Advertisement

İranlı hip hop’cular: Egemenlere karşı sözümüz var

İranlı hip hop’cular: Egemenlere karşı sözümüz var

Her şeyden önce söz vardı; fermanları durduran o söz. “Guh bidin vî nutqî” ya da “Guh bidêrin” (Dinleyin, kulak verin bu sözüme) diye seslenen Melayê Cizîrî’nin asırları aşan bu feryadına kulak kesilen dengbêjlerin sözlerinden etkilenmiş gibilerdi. Müzikal ve kültürel olarak Kürt sözlü edebiyatının mihenk taşı olan dengbêjlerin klamlarıyla aynı damardan beslenen hip hop müziğiyle isyanlarını haykırıyor, kültürlerini aktarıyor ve kendi çözümlerini ‘söz’lendiriyorlardı. 

Onları ilk olarak İstanbul Kürt Kültür Sanat Günleri’nde sahnede gördük. Hatta yıllardır hip hop müzik yapmalarına rağmen ülkelerinde yaptıkları müzik yasak olduğu için ilk kez izleyiciyle birliktelerdi. Bu yılki Diyarbakır Newrozu’nda da binlerce insanın karşısına çıkmanın heyecanını yaşıyorlardı. Lakin sıra onlara geldiğinde izleyiciyi selamlayıp sözlerini haykıracakken verilen izin saati dolduğu gerekçesiyle polis tarafından mikserin sesiyle birlikte onların da sesi kısılmış oldu. Yasaklara alışkınlardı fakat Diyarbakır’da sahne alamamanın üzüntüsünü yaşıyorlardı. 

Ferhad Mansuri ve Peyman Dilşad’dan söz ediyoruz. İran’ın Mahabad kentinden gelen iki genç sanatçı. Ferhat 12 yıl önce hip hop’la tanışmış. Çocukluğundan beri Soranice şiirler yazıyor. Peyman’la tanışmasıyla hip hop hayatının merkezine girmiş. Peyman da içinde büyüdüğü ortamdan kaynaklı 16-17 yıl önce hip hop’la tanışana kadar duygularını akıtacağı hiçbir alanın olmadığını söylüyor. Ne yazık ki yaptıkları müzik ülkelerinde yasak olduğu için Ferhad sağlık, Peyman ise inşaat sektöründe çalışıyor. 

İran’da hip hop yapanları satanist veya şeytani olarak tanımladıkları için radikal yapı içinde yeraltına kapanmışlar: 

“Batı kültürü olarak tanımlananların icracısı olarak popülerleşmek İran’da en tehlikeli şeydir. Yerlerimiz basıldı, tarumar edildi. Gözaltına alındık. Ama kendi sesimizi sadece prova için bile ifade etmek önemliydi. Bu işi yapmaya başladığımızda etrafımızdakiler bile satanist-şeytani olarak tanımladılar. Bizi vazgeçirmeye, yıldırmaya çalıştılar. Kendi kültürümüzü unutturmakla, asimile etmekle suçladılar.”  

2007’de Doğu Kürdistan’da şair ve edebiyatçıların yazdıklarını albüm yaparak, tıpkı bir dönem Şivan Perwer’in kasetlerinin dağıtımında olduğu gibi el altından dağıtmaya başlayınca fikirleri değişenler ve destek vermeye başlayanlar olmuş.  

Tüm baskılara rağmen insanlara nasıl ulaşabildiklerini ise şöyle anlatıyorlar: “İran’da sadece underground işleri yayan bazı siteler var. Bu tür işler daha çok yayılıyor. İllegal olana daha meraklılar. Bu siteler aracılığıyla ulaşıyoruz. İranlı gençler çok dinliyor. İran Kürdistan bölgesinde biz ilk olduğumuz için son yıllarda çok dinliyorlar.” 

Özgürlüğün müziği

Müziklerini özgürlük kültürü olarak tanımlıyorlar: Ferhad, “Özgürlükte her düşünce var. Rap içindeki akımlar üst sınıfa sesleniyorlar. Biz ise daha baskı altında olan sınıf için müzik yapıyoruz. Onların örgütlülüğü için yapıyoruz” diyor. Peyman da “Sert forma sahip olan bu tarzla isyanımı dile getireceğimi düşündüm. Ben çelişkilerimi böyle ifade edebileceğimize inanıyorum. Beni coşkulandıran bir tarz” diye ekliyor.

Sınırlara tepkileri var. Bilinç ya da bilinç dışı, yaşama dair konuları işliyorlar. ABD’deki siyahların bu alanda daha orijinal olduğunu düşünüyorlar. İnsan hakları, insanın kendisini ifade etmesi üzerinden müziklerini tarif ediyorlar. 

Demokrasiyi sadece oy verme olarak görmüyorlar: “Aklın ve duygunun birleştiği bir demokrasi istiyoruz. Egemenlerin tarif ettiği demokrasiyi savunmuyoruz. ABD siyahların bütün kültürünü yok etmek istedi. Hip hop tepki olarak doğdu. Siyahlar kendi dilini kültürünü savunmak için bu yola girdi. Kürtler de siyahlar gibi.  Bütün halkların hip hop müziğine inanmasını istiyoruz.” 

Söz güçlü olmak zorunda

Hip hop’ta neden müzikten çok sözün güçlü olduğunu sorduğumda ise şöyle yanıtlıyorlar: “Şu an popüler kültürde bilinen hip hop ABD merkezli ve hip hop’a ihanet eden bir akım. Mesela hip hop’ta bir karşı duruş var. Çıkışı da böyle. Bugün popüler kültüre hizmet eder hale geldi. Söz ön planda olmak zorunda. Güzel bir melodi değil derdini anlatmak, ritmik yürüyüş önemli. Ezgiye dönüşmesi sadece tat katar ve bu bir eğlenceye, arabeske dönüşebilir.” 

Sözlerinde ağırlıklı olarak kendi kültürleri ve gerçekliğine yer veriyorlar.

Devlet sistemine karşı söylemleri var. “İşgalci olan bütün sistemlere, egemenlere karşı sözümüz var. Halkların kültürlerine baskı uygulayan bütün sistemlere karşı sözlerimiz var” diyorlar. 

Çözüm sunan sözleri de var: “Bilinç altında gizlenmiş duyguların bir isyana dönüşerek bir birliğe ulaşması gerek. Belleği taze tutmak, var olan sorunları dile getirmek lazım. Kendi kültürümüzü, tarihte söylenenleri bu yeni yöntemle yeni nesle ulaştırabiliriz.” 

Sadece Kürtçe söyleyecekler

3 yıl önce yaptıkları üç parça underground sitelerde bir numara olunca devrim niteliğinde bir çıkış yapmışlar. Farsların Kürtleri yakından takip ettiklerini ve onların hip hop yapmalarının Farslarda şaşkınlık yarattığını hatırlatıyorlar: “Farslar hip hop’u ciddi anlamda merak ediyorlar. Söyleme biçimini, hitabı etkileyici buluyorlar. Anlamasalar bile.” Üç parçadan sonra ünlü bir İranlı hip hop’cu mektup yollamış. Farsi yaparlarsa destek vereceğini söylemiş. Ama onlar sadece kendilerini Kürtçe ifade edeceklerini belirterek teklifi reddetmişler.

İlk defa İstanbul’daki Kürt Kültür Günleri’nde sahne almalarının İran’da ses getirdiğini, bu müziğin kendini aştığı ve başarıya ulaştığı yorumlarının yapıldığını ifade ediyorlar. Ferhad ve Peyman yaptıkları müzikle evrensel olarak barışı dillendiriyorlar: “Kürtler tarihleri boyunca diğer halklarla barışık yaşamak istemiş. Ama bunun ortamı sağlanamadı. Barış ilk söylemimiz. Biz sistemlerin halk için çalışmasını istiyoruz. Halka tahakküm kuran sistemlere karşıyız.” 

* En üstte fotoğrafı görünen Peyman Dilşad, alttaki Ferhad Mansuri.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış