Advertisement

Geçmişten geleceğe Süryanice son kelam

Geçmişten geleceğe Süryanice son kelam

Üzerinde satırları belirginleştirmek için yirmi sıra ip gererek hazırladığı tahta kalıbı masaya koyuyor. Kartondan sayfayı kalıbın üzerine iyice bastırıyor. Daha sonra başparmağına doladığı beyaz temiz bir bezle iplerin üzerinden geçerek satırları belirginleştiriyor. Böylece sayfa kirlenmeden, yazıya hazır hale geliyor. Ardından siyah ve kırmızı mürekkebe divit kalemi batırarak yeryüzünün en kadim dillerinden olan Süryanice kelimeleri nakış gibi işliyor. Bir ibadet edasıyla, huşu içerisinde ve kelama saygıyla. Süryanice el yazmacılığının yaşayan son temsilcisi Gabriel Aktaş’tan söz ediyoruz. 

Midyat’tan Dargeçit’e doğru 33 km uzaklıktaki Bethkustan (Alagöz) köyüne geliş sebebimiz de bu. Girişinde köyün kimliğini yansıtan taş üzerindeki haç işaretiyle karşılaşıyoruz. Bethkustan Türkiye’deki az sayıdaki Süryani köyünden biri. 15 hanelik bu küçük köyde yaklaşık 150 Süryani yaşıyor. Köyün dinginliği, havanın temizliği, evlerin üzerindeki eski zamanlara ait işaretler, mezar taşları ve doğanın sesi karşılıyor bizi. 

Patrik Mor Gabriel dışında, Mor Gabriel Manastırı’nın şimdiki Metropoliti Samuel Aktaş, İsveç Metropoliti Binyamen Ataş ve Kırklar Kilisesi rahiplerinden Gabriel Akyüz de bu köyde doğup büyüyen Süryani din adamlarından.  

Bu köyde doğup büyüyen bir diğer din adamı köyün papazı olan Gabriel Aktaş. Ancak o Süryani din kitaplarını el yazısıyla yenilemesiyle biliniyor. Aktaş bizi evinde ağırlıyor. Ardından ikinci evi olan kiliseye doğru yürüyoruz birlikte. Peşi sıra torunları 10 yaşındaki Tibelya, 4 yaşındaki Maria ve 2 yaşındaki Eliyo da dedelerinin adımlarını takip ediyor. 343 yılında inşa edilen ve adını bir azizden alan Mor Eliyo Kilisesi’nin, Gabriel’in anahtarla açtığı kapısından avluya giriyoruz. Kiliseyi dolaştırırken büyük heyecanla anlatıyor Gabriel, buranın harap halde olduğunu, 2008 yılında kendi imkânlarıyla restore ettiklerini, devlet desteği olmadığı için Avrupa’daki cemaatin yardımıyla onarım yaptıklarını. Çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği, bu köyde nasıl eğitim aldığını, yazmaya nasıl başladığını ve yazıya olan tutkusunu.

Binlerce sayfa, dört büyük kitap

Kilisedeki dini kitaplar çok eskiyip yıprandığı için dört dua kitabının birer kopyasını elle yazmaya karar vermiş Papaz Gabriel.

Çocukluğundan beri yazı yazmayı sevdiğini anlatan Aktaş, daha önce birçok duayı da sayfalara yazıp çoğalttığını belirtiyor. 

Sayfa sayısı bini bulan büyük dini kitapları elle yazmak ise kendisi için farklı deneyimin başlangıcı olmuş. Yaklaşık beş yıl boyunca emek verdiği kitapların yazımı tamamlanınca, kopyaları matbaada çoğaltılarak İstanbul başta olmak üzere birçok Süryani Kilisesi’ne gönderilmiş. 

15 yıl önce eşini kaybeden Gabriel, şimdi küçük oğlu Daniel ve ailesiyle birlikte köyde yaşıyor. 

Temel geçim kaynağı çiftçilik ve hayvancılık olan köyde yaşlı nüfus ağırlıkta. Köyün gençleri, ya üniversite okumak için farklı kentlere gitmeyi ya da gümüş ve kuyumculuk gibi el sanatları yapmak üzere Midyat’ta kalmayı tercih ediyor. Civar köylerde yaşayan Kürtlerle aralarının iyi olduğunu, bayramlarda ve cenaze sırasında görüştüklerini söylüyor Aktaş.  

Yetmişlerin başından itibaren Avrupa’ya başlayan göç dalgasından bu köy de nasibini almış. 1965’e kadar 130 hanenin bulunduğu köyden geriye 15 hane kalmış. Böylelikle giderek solan diğer renklere Süryaniler de eklenmiş.

“Hem artan baskılar hem yaşam koşulları, yoksulluk insanları Avrupa’ya gitmeye zorladı. Benim ailemden de çok giden oldu, dört kardeşiz, ikisi gitti, köy halkı gitti ama biz köyü bırakmadık, ben hiç gitmek istemedim.” 

Çocukken köylerinde papaz olmadığı için komşu İzbırak (Zaz) köyünün papazı iki yıl boyunca gelip köydeki çocuklara dini eğitim vermiş, Gabriel Aktaş da Süryanice okuma yazmayı o zaman öğrenmiş. 

1966’da 19 yaşındayken, köyde okul açılmış. Bölgedeki birçok erkek gibi o da Türkçe konuşmayı, okuma yazmayı askerlikte öğrenmiş. 

“Eskiden çok baskı vardı üzerimizde, askerlikte de Hıristiyan olduğum için çok baskı gördük ama şimdi öyle değil.” 

Köyün kilisesinde yaz tatilinde çocuklara Süryanice okuma ve yazmayı öğretiyorlar. Zaman zaman manastırdan gelen eğitmenler de bu konuda yardımcı oluyorlar.   

Komşu Anıtlar Köyü’nde bulunan Meryem Ana Kilisesi’nin papazı olmadığı için, oradaki ayinleri de Papaz Gabriel Aktaş düzenliyor. 

Her biri bin sayfayı aşan dört büyük kitabı elle yazdıktan sonra gözlerinde sorun yaşamaya başlamış Gabriel. Beş yıldır tedavi oluyor, gözünü kaybetme endişesiyle yazma faaliyetlerini zorunlu olarak bırakmış. Arada sayfalara dualar yazsa da artık büyük cilt dua kitaplarını el yazısıyla çoğaltmaktan vazgeçmek zorunda kalmış. 

Sabır işi, emek işi

Teknolojinin ilerlemesiyle elle yazma tekniğinin ortadan kalktığını üzülerek anlatıyor.

“Bilgisayarlar çıktıktan sonra yazmak kolaylaştı, ama elyazması çok başka bir şey, çok değerlidir, antika oluyor. Daktilo ve bilgisayarda yazılan eserlerin değeri yoktur, kıymetli değil.” 

“Türkiye’de dini kitapları elle yazacak insan vardır elbet ama sabır işi, ama şu an yazan kimse yok. Bunun için çocukluğundan itibaren eğitilmek gerek, sevmek gerek.”

Beş yıl boyunca her gün saatlerce elle yazmış dua kitaplarının kopyalarını. Fiziksel olarak da zorlamış yazma işi ama yazmaktan vazgeçmemiş. 

“Belimde ve gözümde sorun yaşadım. Aslında İncil’i de elle yazmayı çok istedim ama gözlerim el vermeyince yazma aşkından vazgeçmek zorunda kaldım.” 

Nasıl yazdığını merak ettiğimizi söyleyince eğitim odası olarak kullandıkları yere götürüyor bizi. Üzerinde ‘Son Akşam Yemeği’ tablosunun resmedildiği örtünün serili olduğu masayı oğlu Daniel’le birlikte hazırlıyor. Dua kitabı örneği ve mürekkeplerin bulunduğu kutuyu masanın üzerine koyuyor. Satırları belirginleştirmek için yıllar önce eliyle hazırlamış olduğu tahta kalıbı getiriyor. Yirmi sıra ip gerilmiş bu kalıbı duayı yazacağı sayfanın altına koyuyor. Daha sonra başparmağına doladığı beyaz temiz bir bez ile iplerin üzerinden geçerek satırları belirginleştiriyor. Böylece sayfa kirlenmeden, yazıya hazır hale getiriliyor. Yazacağı her bir sayfaya bu işlemi yapan Gabriel, her boy kitap için farklı satır kalıpları hazırladıklarını anlatıyor. Bu metodu eski papazlardan öğrendiğini söylüyor.

Gabriel Aktaş önündeki kâğıda büyük bir itina ve meşakkat isteyen Süryanice duayı yazmaya devam ederken, tıpkı bir dönem filminin finalini izler gibi bu kare hafızalarımızda yer ediyor. 

Gözünün nuru ve mürekkebinin tükenmemesi dileğiyle...  

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış