Advertisement

Göbekli Tepe’yi ‘yeniden yapmayalım’, koruyalım

Göbekli Tepe’yi ‘yeniden yapmayalım’, koruyalım

Geçtiğimiz günlerde Göbekli Tepe, beklenilmeyen bir ortamda, Davos’da yapılan Dünya Ekonomik Forumu etkinlikleri çerçevesinde  gündeme geldi. Ekonomik ve jeopolitik sorunların, yeni sanayi devriminin konuşulduğu Davos’daki buluşma ile günümüzden yaklaşık 12 bin yıl öncesinde yaşamış, henüz tahıl üretimine geçmemiş, hayvan evcilleştirmemiş ama anıtsal taş eserler yapmış olan avcı ve toplayıcı insanların törensel buluşma alanı, kült merkezi Göbekli Tepe’nin nasıl bir ortak noktası olabileceği birçok kişinin zihninde kaçınılmaz bir soru olarak belirdi, ama yine de bunu bir tanıtım şansı olarak gören ve takdir edenler de oldu. Ancak bu tanıtım atağının kapsam ve hedefini açıklayacak olan basın bildirileri dağıtıldığında, etkinliğin daha çok, bir firmanın reklam amacı ile bir kültür varlığının ismini ve cismini kullanmasına yönelik olduğu şüphesi de düştü birçok kişinin aklına. Bir de bunun üstüne, 2 bin yıllık farklarla yazılan tarihlerle oluşan, hatalı bilgi panoları ve web sayfası da eklenince, bu girişim daha ilk etabında yarardan çok, özellikle Kültür Bakanlığı’nın itibarını zedeleyecek zararlar getirmeye başladı. 

Aynı “reklam” kampanyasına, Göbekli Tepe kazı çalışmalarına ve tanıtımına milyonlarca dolar yatırım yapıldığı ve bu yeni yatırım programı ile Göbekli Tepe’nin “markalaşacağı”, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi asil adaylığı için hızlı adımlarla ilerleyeceği gibi, algılamada çelişkilere yol açacak ifadelerle devam edildi. 

En azından benim için çelişkili olan ilk konu hem milyonlarca dolar yatırım yapıldığını belirtip, hem de Davos’da bulunan diğer yatırımcılardan Göbekli Tepe’ye yönelmelerini ve destek vermelerini isteme konusu idi. Daha kaç milyon dolar ya da Avro’ya ihtiyaç var Göbekli Tepe’de, bu para ile ne yapılacak orada, gibi sorular türedi ister istemez.

Bunların da ardından, “Göbekli Tepe baştan aşağı yenileniyor, 15 milyon dolar yatırımla yeniden yapılacak” gibi haber başlıkları belirmeye başladı medyada, ve en geç bu haberler görülmeye başladığında, arkeologlar arasında adeta bir korku ve dehşet dalgası oluştu. Bir yanda aklımızda, belleğimizde son yıllarda restorasyon ve koruma adı altında yapılan projelerin daha çok “yepyeni” yapmak yolunda ilerlemesi ve buna yönelik sayısız örnek vardı. Ayrıca şu temel sorulardı hepimizi endişelendiren: Göbekli Tepe’nin ya da başka bir arkeolojik araştırma alanının yenilenmesi ne demektir? Tabii bu noktada, bahsedilen haberler yapılırken kullanılan kelimelerin talihsiz bir seçim olduğunu umabiliriz, fakat ne kadar iyimser de olsak bu tanıtım faaliyeti ile izlenen yolda, yapılan plan ve seçilen hedefte bazı eksikliklerin bulunduğunu, önemli etapların atlanıldığını fark edebiliyoruz. 

“Göbekli Tepe dünyaya kapılarını açıyor” sloganı da, sanki Göbekli Tepe’yi dünya bilmiyordu artık öğrenecek dercesine, bol bol karşımıza çıktı tüm bu tanıtım girişimi kapsamında. Ama aslında, 2014 yılı, Göbekli Tepe kazı çalışmalarının yirminci yılı idi, günümüz insanının görsel algısı ve güncel ilgisi ile Göbekli Tepe’nin buluşması çoktan gerçekleşmişti. Belirli bir kesimin takip ettiği bilimsel yayınların yanı sıra, toplumsal popüler bilgiye şekil veren birçok uluslararası dergi, kazı ekibi ile zaman geçirerek hazırladıkları yazıları ile Göbekli Tepe’yi kapak konularına taşımışlardı çoktan. Yazılı basılı medyanın yanı sıra belgesel filmlerle de Göbekli Tepe kazı çalışmaları BBC, TRT, İz TV, National Geographic gibi ve diğer Japon, İtalyan ve Alman televizyon kanallarında yerini almıştı. 

Kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılan eserlerin, ulaşılan bilgilerin beklenilmezliği ve yeniliği nedeni ile bütün bu film ekipleri, dergilerin yazar ve fotoğrafçıları Göbekli Tepe’ye yönelmişti. Kazı çalışmaları ile ilgili yapılan yayınlar, örneğin önce 2006 yılında Almanya’da Beck yayınları arasında “Schmidt, K. (2006). Sie bauten die ersten Tempel : das rätselhafte Heiligtum der Steinzeitjäger : die archäologische Entdeckung am Göbekli Tepe. München, Beck.” adıyla çıkan, sonra Türkçe, İngilizce, Fransızca,  İtalyanca, Rusça, Lehçe dillerine çevrilen kitap, 2007 yılında Almanya’da Karlsruhe şehrinde yapılan ve Göbekli Tepe’nin ana temalardan birini oluşturduğu “12000 yıl önce Anadolu” sergisi ve yayını, kazı çalışmalarına ilgiyi ve farkındalığı pekiştirmişti. 

Davos'ta yapılan toplantının faydası kime?

Yirmi yıl devam eden kazı çalışmaları denildiğinde bu sürenin dehşetli uzun bir zaman dilimi olduğunu düşünür birçok kişi ama bugün anıtsallığıyla Stonehenge ve Malta tapınakları ile karşılaştırılan Göbekli Tepe’nin, binlerce yıl açıkta olan ve insanlık belleğine yerleşmek için bu uzun zaman dilimlerini kullanan söz konusu anıtlardan farklı olarak, arkeolojik kazılar başlamadan önce tamamen toprak altında olduğunu ve kendisini dünyaya göstermek için onbinlerce yıl beklemek zorunda kaldığını unutmamalı. Bu yüzden, benzerleri ile karşılaştırıldığında 20 yıl gibi kısa bir sürede insanlık belleğinde ve günümüz düşünce, kullanım ve hatırlama kültüründe yerini çoktan bulan Göbekli Tepe’nin kendi yetkin etkileme gücünü anlamaya çalışmalı ve bu muhteşem kültür varlığına gereken değeri verip, belki de sakin ve dingin projelerle, sukünetle yaklaşmalı. Göbekli Tepe’yi 12 bin yıl önce yapan, yaptıktan yaklaşık 2 bin yıl sonra tahrip etmeden usulca terk eden insanlara ve onların iç dünyasına, ortaya koydukları eserlere karşı bugünkü sorumluluğumuz en başta koruma olmalı.  

Özgün koruma modelleri oluşturmak için de aslında Göbekli Tepe bizlere benzeriyle zor karşılaşılacak kadar özel ve anlamlı imkânlar sunuyor. Gerek Türkiye’de gerek dünyada birçok arkeolojik yerleşme, yakında bulunan modern mimarinin, yapılan yeni yolların, barajların, kontrol edilemeyen yapılaşmaların tehditi altında bulunurken, hatta zaman zaman modern dünyanın ihtiyaçları arkeolojik değerlerin önüne geçerken, Göbekli Tepe 1. derece arkeolojik SİT alanı çevresinde ve yakınındaki tek modern yerleşme güneybatı yönünde, 3 km. uzaklıkta bulunan Örencik köyüdür. Su kaynaklarından uzak, deniz seviyesinden 830 m. yükseklikte olması baraj sularının altında kalma gibi tehlikelerden korumakta, kerpiç mimarinin olmaması ve aşırı taşlı çorak toprağı ev yapımı için toprak çekme ya da sulu-makineli tarım yapma gibi düşünceleri de alandan uzak tutmuştur şimdiye kadar. SİT alanı içerisinde bulunan çok sayıdaki zeytin ağacı, 2005 yılında kamulaştırma yapılacağı anlaşılınca, ağaç başı yapılacak ödemenin çekiciliği nedeniyle neredeyse bir gecede dikilmiştir. Fakat tüm bu kamulaştırma ve Kültür Bakanlığı’na tescil işlemleri tamamlandığı için ekme biçme faaliyetlerinin devamı en azından engellenmiş ve halihazırda dikilmiş olan zeytin ağaçları da kendi kendilerine Göbekli Tepe ile bir bütün olmaya başlamış ve henüz kazı yapılmamış alanları hızlı ve iyi planlanmamış çalışmalara karşı neredeyse korur hale gelmiştir. Göbekli Tepe kuzey ve doğu yönünde ise halıhazırda koruma altında olan orman bölgesi ile sınırlıdır. Çevredeki bu doğal ve sessiz ortam, dokunulmamış, bozulmamış coğrafya ve bu konumun getirdiği ender rastlanılacak ve iyi değerlendirilmesi gereken koruma imkânları UNESCO Dünya Kültür Mirası için 2010 yılında yapılan başvuruda da belirtilmiş ve arkeolojik eserlerin eşsizliğinin yanında ikinci önemli kriter olarak yer almıştır ve bu özellikleri ile Göbekli Tepe 15.04.2011 tarihinden itibaren UNESCO Dünya Kültür Mirası Tentativ listesi denilen aday adayı listesinde bulunmaktadır. Asil listeye girmesine kesin gözüyle bakılan Göbekli Tepe için, bu yolda yine de yapılması gereken birkaç rutin çalışma bulunmaktadır. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne asil aday olmak ve sonrasında listeye alınmak için alan yönetimi planının hazırlanması, alan yönetimi kurulunun atanması gibi işlemler birinci sırada yer alır. Bunlar daha tamamlanmamışken, Kültür Bakanlığı her sene göstereceği iki aday arasına Göbekli Tepe’yi alamazken Davos’da yapılan bir ışıklı, lazerli, DJ’li akşam toplantısının, buzdan Göbekli Tepe eserlerinin kopyasının sergilenmesinin, Davos’a gelmiş 200 işadamının Göbekli Tepe’ye gezmek için getirilmeye çalışılmasının ve hele de aynı tanıtım programı çerçevesinde Göbekli Tepe bilgisayar oyununun piyasaya çıkarılmasının faydası Göbekli Tepe’ye midir? 

Başlangıcından itibaren kazı çalışmalarını yürüten, ayrıca Göbekli Tepe’nin keşfini de borçlu olduğumuz, sevgili merhum eşim Klaus Schmidt bu özel projeyi hayatımın keşfi ve görevi olarak adlandırırdı hep. 20 Temmuz 2014 tarihinden beri Klaus aramızda değil. Göbekli Tepe’de yaptığı çalışmalarda, araştırma ve koruma hedeflerinde her zaman dikkatli ve mütevazı davranan, elde edilen bilimsel veriye taşıyabileceğinden fazla bilgi yüklemeyen, dayanaksız fikir üretmeyen, bu itinalı yaklaşımı ve yalın anlatımıyla araştırma sonuçlarını her ortamda paylaşan bir insandı Klaus. Hayatının 20 yılını adadığı Göbekli Tepe’nin, bilimsel araştırma sonuçları dışında hiçbir esoterik, mistik, popüler ya da benzer bir söyleme ihtiyacı olmadığını, yalın haliyle bize verdiği bilgilerle, bizlere sunduğu insanlık tarihiyle ilgili yeni sorular üretme şansı ile zaten emsalsiz bir değer olarak her türlü ilgiyi kendine çekeceğini belirtirdi. Bu yüzden hiçbir zaman “Göbekli Tepe’de cennet bahçesi”, “Göbekli Tepe’de Adem ile Havva’nın izi”, “Göbekli Tepe’de Sirıus yıldızı tapınağı” ve benzeri ifadeleri hiç kullanmadı ve desteklemedi.

Klaus Schmidt’in döneminde Göbekli Tepe için yapılanlar  

Özellikle 2006 yılından sonra, Almanya’da açılan "12000 yıl önce Anadolu" sergisinin etkisiyle Göbekli Tepe’ye gelen ziyaretçi sayısındaki aşırı artışı gözlemlediğimizde, gelecekte bu sayının kat kat artacağını da ön görerek neler yapılması gerektiğini planlamaya başlamıştık.

Bu dönemde; Göbekli Tepe 1.derece arkeolojik SİT alanı çevresi tel örgüyle çevrelenerek koruma altına alındı. Kazı alanının üzerine 1998 yılından itibaren yapılan modüler koruma çatı sistemi, ziyaretçi girişine değil, eser korumasına yönelik yapıldığı için tekrar ele alınıp, 2008 yılından itibaren değiştirilmesine karar verildi. Bu amaçla, yürüyüş güzergâhlarını da kapsayan yeni bir üst örtü projesi yapıldı. Bu çatının inşa edilebilmesi için gerekli olan ödenek kaynağı, Avrupa Topluluğu Fonlarına sunulan bir proje çerçevesinde sağlandı. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmek için ilk başvuru yapıldı. Alan yönetimi planının hazırlanması için Almanya Cottbus Üniversitesi Yüksek Lisans öğrencilerinden bir grup tarafından taslak çalışması yapıldı. SİT alanı içerisine gereksiz yoğunluğu çekecek uygulamalardan kaçınılması, ziyaretçilerle ilgili ünitelerin SİT alanının hemen dışında yapılacak bir ziyaretçi merkezi ve çevresinde çözülmesinin en doğru yol olacağı konusundaki korumaya yönelik fikirler sunuldu ve konuya dikkat çekildi. Artan ilgi ve ziyaretçi sayısıyla gelişme umudu gösteren turizm etkisinden yakındaki tek köy olan Örencik’in fayda sağlaması için, köyün Göbekli Tepe ile bağlantısını taze tutacak master planlar yapılması konusu her zaman gündeme getirildi. Koruma çatısı inşası tamamlandıktan sonra başlanılması planlanan restorasyon ve konservasyon uygulamalarında, esere en az müdahale ile hareket edilmesi planlandı. 2015 yılı ve takibindeki beş yıl içinde koruma çatısının yapımı ve kazı çalışmalarıyla ilgili yayın çalışmalarının tamamlanması planlandı.

Klaus Schmidt'ten sonra

Klaus Schmidt’in asistanlarından oluşan ekip, halen Alman Arkeoloji Enstitüsü Berlin şubesinde yayın hazırlıklarına devam etmekte. Kazı başkanlığı geçici bir süre için Şanlıurfa Müze Müdürlüğü’ne verildi. Kazı başkanlığına takviye için üç Türkiyeli bilim adamından oluşan bir danışma kurulu oluşturuldu. 2014 yılı Mayıs ayında  Alan Yönetimi başkanı olarak atanmış olan Şanlıurfa Koruma Kurulu Müdürü Ferhat Karagözlü bu görevden alınarak, Alan Yönetimi Başkanlığı da Şanlıurfa Müze Müdürlüğü ne verildi. Koruma çatısı inşaatı henüz başlamadı. Su kaynaklarından, verimli topraklardan yoksun olan ve Göbekli Tepe ile birlikte büyüme, gelişme şansı olan Örencik köyünü de içeren bir planlamaya henüz ulaşılamadı. 2006 yılından itibaren gerekliliği kazı ekibi tarafından da ısrarla belirtilen ve 2013 yılında yapılan Ziyaretçi Merkezi açıldı ancak yapıldığı günden itibaren inşa kalitesi ve formu nedeni ile eleştirilen, uzun süre hizmete giremeyen binanın, hizmete girdikten birkaç ay sonra ise yeni sponsor firma tarafından yenisinin yapılması planlanmaya başlandı. Ahşap yürüme yollarından oluşan çevre düzenlemesi Kültür Bakanlığı tarafından tamamlandı.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

3 Yorum

  •  
    cengiz
    25.01.2017

    gobekli tepe bana bir mesaj gonderdi!!!! saka falan degildir, sol elini uzatmis kus ve 3 koltuklu tas benim kizimla yaptigim bir alci uzerinde cikti, 100 de 100 ayni symbol/hikayeyi anlatir/gosterir, kimlerle paylasa bilirim bunlari acaba? yardimci olacak birisi ile konusman gerikir bunlari, cok onemli!!! lutfen yardim ede bilirseniz iletisime girin benimle, adim cengiz efe, amerika connecticut te yasiyorum, email ce319923@gmail.com yada cengizefe319@yahoo.com ,, alcinin vidyosunun linkini birakoyrum sizlere,https://www.youtube.com/watch?v=s5YvnQbWEF0&t=1s

  •  
    Ekrem Kurku
    01.02.2016

    Ben Göbekli Tepe kazilarini belki gene 20 yildir takip edip-Rahmetli Klaus Schmidt in katkilarini takdir edenlerdenim.. Zaten Kültürler konusunda merakimdan dolayi Paralel olarak Misir Kazilarindan-Sümer tabletlerine kadar bu dayatilan tarihlerde celiski arayan biriyim...Bu olmasaydi Arkeolojiye merakimda olmazdi...Avrupa da Bin yilin bulgusu-ve Kazilari olarak kabul edilen Göbekli Tepe gercekten bir Rakip niteliginde oldugundan[Stonehenge-Misir Piramitleri vs.ye] bölge de bilinclice korunmasi zor bir Kazi alani oluyor-Diger bir engel de Bulundugu bölge ve bu bölgenin Bilinc yapisi...Yani Bu bölgedeki insanlar Fakir ve Degisik kültürden olan insanlar ve tek amaclari Hayatta kalabilmek...Ayrica Türk-Kürt sorunu adeta Bölgede bir savas alanina dönüsüyor....Unesco yada diger bir gücün KORKARIM ne bir yardimi nede bir Destegi bana güven vermiyor...Yani Bölge basibos oldugundan-Bu kazi alani icinde hak isteyen insanlarin Bu Dünya Harikasini sadece Maddi bir cikar olarak görmelerini saglayacak.Bölgeyi yanlizca Göbekli Tepe ile sinirlamayip-Ayrica Harran yani Ibrahim Peygamberin memleketi olarak görüp-Nuh Tufani ni da Uluslararasi Bilim Adamlari ile birlikte arastirmak ve Dünya basininin böylece dikkatini saglayip-Bölge halkini bilinclendirmekten baska care yok-Ama bu da en zor olani...Klaus ruhu sad olsun..

  •  
    Kaan Demirdöven
    01.02.2016

    güzel yazı. teşekkürler.