'Hayatı haiku gibi yaşayanlar, ümidim sizlersiniz'

'Hayatı haiku gibi yaşayanlar, ümidim sizlersiniz'

Çoktandır “yalnız ve güzel ülkemiz” için “faşizm”li tahliller yapılıyor. Gençliğimizin “Faşizme karşı omuz omuza” “Faşizme karşı birleşik cephe” sloganlarını sık duyar olduk. Abartmayın, diyenler olabilir; faşizm Nazi kamplarında kalmamış mıydı? O zaman tarihçi, Ortaçağ uzmanı, yazar, filozof Umberto Eco’nun 21 yıl önce yaptığı uyarıya kulak verelim: “İnsanlar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra faşizmin yine Nazi üniformasıyla geleceğini zannettiler; ama öyle olmadı...”

Umberto Eco’nun 25 Nisan 1995 tarihinde Columbia Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı ile Fransız Dili ve Edebiyatı bölümlerinin Avrupa’nın özgürleşmesini kutlamak için düzenledikleri sempozyumda sunduğu bildiri daha sonra “Ebedi Faşizm” başlığıyla yayımlandı. Eco, bu bildiride “kök faşizm” ya da “ebedi faşizm” kavramlarını kullanıyor. “Kök faşizm bazen sivil giysilere bürünmüş olarak hâlâ çevremizde dolanıyor. Birisi dünya sahnesine çıkıp, ‘Auschwitz’i yeniden açmak, Kara Gömleklileri yine İtalyan meydanlarında yürütmek istiyorum’ dese, ne kadar kolay olurdu bizim için. Ne yazık ki, yaşam bu kadar basit değil” diyor. Eco, “Kök-faşizm en masum kılıklarla geri gelebilir. Görevimiz onun maskesini düşürüp, tek tek her yeni belirtisine işaret etmektir. -Her gün ve dünyanın her yerinde-” diye de uyarıyor.

Bugünlerde dünyanın Türkiye köşesinde, Umberto Eco’nun faşizmin özellikleri olarak sıraladığı 14 maddeyi okumak zihin açıcı olabilir. Neler mi var bu maddeler içinde? Örneğin “kültüre kuşkuyla yaklaşmak”. Goebbels’e atfedilen “Ne zaman kültürden söz edildiğini duysam, tabancamı çekerim” sözünü anımsatan Eco,“Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik, her zaman kök-faşizmin bir belirtisi olmuştur” diyor. Başka? “Kök-faşizm ideolojisinde, olasılıkla uluslararası nitelikli bir komplo saplantısı vardır. Faşizmin yandaşları kendilerini kuşatılmış hissetmelidir.” Başka? “Kök-faşizm, ‘halkçı bir seçkincilik’i savunmazlık edemez. Her yurttaş dünyanın en iyi halklarından birine mensuptur, parti üyeleri en iyi yurttaşlardır, her yurttaş bir partinin üyesi olabilir (ya da olmalıdır).” Kulağa tanıdık bir şeyler geliyor mu?

Faşizm başını öne eğmektir

Umberto Eco’nun “Ebedi Faşizm” yazısının da yer aldığı “Beş Ahlak Yazısı” kitabının ardından Ercan Kesal’ın “Cin Aynası”nı okumak bir anlamda teoriden pratiğe, hayata geçiş gibi geldi. Ercan Kesal birçok yazısında bu topraklarda geçen ve bazen yoksulluk, bazen işkence, bazen hapishane olarak görünen faşizm hikâyeleri anlatıyor. “Faşizm çok uzaklarda bir yerde değildir. Sokağın ortasında, evlerimizin içinde ya da hiç çocuk olmamış birtakım adamların buz gibi kalplerinde gezinir durur” diye altını çizerek. Peki nedir faşizm, geldiğini nasıl anlayacağız?

“Bir defalık kullanım özelliğine sahip, açarsa cezalandırılacağı Çin malı gaz maskeleriyle, yerin yedi kat dibine gönderilen Egeli madencilerin alnına yazılmış kara bir yazıdır faşizm.”

“Faili faşizm olan meçhullerin ülkesinde, oğullarına mezar arayanların yaşadığı düzenin adıdır. Çocuklarının otuz yıl sonra bulunan yanmış kemiklerine sevinenlerin ülkesidir faşizm.”

“Faşizm parmağını sallamaktır her seferinde. Çocuklara, kadınlara ve yaşlılara düşman olmaktır.”

“Faşizm sıraya girmektir. Hizaya gelmektir. Mecburen selam vermektir. Başını öne eğmektir. Gölgenden korkmaktır. Umudun bitmesi, iyiliğin yenilmesidir….”

Ercan Kesal vicdanlı bir kalem. “Yazılarım, toplumsal hafızanın mezar taşına bırakılan küçücük taşlar kadar olsun yeter. Unutmayı engeller ve bu yüzden iyidir. Unutmak ihanettir çünkü!” diyerek memleketimizden insan manzaraları yazmış. O insanların kaderini, kederini değiştirmeye kalkanları da unutmamış. Çünkü unutmak ihanettir! Dünyayı değiştirmeye kalkışan o vicdanlı çocukların  saflığı, masumiyeti, uğruna ölümleri göze aldıkları o büyük hayalleri unutursak umutsuzluğa daha kolay teslim oluruz.

Ercan Kesal, bir yazıda ömrünün 15 yılını cezaevinde geçiren Kemal Tahir’in karısına yazdığı mektuptan bir bölüm aktarıyor. “...İnsanlar bizim günlerimizden daha kötülerini masal yapmasını bildiler. Kuvvetlerimizi felakete karşı deneme fırsatını bulduk. En tatlısı, ‘Hey canına, biz neler çektik’ diye söze başlayabilmektir. Hikâyesi olmayan adamlara acıyor gibiyim...”

Bu zor ve karanlık günlerde yazılıyor “hikayelerimiz”. “Kuvvetlerimizi felaketlere karşı denerken”, Ercan Kesal’ın ümidi ümidimizdir, ona sığınıyoruz: “Hayatı korunaklı duvarların gerisinden, sıkıcı ve uzun bir hikâye gibi yaşamak yerine bir haiku (geleneksel Japon şiir türü, dünyanın en kısa şiir türü sayılır) gibi yaşayanlar. Bir ümidim sizlersiniz.”

Faşizmi ne kadar görmezden gelebilirsiniz?

Bir başka faşizm ve umut hikâyesi de Portekiz’den gelsin. Antonio Tabucchi’nin“Pereıra İddia Ediyor” romanı faşizmin kol gezdiği bir ülkede edebiyatla iç içe yaşayan ve politikaya uzak duran bir gazetecinin dönüşümünün hikâyesi. Tabucchi “Faşizmi ne kadar görmezden gelebilirsiniz?”, “Ne kadar edebiyata saklanabilirsiniz?” sorularına yanıt ararken, sıradan bir insanın içinden nasıl bir “kahraman” çıkarabildiğini de gözler önüne seriyor…

İspanya’da iç savaş, İtalya’da faşizm, Portekiz’de Salazar diktatörlüğü hüküm sürerken; kahramanımız Pereıra Lizbon’da bir akşam gazetesinin kültür sayfasını hazırlamaktadır. Yıl 1938. Pereıra ölmüş yazarlara ilgili anma yazıları ve yaşayan bazı yazarlar için önceden hazırlanmış ölüm yazıları ile ilgilenir. Birden yaşamına Monteiro Rossi adlı genç girer. Direnişin içinde olduğunu sezdiğimiz Rossi’yi stajyer olarak işe alır. Bu genç adam ve sevgilisiyle ilişkisi kahramanımızı hayatını sorgulamaya iter: “Eğer onlar haklıysa, benim yaşamımın anlamı yok olur, Coimbra’da edebiyat okumuş olmanın ve hep edebiyatın dünyada en önemli şey olduğuna inanmış olmanın anlamı kalmaz.”

Gençler Pereıra’nın kafasına sorular sokarken, müdürü de sansürü dayatarak bunaltır. Roman, Pereıra’nın en samimi, cesur, meydan okuyan, özgür ölüm yazısıyla sona erer. Rossi evinde öldürülmüştür, bu genç adam için cinayetin tüm ayrıntılarının yer aldığı bir veda yazısı yazar ve sansürü de bir oyunla aşarak yayımlatma yolunu bulur. Ülkesinde faşizm hüküm sürerken edebiyat ağacının gölgesine sığınmış Pereıra’nın değişiminin romanı gazetecilerin baskı dönemlerinde verdiği sınavlar için etkileyici bir örnek. Celâl Üster, Cumhuriyet Kitap ekinde bu kitabı anlatırken İtalya’da muhalefet, iletişim ve medya dünyasının büyük bölümünü elinde tutan Berlusconi’ye karşı direnişin Tabucchi’nin bu yapıtının çevresinde yürütüldüğünü aktarmıştı. Baskı dönemlerinde suya sabuna dokunmadan yaşamak, edebiyata sığınmak/saklanmak kolay değildir. Hayat, apolitik bir gazetecinin içinden usul usul bir kahraman çıkarabilir...

Kitaplar iyi gelir, iyileştirir, ümit verir. Böyle bir misyonları olmasa bile...

____

*Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco,  Can Yayınları.

**Cin Aynası, Ercan Kesal, İletişim Yayınları.

***Pereıra İddia Ediyor.  Antonio Tabucchi. Can Yayınları.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış