmüştü. 

Sonraki adım, senfoninin Leningrad’da seslendirilmesi –ki provası, Temmuz 1942’de Novosibirsk’te, Yevgeni Mravinski yönetimindeki Leningrad Filarmoni Orkestrası ile yapıldı. Bestecinin “en iyisi” dediği bu yorum, Lev A. Rossov’un 1980 yılında yaptığı bir tabloda ölümsüzleşmiştir. 

Sonra, hızla Leningrad konserinin çalışmaları başladı. Orkestra, Leningrad Radyo Senfoni Orkestrası’nın kalan üyeleriyle güçlendirildi, şehre asılan ilanlarla eli enstrüman tutanlar desteğe ve cephede savaşan müzisyenler, ulaşılabildiği kadarıyla “görev”e çağırıldı. Karl Eliasberg yönetimindeki toplama orkestra, eseri, kuşatma altındaki Leningrad’da, bundan tam 74 yıl önce, 9 Ağustos 1942’de başarıyla seslendirdi. Kaynaklar, konserin top sesleriyle bölünmesini engellemek için, Alman mevzilerinin konser öncesinde uzun uzun bombalandığını yazar. Ayrıca cepheye yönelik bir yayının hoparlörlerle yapıldığını da tanıklıklardan öğreniyoruz: Sovyet mevzilerine moral, Alman mevzilerine sıkıntı olarak tesir eden bir yayın bu. Bu tarihi konserde çalan müzisyenlerden hayatta kalanlar, 1964 ve 1992’de bir araya gelerek eseri yeniden seslendirdi. Bu da, şahane bir anekdot olarak tarihe geçti.

‘Benim senfonilerimin çoğu mezar taşlarıdır’

7. Senfoni, Rus zaferinin propaganda aracı olarak kullanıldı. Şostakoviç’e, muhalifliğine rağmen iade-i itibar verilmesi, eserin gücünden. Casusluk filmlerine taş çıkartacak şekilde Rusya’dan mikrofilmlerle çıkarılan ve Tahran-Kahire üzerinden Londra’ya ulaştırılan notalar, 22 Haziran 1942’de Londra Filarmoni Orkestrası üyelerinin önüne konduğunda, senfoninin ünü dünyaya yayılmıştı. Asıl ün, eserin, 19 Temmuz 1942’de, Arturo Toscanini yönetiminde NBC Senfoni Orkestrası’nca New York’ta seslendirilmesi üzerine geldi. Dünya, bu konseri radyodan canlı dinledi. Eser, 1942-43 konser sezonunda, sadece Amerika’da 62 kere seslendirildi ve çok popüler oldu.

Şostakoviç, eserini, Moskova prömiyerinde dağıtılan program kitapçığında şöyle anlatıyor: “İlk bölüm, savaşın kötü gücünün barışçıl, eşsiz yaşamımızı nasıl kesintiye uğrattığını anlatır. Halkımızın mutlu yaşamını, kendilerine ve geleceklerine duydukları güveni; savaş öncesinde binlerce Leningradlının, gerçekte ülkemizdeki bütün insanların sürdükleri yaşamı… (…) İkinci bölüm, güzel, mutlu olayların bir araya getirildiği lirik bir scherzo’dur. Bunun altını çizen bir hüzün ve dalgınlık izi vardır. Üçüncü bölüm duygusal bir adagio’dur. Yaşam sevinci ve doğaya karşı duyulan hayranlık, dördüncü bölüme kesintisiz bir geçişle bağlanan bu bölüm boyunca akan ana temalardır. Birinci ve dördüncü bölümler, kompozisyondaki en önemli bölümlerdir. Birinci bölüm bir kavgadır, dördüncü bölüm ise yaklaşan zafer. Kısa bir girişle açılır, bunu heyecan verici ilk temanın sergilenmesi izler. İkinci tema, mizaç açısından muzafferane olup bütün bir kompozisyonun dönüm noktasıdır. Bu dönem noktası, sakin ve güvenli bir şekilde gelişir ve finalin büyük, neşeli sesinde zirveye ulaşır.

Yazının sonunda, bestecinin şu sözlerini alıntılamadan edemeyeceğim: “Benim senfonilerimin çoğu mezar taşlarıdır. İnsanlarımızın pek çoğu ölüp gitmiş, yakınlarının bile bilmediği yerlere gömülmüşlerdir. (…) Kurbanların her biri için bir beste yapmak istiyorum ama bu olanaksız. O yüzdendir ki, müziğimi onların tümüne ithaf ediyorum.

Bir gün, mutlaka!

Şostakoviç’in yazı boyunca andığım anıları, Türkçeye çevrilmiş iki ayrı kitapta yayımlandı. İlki, Solomon Volkov’un derlediği “Tanıklık Tutanağı / Şostakoviç’in anıları” (çev: M. Halim Spatar, Pencere Yayınları, 1992) adlı kitap. 1979’da yayımlandığında çok tartışmalar koparmış ve kitaptaki Stalin eleştirisi üzerinden Şostakoviç’e yeni bir saldırı dalgası başlatılmıştı. Girişinde, şunları söyler besteci: “Bunlar benim kendime ilişkin anılar değil. Başka insanlara ilişkin anılar. Bize ilişkin olanları başkaları yazacak. Doğal olarak da, utanmadan bir sürü yalan savuracaklar ama onların işi budur.”

Türkçedeki diğer kitap, “Şostakoviç: Hayatı ve Eserleri / Sanatçının kendi kaleminden kendisi ve çağı” (çev: Hakan Güçlü – Mehmet Kıvanç, Gelenek, 1999). Kitabın girişinde yer alan cümle, yazının sonunu getirsin: “Bir sanatçı için halk kitlelerinin her gün yeni başarılar elde ettiği bir çağda yaşamak ve yaratmak büyük bir mutluluktur.

Şostakoviç, çağımızın gördüğü en büyük bestecilerden biri. Do majör 7. Senfoni (op. 60), şahikası. Yevtuşenko’nun “Babi Yar”ından uyarladığı Si bemol minör 13 numaralı senfonisiyle (op. 113) birlikte, dönemi anlatan en iyi eser. Bir dönem, gençliğimizde, devrim sabahı bu senfoninin dördüncü bölümüyle sokaklarda yürüyeceğimizi hayal ederdik. Hayal baki: Bir gün, mutlaka!

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış