Advertisement

Haftanın şiiri: Hüseyin Kıran’dan ‘kuzeye gidenlere şarkı’

Haftanın şiiri: Hüseyin Kıran’dan ‘kuzeye gidenlere şarkı’

Hüseyin Kıran’ın ilk kez on üç yıl önce, “madde kara” adıyla yayımlanan şiir kitabı, uzun bir aranın ardından yeniden okurla buluşuyor. “Resul” ve “Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor” adlı romanların sahibi Kıran’ın şiirleri, onun edebiyat yolculuğunun ilk kıvılcımı olarak nitelendirilebilir. Sel Yayıncılık tarafından numaralandırılmış sınırlı sayıda, bez ciltli özel edisyon şeklinde yayımlanan kitaptan bir şiiri aktarıyoruz:

kuzeye gidenlere şarkı

1

insanım, budur basit mucizem
bunu ten çeken dişlerimden bilirim ben
kuşların turunç yuvasını bozdum
bakır yırttım, kendir büktüm bu yüzden
kırçıl kıpırtılarla dolu ağzım
adım azgın, kamçılı nehirlere verilsin
hayatta çünkü hep, akmak halinde vardım
hayatı hıncın mükemmel terazisiyle tarttım
sarı sanrılarla yıkadım yüzümü
kendime kelimelerden binalar yaptım

o binalar beni kendine lehimlemesin
yengeç kıskaçlarını yoksa, nasıl geriletirim
işe yarar mı acı ceviz kabuğum
ve bitlendim, okunmuş sular içtim korkumdan
havada bundan, kara bir halka çizeceğim
içime dolsun bet beniz, beter soluk
içime dolsun ağaç kökleri, üşüyüş
tarlama çamur ekeceğim
artık baş kaldıramayacak bana ıhlamur
gıcırdayan bacak, böcek
çayıma çocuk kanı damlattım
hepsini titreyerek harmanlarım
hepimizi gönendirecek bu tuhaf tarım

2

üstümden taşları birer birer kaldırdım
asfaltlar çünkü bana uğramasın
bana uğramasın sıska sırtlar, ürperirim
katran bidonları, asit keneleri ve tuz
tüm bunlardan uzakta bir, bir ısrarlı ırmak
bir ırmak gibi yerinde diretmek gerek
bir inatla çünkü olur denizlere ulaşmak 

ben bu inatla biledim nacak ağızlarını
gürgenlerin büyüme bilgisine sahip değilim
şivem bozuk
dudaklarım mavi
çenem kenetli
nasır içinde ellerim
her biri birbirinden diri
körpe şekillere ısırır gibi baktım
bir bitkinin ritmini ancak böyle boşlardım
hayatın gürültülü bedenine
sap-lan-dım

derin gemileri ilerledi güneşin
o geminin omurgasını omuzlarımla oyarım
saçlarımda bu şuh talaşlar bundan olsa gerek
köprücük kemiklerimde korku konçları, bundan
ve bundan uzaklık, bundan yetenekli çalım
bundan işte felçli kentin ince eğesi
kışkırtıma mumlu bir aydınlık getirdi 

güneşin öfkeli elleri yüzümde gezindi
ben yoksa neden bu denli esmerlik doluyum
çıraların çır'ı
gelgitlerin hışırtılı kumu
gürbüzlere yaraşan gürlek tutum
beni soğursun
kendimi kelimelere hınçla borçluyum

o kelimeler beni kendimde ilerletti
o kelimelerle bildim kuşkusuz
küfür hayata en kısa yoldur
ağzımda köpüklü sözcükler
hava baygın ve soğuk
üşümek leziz ve faydasız
durmak gövdemin kıvamını koyultur
soluyarak buna yanıt arıyorum 

elimde kılçık ve boyunduruk
alnım paslı ve çürük
tüm bildiklerimden kurtuldum
hiç gidilmemiş bir yere gidiyorum

orada beni eğrelti otları karşılayacak
ve oltalarda ağzı yırtılmış balıklar
ağıtlara batmış bir kayık
yere atılı bir mızrak
reçine rakısı, hisar sarısı, konken partisi
dişlerimi işte bunlara geçireceğim
güneşten nasıl da kuşkuluyum 

güzelim güney sus içinde uyusun
kanımda gümüş
yakalarım eprimiş
gövdem terli ve bulanık
ayaklarım kırık, pullarım kalkık
kuzeye gidiyorum

 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış