Advertisement

Hasankeyf’teki yıkımın belgeseli: Suyun Ölüm Tarihi

Hasankeyf’teki yıkımın belgeseli: Suyun Ölüm Tarihi

Hasankeyf’i suya boğacak Ilısu Barajı projesinin geçmişi 1950’li yıllara uzanıyor ancak en büyük adımlar, toplumsal muhalefetin en fazla bastırıldığı son dönemde atıldı. Zeynel Bey Türbesi’nin mayıs ayında taşınmasının ardından bölgede geçtiğimiz günlerde yıkım çalışmaları başladı. Aslına bakılırsa mesele sadece baraj da değil. Antik liman inşaatı, taşınan tarihi eserlerin sergileneceği kültür parkın yapımı vb eklemelerle, on binlerce yıllık geçmişin üstünü örtecek topyekûn bir inşaat faaliyeti söz konusu.

Yönetmen Ali Ergül, “Suyun Ölüm Tarihi” adlı video-belgeseli için kamerasıyla hem yıkımı hem de eğer proje gerçekleşirse neleri kaybedeceğimizi kayıt altına alıyor. Belgeselin çekimleri tamamlanmış, kurgu aşamasında ama Ergül yıkımı kayda geçirmeyi sürdürüyor. Bu nedenle, belgesel serüveniyle birlikte Hasankeyf’te neler olup bittiğini ondan dinleyelim istedim. 

İlk olarak bize meselenin geçmişini anlatır mısınız?

1954 yılından beri Dicle Vadisi'nin içinde yer alan Hasankeyf'e odaklanan devlet politikası aslında yıkıma odaklandı. Bu yıkım beraberinde zorla yerinden edilmeyi getirdi. İnsan başta olmak üzere canlı varlıklar bu süreçte yer değiştirmek zorunda kaldı. 1954 yılında başlatılan çalışmalar özellikle 1982 yılında GAP projesi çerçevesinde hızlandırıldı. 1996-1997 hükümetleri döneminde yatırım programı kapsamına alınan baraj için finans arayışı başladı. O tarihten günümüze fon arayışları, uluslararası ve ulusal şirketlerin rant uğruna tarihi kenti ve baraj altında kalacak olan birçok höyük ve doğal yaşamı yok etme yarışı halen devam etmekte. 

‘Suyun Ölüm Tarihi’ video-belgeseli nelere odaklanıyor?

Belgesel, “gelinen sürece kadar yerel halk, aktivistler ve sivil toplum kuruluşları neler yaptı”, “neden ve nasıl ilk baştaki destekler azaldı”, “inşaatında sona gelinen Ilısu Barajı hâlâ durdurulabilir mi”, “ulusal ve uluslararası güçlü destek tekrar hangi yöntem ve işbirlikleriyle kurulabilir” gibi temel sorular etrafında Hasankeyf'te dolaşan kamera oldu. 

Baraj inşaatı ve barajın suyla doldurulmasıyla birlikte Hasankeyf tarihi kenti ve şu an yerleşim alanı olarak tarihi kent dibinde kurulmuş ilçede birçok vatandaşın barınma-konaklama hakkı gasp edilecek. Yine barajın etkilediği geniş alanda birçok köy sular altında kalacak. Dicle Vadisi'nde türü tükenmek üzere olan birçok canlının yaşam alanları yok edilecek. Belgesel film, bu noktada Dicle Vadisi içerisinde yaşayan/bulunan insan-hayvan-bitki ve hafıza merkezi niteliğindeki değerlerin yaşam hakkının nasıl ihlal edildiğine tanıklık etmeye çalıştı. Hasankeyf ve içinde yaşadığı Dicle Vadisi bu filmin ana karakterleri oldu.  

22 Eylül, Dünya Hasankeyf Günü

Ne zaman başladınız çekimlere?

Belgesel çalışmaları konuyla ilgili okumalarla birlikte bir yıla yakın devam ediyor. Fon arayışları ocak ayının başında başladı. AB Sivil Düşün ofisinin çalışmayı desteklemesiyle çekimler mart ayında başladı. Kolektif bir dayanışma üzerinden ilerledi daha çok. Maddi sıkıntılardan dolayı neredeyse çekimlerin hepsini tek kişi yapmak durumunda kaldım. İstanbul, Batman, Ankara, Diyarbakır, Siirt ve Mardin’de toplamda 30 günlük çekim yapıldı. Hasankeyf’i Yaşatma Girişimini üyesi aktivistlerle ve yerel halkla görüşüldü. Yine Irak sazlıklarındaki aktivistlerle yapılan temas sonrası, oradan görüntüler ve barajın Irak sazlıklarını nasıl etkileyeceğine dair görüşme ve görüntüler geldi. 

Ne zaman yayımlanması planlanıyor?

Şu an belgesel montaj aşamasında. Tabii açıkçası montaj aşaması biraz zorlu geçiyor. Çok fazla görüntü ve görüşme kaydı var. Konunun kendisi çok karmaşık, çok yönlü, çekilen her görüntünün başka bir duyguya karşılık gelme hali var. Bütün bunların yanında bitmesi gereken bir çalışma var. En kötü ihtimalle mücadele yürüten aktivist ve grupların Dünya Hasankeyf Günü olarak ilan ettikleri 22 Eylül’de belgesel bitmiş olacak. İlk etapta Kürtçe-Türkçe altyazılı, İngilizce altyazılı ve Arapça altyazılı versiyonları yayımlanacak. 

Baraj sonrasında neler olacağı belli değil

Siz Batmanlısınız. Dicle Üniversite’nde eğitim görmüşsünüz. Yani oranın insanısınız. Ayrıca belgesel için uzun zamandır bölgede çalışma yapıyorsunuz. Merak ediyorum, orada yaşayanlar arasında baraj projesini destekleyenler var mı?

Barajdan direk etkilenecek 75 bin insandan söz ediyoruz. Tabii ki bu kadar geniş bir nüfus içerisinde barajı destekleyenler olabilir. Bölgede yaşayan insanların barajı desteklediği imajı sürekli diri tutulmaya çalışılıyor. Ilısu Barajı çalışmalarını yapan bütün hükümetler bu imaj üzerine siyaset yürüttü. Kendilerine yakın grupları kamera karşısına çıkarıp istedikleri cümleleri söylettiler. 

Ama şu an bir dönem baraja olumlu bakan kişilerde bile ciddi bir tedirginlik söz konusu. Yaptığım hiçbir kayıtlı ya da kayıtsız görüşmede barajı desteklemekle ilgili bir yaklaşımla karşılaşmadım. Ne bu barajın yapım kararında ne yapımında ne de taşınma meselelerinde yerel halkla hiçbir şekilde temas kurulmamış fikirleri alınmamış. 75 bin insanın hiçbir dahli söz konusu değil. 

Barajın yapımı sonrasına ilişkin hiçbir bilgi, çalışma elimizde yok. Baraj o bölgedeki bütün verimli tarım arazisini sular altında bırakıyor. Bu 75 bin insanın gündelik yaşamını nasıl ikame edeceğiyle ilgili en azından ulaşabildiğimiz hiçbir çalışma, bilgi söz konusu değil. Türü tükenme tehlikesi altında olan canlılarla ilgili hiçbir çalışma yapılmamış duruma. Baraj inşaatının bitmesiyle birlikte oradaki halkların tedirginliği daha da artıyor. Hal böyle iken an itibariyle barajı destekleyen ciddi bir kitlenin olmayacağını düşünüyorum. Tabii bu bir bilgi değil bir gözlemden ibarettir. 

Baraj çalışmaları şimdi ne aşamada? 

Baraj gövdesi bütünüyle bitmiş durumda. Şu an çevresel düzenlenmeler yapılıyor sadece. Elektrik iletimi sağlayacak trafolar gibi teknik malzemeler bekleniyor. Tabii bir iki köy dışında tümüyle boşalan köy yok. Çünkü onların taşınacağı yeni konutlar yapılmadı. Yeni Hasankeyf denilen bölgede bazı konutlar yapıldı. Bu konutlar resmi binalar ve memur konutlarından ibaret. Halkın taşınacağı konutların sadece temel çalışmaları yapılıyor şu anda. Bu yüzden şu aşamada su tutulması veya Hasankeyf’in bugün yarın sular altında kalma durumu söz konusu değil. Hasankeyf ile ilk temasımdan bugüne sürekli Hasankeyf yarın sular altında kalacakmış hissi yaratılmaya çalışıldı. Çok basit bir internet araması yapıldığında iktidarların yapmış olduğu tarih açıklamaları bu durumu doğruluyor. 

Dinamit kullanıldığı kesin

Peki siz proje hakkında neler düşünüyorsunuz?

1954 yılında başlayan bir yok etme, hafızasızlaştırma politikası Ilısu Barajı. Her gelen iktidar sürekli Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni yok etmek için çalışmalar yürüttü. Uluslararası şirketler üzerinden yapılmaya çalışıldı. Mücadeleyle bu şirketler geri adım attılar. Şu an Türkiyeli şirketler bu çalışmayı yapıyor. Bu konuda da kesin olmamakla birlikte yine uluslararası şirketlerin fonlarıyla yapıldığı iddiası var. 

Aslında ben de gelecekle ilgili, mücadele yürüten aktivistler gibi düşünüyorum. Hasankeyf sular altında kalmayacak. İnsanın, doğanın tarihi ve aklı buna bir şekilde engel olacak. Dünyada çokça örnek var. Baraj yapımının sona gelindiği birçok yapı su tutmadı. Herkesin çok kötü dediği, benim için bütün sıkıntılarına rağmen kadim bir medeniyetin temsilcisi olan, İran bu duruma en güzel örnektir. Bütünüyle inşaatı bitmiş baraj için yapılan çok küçük bir eylemden dolayı baraj su tutmadı. 

Dün, dinamitle kayaların parçalandığı iddiası basına yansıdı. Siz neler gözlemlediniz? 

Öncelikle ilk paylaşılan görüntüler Hasankeyf’teki arkadaşlardan geldi. Mesele bir iddianın ötesinde. Yeni görüntüler ve sesler de ulaştı. Dinamit kullanıldığı kesin. Yıkımın olduğu bölgeye elektrik gönderiliyor. Dinamite rağmen birçok parça yıkılmıyor. Aslında sağlam bir yer yerle bir ediliyor. 

Ilısu Barajının birçok nedeni var. Çok basit bir şekilde sıralamak gerekirse güvenlik, su üzerinde hâkimiyet, komşuları suyla tehdit etme, hafızayı yok etme ve en son elektrik üretimi. Elektrik üretimi tüm bu nedenler için de en zayıfı aslında. Tam da iktidarların yöntemiyle matematiksel bir hesap yaptığımızda 90-100 kilometrelik bir alan sular altında kalıyor dikey olacak. Yatay olarak bu alan çok daha geniş bir rakama karşılık geliyor. Bu alanın büyük bir kısmı çok verimli arazilerden oluşuyor. Kale bölgesi kapalı olmasına rağmen ciddi bir şekilde turist alan bir bölge. Dicle Vadisi, kalyon, vadiler gibi birçok değerlendirilebilecek alan söz konusu. Yapılan yatırım ve üretimle karşılaştırdığınızda devletin zarara uğrayacağı bir proje. Meslek odalarının hazırlamış olduğu raporlar var. Odalar üç küçük barajla daha fazla enerji elde edilebilineceği ve bu şekilde bir sistemle hem Hasankeyf’in hem de Dicle Vadisi’nin korunacağını bilimsel verilerle ortaya koydular. Ama bunların hiçbiri dikkate alınmadı. 

Yitirdiğimiz hafızamız olacak

Hasankeyf sular altında kalırsa ve bunun için yıkım sürerse, kaybettiğimiz sadece tarih mi olacak? 

Belgeselin temel amacı aslında eğer Hasankeyf sular altında kalırsa ne kaybedeceğimizi biraz olsun göstermek. 12 bin yıllık bir tarihten söz ediyoruz ki bu yapılan kazılardan almış olduğumuz bir bilgi. 12 bin yıllık tarihsel kalıntılara ulaşıldığına dair bilgiler paylaşıldıktan sonra kazı çalışmalarına ara verildi sonra bu bilgi yine aynı ekip tarafından yalanlandı. Kentin hemen hemen bütün çevresini dolaştım. Nehirde uzun bir koridorda iki sesi duyuyorsunuz sadece. Bunlar kuş ve Dicle’nin sesi. Vadilerde yine çok çeşitli otlar, çiçekleri canlılarla temas kuruyorsun. Kalyon benim için başka bir deneyimdi. Evet eğer Hasankeyf ve Dicle Vadisi sular altında kalırsa biz 3 bina, bin mağara,… yitirmeyeceğiz. 12 bin yıl içerisinde yaşamış olan insanların mezarları sular altında kalacak. Anılar sular altında kalacak. Yitirdiğimiz hafızamız olacak. Belleksiz bir dünyadan söz edeceğiz ondan sonra sanırım. Bir iki kuşak sonra belleksizleştirmeden bile söz edilmeyecek sanırım. 

Bu bakımdan Hasankeyf tek başına bir anlam taşıyorken bir taraftan da semboldür. Eğer Hasankeyf sular altında kalırsa Siirt’te yapımı biten ya da devam eden 4 barajdan sonra 14 tane daha baraj yapılacak. Cizre’de barajlar yapılacak yine Dersim’de barajlar yapılacak, Karadeniz’de dereler hapsedilecek HES’lerin yapımı hızlanacak. Bu örnekler daha da artırılabilir. Bu bakımdan Hasankeyf’in kurtarılmasının başka bir kıymeti var diye düşünüyorum. 

Tabii bu konuştuklarımızın büyük bir kısmı gözlemlerim. Bir kısmı aktivist arkadaşların anlatımlarından bana dokunup cümleleşen haller. “Suyun Ölüm Tarihi” video-belgeseli benim dışımda bir çalışma oldu olmaya devam edecek. Hasankeyf için mücadele yürütüp şu an aramızda olmayanların belgeseli olacak, susarak anlatan Hasankeyfli kadınların belgeseli olacak daha çok. Aslında belgeseli ben de çok fazla merak ediyorum. 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış