Advertisement

Gidemediklerimiz

Gidemediklerimiz

Hümeyra’nın hiç eskimeyen albümüdür “Beyhude”. Boş yere, boşuna, anlamsızca anlamına gelen beyhude, bu topraklarda iliklerde hissettirilen bir haldir. Tarih sürekli tekerrür eder, tekerrür eden zulüm sürekli inkâr edilir. Öyle ki hiçbir şeyin değişeceği yok, hissine kapılır insan. Hep o aynı kısır döngüde tutsak duyar kendini.

Oysa değişime, dönüşüme hangi zalim direnebilmiş? Kötülük biteviyedir, iyilik şaşırtıcı. Yılgınlık kıskacından kurtulduğunda, koyverirsin kendini. Bir an için koşullardan bağımsızlaşır, kendi hakikatinle yüzleşirsin. Varsın bu hakikat kimi zaman çaresizliğine denk gelsin, o artık hiçbir şeye yaramayan mantığını esrikliğe akıtırsın. Bir parça güç bulasın diye.

Gerçek müzik albümlerinde bir ruh hali, aslına bütün şarkılara sirayet eder. Hümeyra’nın “Beyhude” albümü bu sözcüğe en isabetli anlamını veren “Gidemediklerimiz” şarkısında anlatır o duyguyu.

Görüyor musunuz denizin gerisinde
Kumsaldan hayli uzakta bir ev var
Tek pencereli bir ev
İçerde bir iskemle
Üzerinde gençliğim 

Yaşlanırsın beyhudelik duygunda. Yılların senden geçtiğine aydığın andır orası. Koca kahkahalı bir kadının, pek kolay yüzeye çıkmadığını, fazla derinlerine gömüldüğü fark ettiğin zamandır. Meğer hayata yüklediğin o bütün anlam, an gelmiş kendi ölüm fermanın olmuş. Çoğalttığın ölçüde azaldığın. Hani kevgire dönüşü kalbinin. Dünya matematik üzerinden döner ne de olsa. Ve bilirsin, söz yerini bulmadıkça, konuşmak bile küfürdür bir noktadan sonra.

Bir yatak, bir yorgan, bir kırık masa
Bir ip sallanır boynumda 

Doğru bildiklerin tepe taklak dönmüş. Olamaz dediklerin vakayı adiyeye dönmüş. Mahkemeler yüzü ışıltılı kim varsa onların tutuklandığı bir tuhaf arena. Faillerin zaman aşımına uğradığı ya da bütün görünürlüklerine rağmen meçhul kaldıkları. Cezasızlığın kurbanların sevenlerine en büyük ceza olarak dayatıldığı. İsyan çığlıklarının koridorları çınlattığı. Hafızadan asla silmeyeceğin katliamların, cinayetlerin, infazların kurban olan canların heykellerinin kaldırıldığı. Öyle ya hiç iz kalmamalı. 

Odama sımsıcak iklimlerle geldiniz
Gözleriniz kararlıysa sevmeye sevilmeye
Bu gece sabaha kadar ipi siz çekeceksiniz
Sımsıcak deniz gidemediklerimiz

Oysa bak işte, hatırlamak değil, hiç unutmamak senin özün. Beyhude ezel ebed süren bir duygu hali değil. Şu umut kurdu var ya, çıkar yine kemirir yorgun kalbini. Bile isteye düşersin o tuzağa. Olur da değişmez mi, düzelmez mi diye kıvranmaya başlarsın. O kadar katlanılmazdır maruz bırakıldığın hal. O kadar inanılmaz. Umut zorunluluktur böylesi zamanlarda. Umut bir gıdım nefestir boğuluşlarında. Beklemeyişin ama beklenecek bir şeyler yaşamış olduğuna ve onları elbet yine yaşayacağına inancını kaybetmeyişindir aslında.

Bir yatak, bir yorgan, bir kırık masa
Bir ip sallanır boynumda 

Geriye yapamadıkların kalır. Iskalanan ihtimaller. Bıçaklanan hayaller. Kendine itiraflarındır beyhudelik. Hiçbir zaman almayacağın derstir. Yine olsa, yine öyle yapardım duygusu. Neden böyle oldu sorusundan feragattir. Öyle işte deyişindir. Eyvallah diye ekleyişin. O ki sımsıcak denizlere gidemeyişindir yeni hayat. Coğrafya değiştirirsin ne gam da, kader peşin sıra gelir. 

Sabah olduğunda gece öldürdüğünü kendini, kimse bilmeyecek. Gündüz kuşlarına gülümsemekten, tülün ardından beliren o ilk gün ışığına kirpiklerinle selam etmekten vazgeçmedin hiç. 

Boynuna en havalısından bir şal atarsın. Urgan izini görmezler. Olur biter. 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış