Hassasiyet

Hassasiyet

Bilen bilir, hassas bir insanım. Pek çok şeyi dile dökülmeden hisseder, duygularımın aktığı yerden ilerlerim. Kim derdi ki, gün gelecek hassasiyet sözünden ikrah getireceğim diye. Kim derdi ki hassasiyet en galiz küfür gibi gelecek kulağıma.

İnsan onurunu çiğneyen ne kötülük varsa meydanda. Ve tabii hassasiyetler de. 

Gözümüzün önünde iki insan açlık grevinde ölüyor. Haksız yere işlerinden edilen onbinlerce insandan ikisi. İki eğitimci. Yüzlerine en çok gülmek yakışan. 76. günde tutuklandılar, iletişimleri kısıtlandı ama duyan duyuyor o sesi. Hem de her yerden.

Bir çocuğun dondurmasına, baba-oğlun yemeğine, regl olan kadının –ne deniyordu ona, hayız– sokakta yediğine hassasiyet geliştiren, görkemli iftar sofralarından bu yana gelmeyen bünyelere bu iki insanın hem de kendilerinin yemekten mahrum bırakmak pahasına giriştikleri mücadele, şu kelimenin tam anlamıyla ölüm-kalım olan mücadele ne ifade ediyor sahi? Terörist diye yaftalamaya yeltenmek dindiriyor mu hassasiyeti?

Onur Haftası sınavı

Beşiktaş Belediyesi LGBTİ+ Onur Haftası dolayısıyla belediye binasına gökkuşağı bayrağı asmış. Belediyenin sosyal medya hesabından, “Freddie Mercury’nin askerleriyiz” diye bir de tweet atılmış. Hani şu bütün sloganları gülümseten versiyona dönüştürerek iktidar mekanizmalarını sorgulatan hamle… Aman da hassasiyet yine devreye girermiş. Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar, fetva halinde bir açıklamayla paylaşımı “sosyal medyada çalışan bir arkadaşımızın işgüzarlığı” olarak değerlendirip şunları yazdı Twitter’da: “Biz sadece Hz. Muhammed Mustafa (SAV) ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün değerlerinin peşinde devletimizin ve milletimizin askeri oluruz. İnsanlarımızın değerlerine, kültürlerine, inançlarına ve tercihlerine saygı göstermek Beşiktaş’ımızın ve Beşiktaş Belediyesi’nin en önemli yaşam ve yönetim düsturudur. Bunu gösterirken özenli olmak, abartmamak topluma doğru anlatmak da hassasiyetlerimizin başında gelir. Bu anlayışa uymayan hiçbir davranış, tutum, lisan, yaklaşım bizde karşılık bulmaz. Bu nedenle Beşiktaş Belediyesi’ni ve (beni) temsil etmeyen tweet Ağrı’da bulunduğum sırada öğrenilmiş derhal müdahale edilerek sildirilmiştir. Bizim saygılı tutumumuz eşcinselliği teşvik etmemize neden olamaz. İnancımız ve toplumsal yaşama bakışımız buna engeldir.”

Bir espriyi bile kaldıramayan işte böylesi bir hassasiyettir. Hassasiyet, kendini çoğunluk olarak kodlayanın hakkıdır hem. Karşıdakine ne olduğuyla ilgilenmez. Oysa bir belediyeyi bütün yurttaşlarına eşit kılmak için verilmiş bir mücadelenin adıdır LGBTİ. Kimsenin moda olduğu, reklamı parlak duracağı ölçüde ilgilenip, iş biraz görünür olduğunda çark edeceği bilindik siyasetin parçası değil. Bunca zaman eşcinselliğin teşvik edilebilir, vazgeçirilebilir, yadsınabilir bir şey olmadığını da öğrenememiş muhatap. Tıpkı o meşhur hassasiyetlere bahane kılındığı üzere tarihi sabit Onur Yürüyüşü’nün kimi yıllarda tarihi değişen Ramazan’a denk gelişinin bir tesadüf olduğunun anlaşılmak istenmeyişi gibi. O yüzden zaten bunca mücadele. Hep birlikte bütün şu toplumsal cinsiyet rollerinden, giyindiğimiz yalandan, riyadan özgürleşelim diye.

Özgürlük denen canavar

Özgürlük mü? Aman ha hassasiyeti devreye sokan en tehlikeli kelime olur kendisi. Bir toplu taşıma aracında kendi halinde yolculuk eden genç bir kadın giysisi bahane edilip tokatlanır, yumruklanır. Çünkü hassasiyet diye bir şey var. “Tahrik etti” diyen bir yaratık. Burası sorumluluğu başkalarına atma toprağıdır. Tahrik olmanın senin halleşemediğin erkeklik meselen olduğu aklına gelmez. Sana bunu hatırlatacak bir kanuni düzen de yok. Faşizm cinsiyetçilikten, milliyetçilikten, aşırı dincilikten, militarizmden beslenir zira. Hepsi birbirinin ortak kaynağı, aynı zehirli ırmağın farklı koludur.

Ondan sebep misal Alperenler “Devlet izin verse biz vermeyiz” diyebilir LGBTİ Onur Yürüyüşü için. Ondan sebep bu genç kadın saldırganın gözaltına alınması için bile, saldırı görüntüleri eşliğinde kamuoyu desteğine ihtiyaç duyacaktır her gün sokaklarda, evlerde erkekler tarafından öldürülen kadınların ülkesinde. 

Ve memlekette zırhlı araç katliamı yaşanırken de hassasiyetten bahis olunmaz. Oysa durum insan olanın bir durup bakmasını gerektirecek kadar vahimdir: 2016 yılının Eylül ayından bu yana, sadece 10 ay içerisinde 14 kişi zırhlı ya da bölgedeki polis veya askerlere ait araçların çarpması ya da ezmesi sonucu yaşamını yitirmiş. Son olarak 14 Haziran’da Lice’de sokakta yürüyen 70 yaşındaki Pakize Hazar, bir yılı aşkın süredir araç trafiğine kapalı olan cadde üzerinde zırhlı aracın kendisini ezmesi sonucu ölmüş. Bundan birkaç gün sonra yine Lice’de özel harekât polislerini taşıyan midibüsün yolcu minibüsüne çarpması sonucu 2 kişi hayatını kaybetmiş. Burada yaşamını yitirenlerin cenazesine gitmek isteyen 5 kişi de 20 Haziran’da polise ait zırhlı aracın çarpması sonucu ölmüş.

Ne lazım hassasiyete? Bayram tatili kazaları mı sadece?

Gazeteciler mahkeme savunmasında ya da avlu voltasında. Seçilmiş belediye başkanları, milletvekilleri avukatları aracılığıyla sürdürüyor siyasi mesajlarını. Hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ettiğimiz ülkede durum bu. Bir Adalet Yürüyüşü var. Çok geç, çok eksik başlamış. Bütün bunları kapsamadan varacağı bir mevzi de yok. 

Bundan sebep hassasiyet lafına karşı çok ama çok hassasım.

Sakın yanımda kullanmayın. 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

1 Yorum

  •  
    Yakup
    23.06.2017

    Yazilarinizi hergun okumaya calisiyorum. Kullandiginiz dil cumle yapilari yazdiginiz konularla muhtesem bir is yapiyorsunuz. Beni aydinlattiginiz icin cok tesekkurler. Bu ulkenin yetismis degerli insanlari arasinda goruyorum sizi.