‘IŞİD tarihi yok ederek kendi tarihini yazıyor’

‘IŞİD tarihi yok ederek kendi tarihini yazıyor’

Mustafa Field’ın, IŞİD’in antik kentlerde gerçekleştirdiği yıkım ve yağma üzerine Independent’ta yayımlanan yazısını sizlere aktarıyoruz.

 

Iraklı kuvvetler geçtiğimiz günlerde antik kent Nimrud’u geri aldı ve IŞİD’in üç bin yıllık kalıntılara verdiği zararın büyüklüğüyle karşılaştı. IŞİD’li teröristler elektrikli matkaplar balyozlarla Asurluların yüzyıllar önce oyduğu kanatlı boğa figürlerini ve bu büyük tarihi hazinenin başka bölümlerini parçaladı.

Peki bu neden umrumuzda olsun? Öldürülen ya da yerinden edilen yüz binlerce insanı düşündüğünüzde, pek çok kişi neden antik kentlerin yok edilişine yas tutulması gerektiğini sorabilir. Ancak gözden kaçan, IŞİD ile ilgili önemli bir nokta. IŞİD, Palmira’yı yağmalamasıyla aynı sebeplerle Nimrud’u harap etti; Iraklı ve Suriyeli insanların hafızasını silmeyi denemek için.

Toplumlar uzun süredir, eğitim ve tarih araştırmalarından kimlik algısını pekiştirme arzusuna çeşitli sebeplerden ötürü, kültürel miraslarını korumak ve saklamak için çabalıyor. Savaş ve çatışma zamanlarında ise kültürel kimlik ve kültürel miras artan bir biçimde önem kazanır. Bir kültürün ortak köklerini gösteren yapıları, anıtları ve sembolleri yükselen bir değer edinir. Dolayısıyla, düşman tarafından değer verilen semboller ya da alternatif inanç ve geleneklerle bağlantılı ikonografi şiddetin ve baskı eylemlerinin hedefi olabilir.

IŞİD, bir tür “milat” yarattığına inanan nihilist bir hareket; onlara göre, ondan önceki hiçbir şey önemli değildir ve tarih IŞİD ile gerçekten başlamıştır. Ortadoğu’nun ilk Müslüman hükümdarlarının ve sonrasında gelen tüm yöneticilerin heykelleri böylesine yok etmeyi seçmeleri gerçeği, teröristlerin zihniyetini anlatıyor.

Büyük İslam imparatorlukları kendi fikir ve değerlerine, nedensiz vandalizm eylemleri gerçekleştirmeye ihtiyaç duymayacak kadar güveniyorlardı. Ancak IŞİD’in eylemlerinin altında böyle bir özgüven yatmıyor. IŞİD, kendi “sözde halifeliği”, Iraklı ve Suriyeli insanlardan yasadışı bir biçimde haczettiği bölgeler için geri sayımın başladığını biliyor.

Dolayısıyla izini bırakmak için hızlı olmak zorunda. IŞİD tarihe bir iz bırakmak için türbeleri, camileri, kiliseleri, tapınakları ve antik kentleri patlatıyor. Ayrıca gizlice, küresel antika karaborsasında satabileceği her şeyi, hızlı nakit para edinme amacıyla yağmalıyor. Tüm bunları yaparak IŞİD tarihi hafızamızın bir kısmını kasti bir biçimde yok ediyor; Iraklı ve Suriyeli olmak anlamına gelen şeyleri. Atalarımızın başarılarını silerek kimliğimizi yeniden şekillendirebileceğini umuyor.

“Kitapları yaktıkları yerde, en sonunda insanları da yakacaklar.” Heinrich Heine’in bu sözleri, şimdi Nazilerin Mayıs 1933’te kitapları bir şenlik ateşiyle yaktığı Berlin’deki Bebelplatz meydanında bir levhaya kazılı. O zaman yapılanlar korkunçtu ve şimdi de korkunç. O gün yakılan kitaplar Nazi rejimi tarafından öldürülen milyonlarca insandan daha önemli olduğu için değil; her ikisi de aynı kasti harap etme, kültürü, mirası ve bu aşırı uçtaki grubun dünya yorumuna aykırı düşen herkesi yok etme sürecinin parçası olduğu için.

Nimrud’un -ya da Suriye’deki Palmira’nın ve 2001’de Afganistan’da Taliban tarafından harap edilen Bamyan Buda Heykelleri’nin- kaybı için yas tutmak, bu yerlerde zulüm çeken insanlara karşı kayıtsız kalmak demek değildir.

Bunun yerine Nimrud’u, tıpkı Musul’daki insanlar gibi böylesine yaralanmış ve saygısızlığa uğramış görmek, Irak’ı bu haydutlardan özgürleşmiş görmeye yönelik kararlılığımızı iki katına çıkarıyor. Onların yıkmaya çalıştığı her kilisenin çanlarını yeniden çaldıracağız. Dümdüz ettikleri her camiyi yeniden inşa edeceğiz. Irak için hakiki istikbal budur.

Kaynak: The Independent

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış