George Saunders’ın ilk öyküleri

George Saunders’ın ilk öyküleri

George Saunders, ilkin ABD’nin politik ve sosyal damarlarında, ardından da dünyanın hâli pürmelalinde gezinen bir yazar olarak kaleme aldıklarında, tarihle bugünü kurmaca düzleminde bir araya getirip işin içine kara mizah katıyor.  

Yaptığı gözlemlerle insanların davranış kodlarını belirleyip yorumlayan Saunders, geliştirilen alışkanlıkları ve bunların sonuçlarını metinlerinde trajikomik biçimde sunuyor okurlara. Yazarın gerçekçiliği; olanı dümdüz aktarma şeklinde değil, tersyüz ettiği hakikati kurmacayla birleştirmesine dayandığından hem yaşamdan kopmuyor hem de kurgu güçleniyor. Bir savaş meydanı, alışveriş merkezi, hayvanat bahçesi veya ölülerin sohbet ettiği günlük yaşam, Saunders’ın kaleminde.   

Yazar, tozpembe bir okuma vaat etmiyor; gördüklerini, aklının ve vicdanının süzgecinden geçirerek tutarlılığını kaybetmeden yoluna devam ediyor. Eski ve yeni metinlerine erişip yapıp ettiklerini karşılaştırma imkânımız olduğundan, Saunders’ın bu tutarlılığını rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. 

Zamanının bir kelaynağı 

Bir yazar enikonu tanınıp ödüller kazandıktan sonra eski defterlerin açılması âdeta bir gelenek hâlini aldı. Saunders da ödüllü bir yazar, üstelik geçen şubatta yayımlanan “Arafta” ile birkaç hafta önce Man Booker Ödülü’nün sahibi oldu. Aynı tarihlerde yazarın ilk öykülerinin ve bir novellasının yer aldığı “İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte” isimli kitabı yayımlandı. 

Saunders’ın, yaşamla ve kendisiyle ilgili öngörüsünü yansıtan öykülerden oluşan kitabın yayımlandığı yıl 1996 değil de sanki 2017. Yazar yirmi yıl sonra (ve hatta daha ileride) yaşanacakları hissedip kaleme kâğıda sarılmış. Ana mekân yine ABD ama Saunders öykülerde öyle bir anlatım kurmuş ki sadece Amerika’yı değil tüm insanlığı ilgilendiren mevzulara el atmış. Tabii meraklısına araştırması için tarihsel göndermeler ve imalar yerleştirmiş metinlere. 

Saunders, “İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”de okuru karanlık, komik ve trajik kahraman ve olaylarla buluşturuyor. İleride yapacaklarının bir benzerini burada da gerçekleştirip Amerikan tarihini yaşadığı döneme taşıyarak hicve yönelerek “bazı insanlar hayalperesttir, bazı insanlar iş bitiricidir” diyor. 

Saunders’ın bir gelenek hâline getirdiği “öteki”yi gözlemleme ve öykülerine onları izleyenleri yerleştirme nüvelerine “İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”de de rastlıyoruz. Kalabalığın ortasında yer alan ama aslında tek başına kalanları, ilk öyküleriyle 1990’ların başında tasvir etmesi, yazara “kâhin” diyenlerin elini güçlendiriyor. Çünkü o dönemde tek kutupluluk söylemiyle ve heyecanıyla yeryüzüne pompalanan kapitalist yaşam tarzı büyük çoğunluğun gözünü boyuyordu. Saunders gibi birkaç kelaynak, yazdıklarıyla aksi yöne gitmeyi tercih etti. Bu yolda, yaratılan sınırsızlığı; başka bir deyişle “her şey yapılabilir” anlayışını, ironik bir üslupla eleştirdi. İlk öykülerinden günümüze dek süren tavrıyla Saunders, eleştirdiklerinin anavatanı olan ABD’de önemli bir okur kitlesi edindi. 

Tutarlı ve hepimizi anlatan Saunders  

“İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”, yukarıda saydığım özelliklerinin yanı sıra tek tek insanlara yönelen; onların yaşam mücadelesini ele alan öyküler de barındırıyor. Travmalar, yalnızlıklar, iş hayatının kişiyi ezen yapısı ve anıların taarruzu… Saunders’ın pek çok öyküsünde öne çıkan yalnızlık teması, bu kitapta da belirgin. Bunun nedeni, yazarın yaşamdan uzak olmaması. Özellikle ülkesi ABD’den izlere rastlıyoruz bu anlamda. 

1990’ların başından itibaren “rakipsiz” kalan ABD’nin, önce kendi halkına ardından dünyanın geri kalanına vaat ettiği dönüşümün sancılarını da es geçmiyor yazar; yeraltından veya tepeden bakarak yeryüzünü anlatmak yerine kendisini (ve okuru) olayların tam ortasına atıyor. Böyle baktığımızda ilk öykülerini, “Arafta”yı veya yakın geçmişte kaleme aldığı hikâyeleri okuyunca gayet tutarlı bir Saunders’la karşılaşıyoruz. 

Zaman zaman dile getirilen eleştirilerde, Amerikan kültürüne geniş yer verdiği için ABD dışında pek tanınmadığı söylenmişti Saunders’ın. Ancak yazarın ilk andan itibaren kotardığı öykülerde bulunan karakterler belki ABD’li ya da buna yönelik imalar var ama hiçbiri bize yabancı değil; belki kendisine yabancı fakat okura değil. Bu durum, onun kendi toprakları dışında da dikkatle takip edilmesini sağladı.  

Sınırsız bir nobranlık 

“İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”deki her hikâye, karakter ve durum, Saunders’ın dert sahibi bir yazar olduğunu gösteriyor; hayatın zorluğunu, alaycı ve trajikomik üslubuyla anlatırken karakterlerinden biri aracılığıyla şunu soruyor: “İnsanlar nasıl bu hâle gelebiliyor, diye düşündüm. Eski hâllerine dönebilirler mi peki? Sevmeyi ve nazik olmayı öğrenebilirler mi? Bu hâlleriyle kendilerinden tiksinmeden nasıl aynaya bakabiliyor veya yılbaşı süsleri asabiliyorlar?” 

Köle gibi çalıştığının farkına çok geç vardığı âna kadar işine âşık olanlar mı dersiniz, yoksa yaşlandığı için kendisine aptal yakıştırması yapılanları görüp dertlenenler mi?... İşte Saunders, genel içinde özeli, özelden hareketle geneli anlattığından bu tip ayrıntıları atlamıyor. 

Yazarın ilk öyküleri ve kitaptaki novellası, ABD’de hayat bulan ve neredeyse en başta gelen gerçeklik olan gösteri toplumuna; imaj cilalama eylemine dönük yergiler içeriyor: İsa’nın, onun temsilcisi bir pederin ya da başkanın rehberliğiyle ete kemiğe bürünen bu tür bir yaşayış, hayatın tamamına yayılırsa ne olur? Saunders’ın kurcaladığı bu mesele, aynı zamanda dünyanın nasıl döndüğüne dair fikirlerini paylaştığı satırlara evriliyor. Kurmaca icabı, kurumsal kravatlar köylü kızlara ders verirken yazar da hayatın öteki yakasına doğru götürdüğü okuru, eğer daldıysa ‘Amerikan Rüyası’ndan uyandırmaya çabalıyor. 

Yazarın kimi satırları, sıradan insanın sınıf atlayışıyla ya da atladığını sanmasıyla ortaya çıkan absürt durum için uyarı bir bakıma. Bu da belli bir noktadan sonra distopyaya çalıyor: Görece steril ve olup bitenden uzakta bir mekândan hayatın ortasına düşen ve öngörülemez bir kabalıkla karşılaşan karakterler, bu anlatımın lokomotifi. Dolayısıyla karşımıza bir soru(n) dikiliyor: Hayli geniş ama kısıtlı bir alanda kendini özgür hissederek dolanmak mı, yoksa özgür olup sınırsız bir nobranlıkla yüzleşmek mi? Saunders, “İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”deki öykülerden beri okuru, bu ve benzeri meselelerle meşgul ediyor. 

Geçmişini özleyen bir yazar 

Gelelim kitabın hikâyesine; Saunders, metinlerin ardından kaleme aldığı uzun notla “İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”nin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. 

“Ellerini yıkarken cümleleri unutmamaya çalıştığı”, sınıf atlama trenini nasıl kaçırdığını anlamadığı, eşiyle parasızlık günlerine denk gelen ve mühendislik okuduğu zamana rastlayan bu öyküleri 1989-1996 arası yazan Saunders, tam da Terry Eagleton’ın “Kapitalizm, vücudun şehvetini yağmalar” cümlesini doğrularcasına çalışıyor o dönemde. Bir anlamda içeriden biri olarak; başarının cebini doldurmaya ve gülümseyen maskeler takmaya indirgendiği bir zaman diliminde kalem oynatmaya başlıyor: “O dönemde kendimi tuhaf bir dünyada, kaçmaya çalıştığım bir hayatın içinde buldum: Evraklar, alçak bölmelerle ayrılmış ofis masaları ve ‘müşteri’ geldiğinde taktığım ucuz ve küçük kravatların dünyasında… Akşamın ilerleyen saatlerinde yanık kahve kokusunun yayıldığı bir dünyaydı bu; uzun beyaz koridorların ve tekdüze-minimal mobilyaların (duvarda resim veya vazolarda çiçek yok) ya da ‘Sözde Benzen Kirliliğinin Riley Sokağı’nda Evlerin Havasının Kalitesi Üzerindeki Olası Etkisine Dair Uzun Dönemli Bir Araştırma’ gibi başlıkları olan beş yüz sayfalık raporların dünyası.” 

Saunders, geçmişe bakıp hayatının önemli dönemeçlerini “İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte” bağlamında anlatırken neyi nasıl yorumladığını ya da hangi ortamda kalem oynattığını anımsıyor: Kıtlığın utandırdığı, başarısızlık korkusuyla nevrozların yaşandığı, materyalist takıntılar yüzünden hemen herkesin ucubeye dönüştüğü ve kullanışlı olsun diye biçimlendirilen yerlerin bulunduğu bir dizi mekân ve olay arasında yazar… 

Saunders, ihtimal dışı görünse de karakterlerini gerçek insanlar olarak düşünerek yazmayı eğlenceli hâle getirdiğini söylüyor. Tabii bu da yazarın ironik biçeminin bir ürünü. Bundan, kendisi de payına düşeni alıyor; “acemilere, ahmaklara ve heveslilere bahşedilen türden mutlak sanatsal özgürlüğe sahip olduğu” zamanları özleyerek kitabının yıllar sonraki baskısına notlar ekliyor: “Sanırım genç hâlim -bu kitabı yazan ben- ‘yazarın notu’ fikrinden nefret ederdi. Açıklamaya gerek yok, derdi; her tür anlam öykülerin içinde zaten var. Açıklama indirgeyicidir, derdi; okuma ise içgüdüsel. Öyküler, amaçlarını yerine ya getiriyordur ya getirmiyordur, derdi. Reklamını yapmana gerek yok, derdi. Bunların hepsi doğru ama artık daha yaşlıyım, nostaljiye kapılıyorum ve… o günleri özlüyorum, diye yazdım ve sildim.” 

“İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte”, hem öyküler ve tek novella hem de notlarıyla; Saunders’ın deyişiyle “edebiyat tırmanışı”nın başlangıç adımlarını gösteriyor bize. Öte yandan bugünkü Saunders’tan, genç ya da acemi cesaretine sahip taze bir yazara bakıyoruz kitaptaki metinler yardımıyla.               

İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte, George Saunders, Çeviren: Niran Elçi, Delidolu Yayınları, 236 s. 

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış