‘Kan, kanı çağırır derler…’

‘Kan, kanı çağırır derler…’

“Her ne kadar yerin altında olsanız da korkunç şeyler gelir kulağınıza. Karanlığın efendileri bizim aklımızı çelebilir. İnsanı çıldırtan ottan yemedik. Macbeth’in şatosundan geriye kalanlar: Kulaklarımızda ölüm çığlıkları, feryatlar, kutlamalar... Belki lanetlendik, belki de kutsandık... Kan, kanı çağırır derler. Her şeyi aklımızdaki deftere yazdık” diye başlıyorlar anlatmaya.
Sahnede ne kadar zamandır orada olduğunu bilmediğimiz, sayısız krallığa, savaşa, yıkıma tanık olmuş iki çamaşırcı kadın beliriyor.
Delirme ile kehanetin ve erdemle vahşetin sınırlarında gezinen iki tuhaf yaratık! Bizlerle veya görünen tüm nesnelerle uzaktan yakından ilgileri yok. Yeraltındalar ve zaman zaman yer üstüne çıkıp hikâye anlatıyorlar. Sinir bozucu ve rahatsız ediciler ve bir o kadar da bilgeler. Erkek zihniyetiyle, iktidar hırsıyla, insanlığın tüm sınır tanımazlığıyla dalga geçiyorlar. Macbeth’in hikâyesini bu kez yerin altından iki çamaşırcı kadının gözünden aktarıyorlar. 

Yıkıcı, ironik, karanlık ve eğlenceli

Fiziksel Tiyatro Araştırmaları “Şatonun Altında” oyunuyla Amed Şehir Tiyatrosu’ndaydı. Güray Dinçol’un yönettiği, Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal’ın rol aldığı oyun yıkıcı, ironik, karanlık ve çok eğlenceli. Macbeth'in ölümünden sonra başlayan oyunda; Macbeth’in hikâyesini iki tuhaf yaratık anlatıyor.
İzleyiciye alışık olmayan bir seyir vaat eden oyunda iki kadın zorlu fiziki bir performans sergiliyor. Bu karanlık figürler perdelerin arasında bir kaybolup bir gözükerek izleyiciyle acımasızca oynuyorlar. Onlardan tiksinebilirsiniz. Onlara kızabilirsiniz. Hatta bir ihtimal onları sevebilirsiniz de. Hiçbir şeye inanmayan ve her şeyle dalga geçen, zamanın ötesinden gelmiş bu iki kadının anlatımıyla baş başa kalıyorsunuz. Clown, fiziksel hikâye anlatıcılığı, grotesk oyunculuk, bufon gibi farklı oyunculuk stillerini harmanlayan ekip, alışılmadık, karanlık ve ürkütücü bir oyun atmosferi yaratıyorlar. 

Pınar Akkuzu ve Gülden Arsal profesyonel oyuncu değiller. Mesai saatlerinden sonra tiyatro çalışmaları yapıyorlar. Fiziksel Tiyatro Araştırmaları Okulu’nda birçok stili harmanlayarak, Macbeth’le buluşturup iki çamaşırcı kadına indirgemişler. Pınar Akkuzu, “Bufonların bildiğimiz boyutta değil artık en dibine batmış agresif ve minör tanrısallıkları üzerinden her şeyin içini boşaltarak, insanlıkla dalga geçerek nasıl bir Macbeth olur diye düşündük ve bu oyun çıktı ortaya. Böyle bir araştırmanın sonucu. Farklı gruplarda oyunculuk yaptık ama bu stille ilk defa yola çıktık” diyor. 

Her şey erkek dünyasının yansıması

Akkuzu, genel olarak eril bir dille yazılan William Shakespeare metinlerini kadın bakış açısıyla uyarlamalarını şöyle anlatıyor:  “Macbeth eril bir metin. Özellikle bufon öfkesi bir kadın bedenine büründüğü zaman; erkeklik artık tiye alınıyor, o iktidar, insanın kendini bilmemesi, aşması ve sınırsızlığı yerle bir ediliyor. Bütün bunların en başında erkeklik geliyor elbette. Çünkü her şey bir erkek dünyasının yansıması ve daha çok bu işten kadınlar ve çocuklar zarar görüyor.” 

Bedensel, dilsel ve sessel olarak da her şeyi altüst eden bufonları ise Akkuzu şöyle tanımlıyor: “Ötekiler. Hiç kimsenin aslında dinlemediği, dinlemek istemediği, bir kenara attığı ama onların bir kenara atılmışlıktan kaynaklanan bambaşka bir bilgeliğe sahip, bütün estetik boyutları da alt üst ederek bambaşka bir dünyaları var. İşte aslında bu dünya üzerinden bilgeleşip tanrısallaşıyorlar.  O yüzden eciş bücüşler. Bilmediğimiz bir dünyadan geliyorlar. İnsanlığa dair her şeye söyleyecek sözleri var. Çünkü çok kadimler, çok uzun süredir dünya üzerindeler ya da yeraltındalar. Arada çıkıyorlar. Biliyorlar aslında insanlığın ne kadar saçma işler yapabileceğini ve kendi bireyselliği üzerine çalıştığını. Bildikleri için de bambaşka bir boyut getiriyor. İster istemez bütün şeyleri kırıp bükebiliyorlar, bedenleri de buna dahil.” 

Güncelliğini koruyor

Gülden Arsal da Tiyatro Medresesi’ndeki kampta yaptıkları çalışma sonucunda ortaya çıkan oyunu 32 kez oynadıklarını hatırlatıyor: “Kamp çok verimli oldu. İlk 15 dakikalık akışını çıkarmıştık, güzel tepkiler alınca devam ettik. Oyuncunun seyirciyle çok değişen bir yanı var. Seyirciye açık bir form kullanıyoruz. Bir skoru oluştu ama her oyunda eklediğimiz, doğaçladığımız başka şeyler oluyor. İstanbul, Bursa, İzmir’de oynadık. Yorucu ama çok keyifli. Bir oyuncuya çok şey sunma imkanı yaratıyor. Çok şey deneyebiliyorsun. Macbeth’in o iktidarın kanlı savaşlarıyla bugünün meselesi arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. Hep güncelliğini koruyor. Üstüne uğraştığımız stil Türkiye’de yeni bir stil. Tek başına bir stil üzerinden değil birkaç stil üzerinden çalışıyoruz.” 

Salt sistem eleştirisi değil pek çok katmanı var

Yönetmen Güray Dinçol ise Shakespeare’in dünyada en çok oynanan Macbet metninin sistem eleştirisinin her dönem karşılığını bulduğunu hatırlatıyor: “ Çünkü iktidara yönelik en sivri sözü zamanında söylemiş. Üstüne çok kolay laf söylenemiyor. Oyun bu yapısıyla hep ilgimizi çekiyordu ama özellikle iki kadın oyuncunun uyarlaması bu. Onlar kadın bakış açısıyla daha yerin altından, daha erilliğe hizmet eden taraftan bakıldığında nasıl olacağına yönelik bir fikirle geldiler. Sonra oyuna o gözle bakınca aslında önerdikleri şeyin ne kadar doğru olduğunu fark ettik. Çünkü metin çok erildi. Sadece iktidar eleştirisinden ziyade bir kadın bakış açısı, bir beden bakış açısı var. Karakterler bedenleri çok çirkinleşmiş karakterler. Dolayısıyla o estetik algının, güzellik anlayışının yerle bir edilişi var. Birden fazla katman var: Kadın dramaturjisi, ataerkil sistem, erkek bakış açısı ve savaş. Bugünü ve her zamanı kapsayıcı bir oyun olduğunu düşünüyorum.” 

Diyarbakır’da olmak ayrı bir heyecan

Oyunu Diyarbakır’da oynamalarının kendileri için özel bir anlam ifade ettiğini söyleyen Dinçol son olarak şunları paylaşıyor: “Kayyım atandıktan sonra şehir tiyatrosu kapanınca birlikte proje yaptığımız arkadaşlar. Salon açılır açılmaz aklımıza geldi. Hadi gidelim ve oyunu oynayalım. Çünkü buradaki seyircinin nasıl karşılayacağını merak ediyorduk. İstanbul’da nerden baksanız yüzlerce oyun oynanıyor. Seyircinin tepkisi algısı daha başka. Burada daha yalın, dürüst ve temiz bir tepkiyle karşılaşacağımızı biliyorduk. Referandum öncesi ve gündem bu haldeyken zamanlama olarak da Diyarbakır’da oyun sahnelemek bizi heyecanlandırdı.” 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış