Advertisement

İstanbul Film Festivali’nde hafta içi seansları öğrencilere 1 lira

İstanbul Film Festivali’nde hafta içi seansları öğrencilere 1 lira

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 5-15 Nisan arasında düzenlenecek 36. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde, hafta içi gündüz seanslarının biletleri öğrenciler için 1 TL’den satışa sunulacak. 186 uzun metraj, 17 kısa metraj filmin yer alacağı festivalde, öğrenciler hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarındaki filmleri 1 liraya izleyebilecek. Biletler, 25 Mart Cumartesi günü saat 10.30'da satışa sunulacak.

21 bölümden oluşan festival, 61 ülkeden 207 yönetmenin 203 filmine ev sahipliği yapacak ve filmler İstanbul’daki 9 sinema salonunda izlenebilecek. 

Festivalin bu yılki konuğu Ian McKellen. McKellen, 4 Nisan akşamı yapılacak törenle onur ödülünü alacak ve 7 Nisan’da Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılacak söyleşide hayranlarıyla bir araya gelecek. Ayrıca başrolünde olduğu “No Man’s Land” adlı oyunu 3,10,11,17,24-25 Nisan’da Salon IKSV’da ekranlardan izlenebilecek. 

Türkiye’den ödüle değer görülen sanatçılar ise Macit Koper, Barış Pirhasan, Selma Güner, Çetin Tunca. Geçen kasım ayında yitirdiğimiz Mithat Alam da ödüle değer görülen bir diğer isimdi. 

Festivalin bu yılki yenilikleri “Cinemania” ve “Neredesin Aşkım?” adlı bölümler. İlkinde sinema tarihi ve sanatçılar üzerine filmler izlenebilecek. Abbas Kiarostami’yi anlatan belgesel “Abbam Kiarostami ile 76 dakika, 15 saniye” bunlardan biri.

“Neredesin Aşkım?” bölümünde ise sanatçı Chavela Vargas’ın hayatına mercek tutan “Chavela”, İrlandalı yazar ve yönetmen John Butler'ın gençlik filmi “Heartstone / Şeytan Tüyü”, kült sinemacı Bruce LaBruce’un “The Misandrists / Erkek Düşmanları” gibi filmleri görülebilecek.

Festivalin daimi bölümlerinden “Festival Galaları”nda ise sezonun beklenen 11 filminin Türkiye’deki ilk gösterimleri yapılacak. 

Festivalde Fransız deneysel sinemasının ustalarından Vincent Dieutre’ün eserleri de izlenebilecek. 

Festivalde öne çıkan yapımlar

Genç Karl Marx / Raoul Peck 

Dünya ilkgösterimini Berlin Film Festivali’nde özel bir galada yapan “Genç Karl Marx”, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından Marx’ın gençlik yıllarını konu alıyor. Karl Marx’ın 1844’te, 26 yaşındayken Paris’e sürgüne gitmesiyle başlayan film, düşünürün daha sonra yakın dostu ve çalışma arkadaşı olacak Friedrich Engels’le tanışması ve birlikte komünizmin ve işçi hareketinin temellerini atışlarını anlatıyor. 2015’te İstanbul Film Festivali’ne konuk olan Haitili usta yönetmen Raoul Peck’in son filminde Marx rolünü Inglourious Basterds’dan tanıdığımız August Diehl üstleniyor. İstanbul Film Festivali’nde ve Berlinale’de Raoul Peck’in iki filmi birden yer alıyor: I Am Not Your Negro / Ben Senin Zencin Değilim de festivalin FACE İnsan Hakları Yarışması’nda yer alıyor.

Şafak Sökmeden / Stefan Zweig: Farewell to Europe / Maria Schrader

“Şafak Sökmeden”, Nazi baskısından kaçan Stefan Zweig’in Buenos Aires, New York ve Brezilya arasında geçen sürgün yıllarını anlatıyor. Film, Avusturyalı Yahudi bir aydın olan Zweig ve eşinin sürgünde geçen 15 yılına, birlikte intihar ettikleri 1942’ye dek süren sonu gelmeyen yolculuklarına ve yazarın “Yeni Dünya”da kendine bir yuva bulmaya çalışırken, Nazi Almanya’sındaki gelişmeler karşısındaki felsefi duruşuna odaklanıyor. Avusturya’nın Oscar adayı olan “Şafak Sökmeden”, Aimée ve Jaguar ile tanınan Alman oyuncu Maria Schrader’in yönettiği ikinci film.

Hayalet Hikayesi / Personal Shopper / Olivier Assayas 

Fransız yönetmen Olivier Assayas’ın başrolü Kristen Stewart’a teslim ettiği son filmi Hayalet Hikâyesi, dünya ilkgösterimini Altın Palmiye için yarıştığı Cannes’da yaptı. Assayas’a Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Hayalet Hikâyesi, ünlüler için özel alışveriş elemanı olarak çalışan bir genç kızın “öbür dünyayla” irtibat kurmayı takıntı haline getirmesini anlatıyor. Kristen Stewart’ın performansıyla dikkat çeken film bir yanıyla hayalet hikâyesi bir yanıyla da psikolojik gerilim. Kristen Stewart, 2015’te Olivier Assayas’ın Clouds of Sils Maria filmindeki rolüyle César Ödülü almıştı.

Falstaff (Geceyarısında Çanlar) / Falstaff (Chimes at Midnight) / Orson Welles 

1966 Cannes 20. Yıl Ödülü ve Teknik Büyük Ödülü sahibi, Orson Welles’in kariyerinin en iyi filmlerinden biri olarak nitelenen bu Shakespeare uyarlaması aynı zamanda sinema tarihinin en çok merak edilen, en talihsiz filmlerinden biri. İlk çıktığında eleştirmenlerin yerdiği, hakları üzerine süren davalar nedeniyle nadiren izleyici karşısına çıkabilen film, restorasyonu sonrasında nihayet hak ettiği değeri buldu. Falstaff karakterini Orson Welles’in canlandırdığı film, günümüzde yönetmenin başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Welles’in ustalığını her karesinde hissettiren filmdeki epik savaş sahnesi, Pauline Kael tarafından “sinema tarihinin en iyi sahnelerinden biri” olarak niteleniyor.

Dalida / Lisa Azuelos 

Lisa Azuelos’un yönetmenliğini yaptığı Dalida, bir dönem yalnızca Fransa’nın değil tüm dünyanın süperstar şarkıcısı olarak sahnelerden inmeyen Dalida’nın trajik hayat hikâyesini anlatıyor. 1933’te Kahire’deki doğumundan, 1956’da Olympia’da ilk kez sahneye çıkışına, radyo sahibi Lucien Morisse’le evliliği, disko geceleri, 1974’te “Gigi l’Amoroso” ile gelen dev başarısından Hindistan seyahatine, Dalida’nın hayatının kilometre taşlarının yanı sıra sanatçının özel hayatı da bu filmde işleniyor. Çağdaş, karmaşık, karizmatik kişiliği ve müziğiyle dünyaya karşı duran Dalida’yı sanatçıya benzerliğiyle dikkat çeken Sveva Alviti canlandırıyor. 1987’de trajik bir şekilde hayatını kaybeden Dalida, hâlâ birçok kişinin gönlündeki yerini koruyor. 

Son Portre / Final Portrait / Stanley Tucci

Geoffrey Rush’ın gelmiş geçmiş en saygın heykeltıraşlardan Alberto Giacometti’yi canlandırdığı Son Portre, bu olağanüstü sanatçının son yapıtı üzerinde çalıştığı dönemi anlatıyor. Usta oyuncu Stanley Tucci’nin yönettiği film, Amerikalı genç romancı James Lord’un Giacometti’yi 1960’larda, Paris’teki stüdyosunda ziyaretiyle başlıyor. Giacometti, portresini çizmek için yazarı birkaç saat daha stüdyoda kalmaya ikna ediyor. Birkaç saat birkaç güne, birkaç haftaya uzarken Lord ile Giacometti yakındaki meyhaneye de uğrayarak dostluklarını pekiştiriyor. Geoffrey Rush’ın performansıyla taçlanan film, olağanüstü bir sanatçının son döneminin benzersiz bir portresini çiziyor. Filmde James Lord’u Armie Hammer canlandırıyor. 

Sonsuz Şiir / Endless Poetry / Alejandro Jodorowsky 

Avangart sinemanın en tanınmış isimlerinden, 87 yaşındaki Şili asıllı Fransız yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin son filmi Sonsuz Şiir, büyük ustanın planladığı otobiyografi beşlemesinin ikinci filmi. Serinin ilk filmi olan Gerçeğin Dansı’nın ardından çekilen, melankoli, mistisizm, tarot, maskeler, grotesk fikirler ve görüntülerin bir araya geldiği Sonsuz Şiir, “gece yarısı sineması” kavramının yaratıcısı Jodorowsky’nin sözleriyle “hayatını manevi ve sanatsal bir farkındalık yaratmaya adamış bir adamın güzellik arayışına bir övgü”. Dünya ilkgöseterimini Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan filmde yönetmenin gençliğini oğlu Adan Jodorowsky, babasını da diğer oğlu Brontis Jodorowsky canlandırıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini 2004’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü alan Christopher Doyle üstleniyor.

Unutulmayan Aşk / Return to Montauk / Volker Schlöndorff

Adı Teneke Trampet ile anılan usta yönetmen Volker Schlöndorff, Unutulmayan Aşk’ın senaryosunu Max Frisch’in kısa bir öyküsünden esinlenerek, Brooklyn’in senaristi Colm Toibin ile birlikte yazdı. Filmin başrollerinde Stellan Skarsgard ile Homeland dizisinin yanı sıra Barbara ve Phoenix filmleriyle tanıdığımız Nina Hoss yer alıyor. Filmde kitabının tanıtımı için New York’a giden Alman bir yazarın eski sevgilisiyle karşılaşması ve çiftin hafta sonunu geçirmek üzere birlikte Montauk’a gitmeleri anlatılıyor. 

Bir Yaşam / A Woman’s Life / Stéphane Brizé 

Guy de Maupassant’ın 1883 tarihli ilk romanından uyarlanan Bir Yaşam, aristokrat Jeanne’ın hayatının 27 yılını takip eden, modern ve alışılmadık bir dönem filmi. 2016’da Venedik’te FIPRESCI Ödülü’ne ve Fransa’da ise En İyi Film dalında Louis Delluc Ödülü’ne layık görülen Bir Yaşam, Barones Jeanne’ın bir şatoda umutla başlayan ve hayal kırıklıklarıyla devam eden hayatına odaklanır. İnsanın Değeri’yle ses getiren Fransız yönetmen Stéphane Brizé, el kamerasıyla gerçekçiliği yakalayan, detayların görkemin önüne geçtiği bu filmde, erkek egemen bir toplumda umudunu yitiren bir kadın portresi sunuyor.

Özgürlüğe Doğru / Fanny’s Journey / Lola Doillon

Fanny Ben-Ami’nin Nazi işgali altındaki Fransa’daki çocukluk anılarını anlattığı otobiyografik romandan uyarlanan Özgürlüğe Doğru kahkahalar, korku ve sürprizlerle dolu bir dayanışma, dostluk ve büyüme hikâyesi anlatıyor. 12 yaşındaki afacan kendileri gibi çocukların bulunduğu bir yuvada hayata devam etmeye çalışmaktadır. Ancak şartlar değişince Fanny, sekiz çocuğun önderliğini üstlenip Nazi işgali altındaki Fransa’yı boydan boya geçerek İsviçre sınırına varmak üzere yola çıkar. Özgürlüğe Doğru, Denver, San Diego, Atlanta Film Festivallerinde izleyici ödülleri aldı.

Beden ve Ruh / On Body and Soul / Ildikó Enyedi 

2017 Berlin Film Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı’yı kazanan Beden ve Ruh, sert olduğu kadar yumuşak, büyülü gerçeklik esintileri taşıyan bir aşk hikâyesi anlatıyor. Usta Macar yönetmen Ildiko Enyedi’nin 18 yıl aradan sonra çektiği ilk film Berlin’de FIPRESCI Ödülü, Ekümenik Jüri Ödülü’nün de sahibi oldu. Budapeşte’de bir mezbahada geçen Beden ve Ruh, öğlen yemeklerini bile ciddiyetini bozmadan tek başına yiyen hastalıklı derecede asosyal Maria’nın, kendi gibi sessiz ve içine kapanık müdürü Endre ile yakınlaşmasını ve bunu takip eden olayları konu edinir. Tesadüfen, geceleri aynı rüyaları gördüklerini fark ettiklerinde önce bu durumdan sıkılıp korkarlar, ama sonrasında rüyalarındaki birlikteliği gerçek hayata taşımaya çalışırlar.

Ardıl Görüntü / Powidoki / Afterimage / Andrej Wajda

Polonya’nın Oscar adayı Ardıl Görüntü, komünist rejimin toplumsal hafızadan silmeye çalıştığı “çağdaş resim sanatının temsilcisi” Wladyslaw Strzeminski’nin hayatından bir kesiti anlatıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında Strzeminski, Komünist Parti baskısına boyun eğmeyi reddedince öğrencilerinin desteğine rağmen sefalete sürüklenir. Wajda’ya göre Ardıl Görüntü, “eğilmeyen, kararlarının arkasında duran, kendini tamamen sanata adamış bir adamın portresi.” Film, 2016 Polonya Film Festival’inde Jüri Özel Ödülü’nün sahibi oldu. 

Ben Madame Bovary Değilim / I Am Not Madame Bovary / Feng Xiaogang

Kara mizahıyla tanınan ünlü Çinli yönetmen Feng Xiaogang, farklı bir tarz benimsediği Ben Madame Bovary Değilim’de bir köylü kadınının yıllar boyu süren hak ve adalet arayışını anlatıyor. Daha iyi bir eve taşınma hayaliyle yapılan sahte bir boşanma, kocanın sadakatsizliği ve devlet babanın azizliğini konu edinen film, 2016 San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. Başrolünde Çin'in megastarı Fan Bingbing’in oynadığı, Fransız burjuvazisinin sadakatsizlik simgesine nazire adıyla Ben Madame Bovary Değilim, bürokrasi, gelenekler ve sistem üzerine özgün bir taşlama. 

Karşı Yönetmen: Ken Loach / Versus: The Life and Films of Ken Loach / Louise Osmond

Yalnızca İngiltere’de değil tüm dünyada saygınlığı su götürmez olan Ken Loach, 2016’da hem 80. yaşını kutladı hem de 50. filmi Ben, Daniel Blake’i çekti. Yönetmen Louise Osmond, tiyatro yönetmenliği yaptığı ilk günlerinden TV dizilerine, oradan da ödüle doymadığı usta yönetmenliğine, Loach’un kariyerine derinlemesine bir bakış atıyor. Sette çekim yapmasına izin verilen Osmond, büyük ustanın son filmi Ben, Daniel Blake’in çekim aşamasını yakından gözlemliyor. Filmde Loach’la yapılan röportajların yanı sıra aralarında Cillian Murphy, Gabriel Byrne, Paul Laverty, Nell Dunn, Alan Parker, Melvyn Bragg, Sheila Hancock, Ricky Tomlinson, Chris Menges, Crissy Rock ve Barry Ackroyd’un da bulunduğu dostları, rakipleri, çalışma arkadaşlarıyla yapılan söyleşiler yer alıyor.

Amerikalı Anarşist / American Anarchist / Charlie Siskel

Yazılmış en kötü ünlü kitaplardan The Anarchist Cookbook, içerdiği bomba ve uyuşturucu imalatı talimatlarıyla sayısız suçlunun kütüphanesinde yer aldı, milyonlarca kopya sattı, internette yayıldı. Amerikalı Anarşist’te yönetmen Charlie Siskel, 1971’de ABD’de savaş karşıtlığı zirveye ulaştığı sıralarda, daha 19 yaşındayken kitabı kaleme alan William Powell’la yüzleşiyor. Film, hayatını kaybetmeden hemen önce, öğretmen olarak mazbut bir yaşam süren 65 yaşındaki Powell’la kitabın yazım ve yayım sürecinden ahlaki sorumluluğa uzanan zorlu bir röportaja ve arşiv görüntülerine yer veriyor. 

Beni Eve Götür / Take me Home + Abbas Kiarostami ile 76 Dakika, 15 Saniye / 76 Minutes and 15 Seconds with Abbas Kiarostami / Seyfolah Samadian

Üstat Abbas Kiarostami, geçen yıl aramızdan ayrılmadan hemen önce bitirdiği kısa filmi Beni Eve Götür’de seyirciye hayatın gidişatı ve kaçınılmaz döngüsü üzerine, İtalya'nın güneyinde çekilen, 16 dakikalık benzersiz bir görsel şiir bıraktı. Festivalde bu filmle birlikte Kiarostami’nin birlikte çalıştığı kadim dostu, ressam ve fotoğraf sanatçısı Seyfullah Samadian’ın usta sinemacının bu âlemde yaşadığı süreyi simgeleyen Abbas Kiarostami ile 76 Dakika, 15 Saniye adlı şiirsel belgeseli de gösterilecek. 

Bilet fiyatları 

Hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00 ) 8 TL; öğrenciler için 1 TL 

Hafta içi 19.00 ve hafta sonu (11.00, 13.30, 16.00, 19.00) tam 20 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü 14 TL;

Tüm 21.30 seansları 20 TL;

Pera Müzesi’nde gösterimlerin bilet fiyatları 8 TL. 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış