Karmakarışık, çok tutarlı

Karmakarışık, çok tutarlı

Karmakarışık hissediyorum. Bir duygu ve tersini bir arada; sevinç ve kahrı misal, öfke ve şefkati misal… Necmiye Alpay, Aslı Erdoğan, Zana Kaya aylar sonra tahliye edildi. Olmayan bir suçun savunmasının da mümkün olmadığını göstererek, suç yaratma mekanizmasını ve gerekçelerini ifşa ederek… 

Onların gülümseyen yüzlerini alıp yılbaşı ışığı kıldık kendimize. Yetmediğini görerek. Aradaki boş kara delikleri fark ederek. Sadece o tahliye gününde dahi Ahmet Şık dahil sekiz gazeteci göz altındaydı. Ev baskınları ve tutuklama talepleri peş peşe geliyor. Besbelli yeni yıl ajandaların çoğu günü de anmalar ve duruşma tarihleriyle dolu olacak. Böyle yaşanacak yani. Öle doğa, direne kalka… Çok sayıda gazeteci, insan hakları savunucusu, avukat halen tutuklu. HDP eş genel başkanları, milletvekilleri, parti çalışanları, DBPli siyasetçiler, kayyım atanmış belediyelerin eş başkanları hepsi tutuklu. İrade dediğimiz şeye kastedilmiş. Milli irade dışında iradelerin de özgür ve adil bir biçimde temsiline inanıyorsak elbet. Temel insan haklarına yani. İnsan denen varlık istisnasız ve koşulsuz olarak hepimizi kapsıyorsa yani.

Oysa kardan adamlar ve Noel Babalar bile güvende değil. Birkaç yıl önce Noel Baba’nın şişme versiyonu protesto niyetine sünnet ediliyordu. Bu sene gariban yumruk yiyor. Kendisi memlekette yaşayan, azaltıla azaltıla bir avuç kalmış Hıristiyan vatandaşlar ve dünya Hıristiyan alemi için bir kıymettir oysa. Ve dinler üstü bir şekilde karşılıksız vermeyi, en yalın haliyle sevgiyi simgelediği için, çocukların yüzünde bir gülümseyiş olduğu için sevilir. HDP’nin Ankara Genel Merkezi önündeki kardan adamın iki kez polis tarafından itinayla yıkılması da bir kara mizah örneği olarak belleklere kazınır. Irkçılık yoktur elbet bu ülkede. Sadece ayrılıkçı kardan adamlar ve misyoner Noel Babalar vardır. Gereği yapılır. 

Elden kalan şu ışık

Peki bu durumda ne yapılır? Öncelikle akıl sağlığına sahip çıkmaya çalışılır. Artık asap bozukluğu, stres, korku ya da depresyon değildir mesele. Doğrudan aklına kastederler. O incecik tele. İşte o titrek sınır çizgisini korumaya çalışırsın ısrarla. Yaşamak dediğin öncelikle bu çaba eşliğinde başlar. 

Sonra mücadeleye devam etmek gerekir. Zira biten ve dahi düzelen bir şey yok. Tutarlılık da burada başlıyor. Tutuklu ve saldırı altındaki herkesi koşulsuz ve istisnasız sahiplenmekten. Bu bir lütuf falan olduğundan da değil. Kastedilen bizatihi bizim özgürlüğümüz olduğu için. Adalet hepimize ihtiyaç, eşitlik hepimize hak olduğu için. İnsan onuru biricik olduğu için. 

Bir rakam değişti diye mucize olmayacak. Mucize bizim sebat etme irademizde. Buna vesile olması dileğiyle Ohannes Şaşkal’ın çevirisiyle çağdaş Ermenice edebiyatının usta şairi Zahrad’ın (Zareh Yaldızcıyan) dizelerine sığınmak, onları paylaşmak isterim bir kez daha.

Yeni Yıl Armağanı
Yarı gecede ışığını söndürme sakın
Hiç değilse perdeye düşen gölgeni izleyeyim özlemle
Ve yaz güneşlerinden kopardığım ışıl ışıl hediyeni
Bırakıp eşiğine uzaklaşayım
Yarı gecede düşlerimin ışığını söndürme sakın

Karanlıkta daha da kıymetlenir ışık. Hiç ama hiç söndürülmemesi gerekir. Öte türlüsü ihanetin en büyüğü olur. Acın bile ışıl ışıl olacak ve şifa verebilecek sonunda başta kendine, sonra diğer herkese. Işık olabilecek acın da ve sonunda bir an en büyük kazanç bileceksin onca kaybın uyuşturan kahrını. İnsandan yana servet sahibi olmuşluğun bedeli bu. Ödetirlerse ödeyeceksin. Ama o ışık var ya o ışık, işte onu hiç söndürmeyeceksin.

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış