Haftanın sergisi: ‘Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri’

Haftanın sergisi: ‘Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri’

Küratörlüğünü Ekrem Işın’ın, danışmanlığını Catherine Pinguet’nin üstlendiği “Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri” adlı sergi, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir süreçte, fotoğraflar, seyahatnameler, kartpostallar, dergiler ve gravürler gibi malzemelerle, yüzyıllardır birlikte yaşadığımız, gündelik hayatımızda önemli rolleri olan bu mahalle sakinlerinin İstanbul’daki geçmişini izliyor.

sergi, fetihten 19. yüzyıl başlarına kadar kentin sakini addedilen sokak köpeklerinin, Tanzimat sürecinde, siyasal ve buna bağlı olarak sosyal koşulların değişmesiyle birlikte toplumsal hayattaki yerlerinin dönüşümüne odaklanıyor. Sergiye eşlik eden katalogda, küratör Ekrem Işın ile danışman Catherine Pinguet’nin konuyu genel hatlarıyla kapsayan makalelerinin yanısıra, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Pierre de Gigord Koleksiyonu ve Galeri Alfa Koleksiyonu’ndan seçilen fotoğraf, gravür, kitap ve dergilerin eşliğinde, önce sokak köpeklerinin geç Osmanlı döneminde gündelik yaşamdaki serüveni, ardından 1910 yılında Hayırsızada’ya (Sivriada) sürgünü anlatılıyor.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün ev sahipliği yaptığı sergi İstanbul’un toplumsal tarihinin hemen her döneminde gündelik yaşamın önemli bir parçası olan sokak köpeklerinin, dini, siyasi ve sosyolojik dönüşümlerle değişen serüvenine ışık tutuyor. 

16 Eylül’e tarihine kadar açık kalacak sergi, Beyoğlu Tepebaşı’ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde, Pazar günleri hariç her gün 10:00 – 19:00 saatleri arasında ücretsiz gezilebilir.

Serginin içeriği enstitü tarafından şu sözlerle tanıtılıyor:

19. yüzyılın ortalarına kadar, ana yollara ve pazarlara açılan kesişme noktalarının dışında İstanbul sokaklarının ıssız karakteri, şehir hayvanlarını gündelik hayata kazandıran başlı başına bir olgu değerindeydi. Özellikle İstanbul’un Müslüman semtlerinde mahremiyetin çatısı altındaki manevi hayatla sokağın dünyevi hayatı arasındaki ilişki yeterince kurulamamıştı. Bu uzaklık duygusu sokağı, İstanbul köpeklerine bir vatan olarak bağışlamıştı.

Kamusal mülkiyetin bekçiliğini yapan sokak köpeklerinin kaderi, giderek artan “çağdaş” dünyaya yakınlaşma isteğiyle birlikte değişti. Batı’yı gören Osmanlı aydını İstanbul’un görüntüsünü hiç de iç açıcı bulmuyordu; sokakları dar ve düzensizdi, evleri harabeden farksızdı, ulaşım sistemi bozuktu, altyapısı yetersizdi. Bütün bu olumsuzluklara bir de Avrupa şehirlerinde rastlanmayan köpeklerin kara bir bulut gibi gündelik hayatın üzerine çökmesi eklenince, çağdaş dünyaya olan uzaklık iyice artıyordu. Osmanlı’nın dört ayaklı belediyesi, Cumhuriyet’in iki ayaklı belediyesine dönüşürken, pozitif hayat anlayışı da köpekleri kent tarihinden silmeye çalıştı.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış