Haftanın öyküsü: Gürsel Korat’tan Resim

Haftanın öyküsü: Gürsel Korat’tan Resim

Gürsel Korat’ın daha önce yayımlanan “Çizgili Sarı Defter” ve “Gölgenin Canı” adlı öykü kitapları bir araya getirilerek “Dalgın Dağlar” adıyla yayımlandı. Gürsel Korat son olarak “Unutkan Ayna” adlı romanına, 46. Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görülmüştü. Korat’ın Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Dalgın Dağlar” kitabından bir öykü aktarıyoruz.

Resim

Lalempe, lûlempe
Kındıra biç, kırk üç
Aldım verdim ben seni yendim
yenmeye geldim.

Çocuk, arkadaşlarının bağıra bağıra eve gittikleri bir sırada hâlâ sınıfta oyalanıyordu. Havadaki tebeşir kokusunun ve çocuk nefeslerinden oluşan sıcaklığın farkında değildi. Ödevlerden canı sıkılmıştı, tahtaya yürüdü, silgiyi eline aldı, 3+2, 8+9 ne varsa sildi.

Üst dudağını kemirdi, diline tuzlu bir tat geldi. Tahta bomboştu şimdi. Koridorda birkaç çocuk bağrıştı, sesleri duvarlarda yankılandı. Bir araba geçti sokaktan. Eve gitmeliydi artık. Fakat gidemiyordu. Tahtadaki silinse de defterdeki ödevler duruyordu çünkü. Ayrıca evde onu, “Bugün okul nasıldı?” sorusu bekliyordu. “Üstünü çıkar, elini yıka” denecekti. Sonra da sorulacaktı yine: “Bu çantanın hali ne?”

Köşeli beyaz tebeşiri parmak uçlarıyla tuttu, evirip çevirdi, kocaman bir yuvarlak çizdi. Geri çekilip düzgün mü değil mi şöyle bir baktı. Sonra bu yuvarlağın üst bölümüne iri iri bakan iki göz kondurdu, bu gözlerin arasında patlıcan gibi bir burun vardı. Ağız çukuru, geniş ve yayvan bir O’ya benziyordu. Dişleri çizerken çıkıçıkıçıkı seslerine eşlik eden kısa kırık çizgiler çekti.

Çizdiği canavarın, karatahtadan fırlayıp hart diye kolunu ısıracağını düşünüyordu o sıra. Bir an, böyle bir şey olacakmış gibi irkilerek geri çekildi. Hırlamak ve canavarı korkutmak istedi ama bu kez de kendinden korkacaktı. Kapıya doğru kaçtı, gururu incinmişti, gidemedi. Tahtaya baktı: Çizdiği canavar gözlerini çocuğa dikmişti. O gözler dik açıyla çizildiğinden, çocuk nereye giderse gitsin resim o yöne dönüyordu sanki. Bunu resmin bakışlarından kurtulmak için yaptığı bir iki denemeden sonra anladı.

Bırakıp giderse canavarı unutamayacağını seziyordu. Resmi silmeli ve düşmandan kurtulmalıydı. Tahtaya koşarken, silmenin ondan kurtulmak anlamına gelmeyeceğini düşünmüş olmalı ki, duraksadı ve hızla bir karara vardı: Yalnızca gözlerini sildi canavarın.

Sonra, neşe içinde, alay eder gibi, göz yuvarlaklarını yeniden yaptı, canavarın bakışlarını tavana döndürdü.

Zavallı canavar, ağlamaklı bir yüzle af diliyor gibiydi artık.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış