Advertisement

Fikret Muallâ, 1928 Türkiye’sini anlatıyor

Fikret Muallâ, 1928 Türkiye’sini anlatıyor

Fikret Muallâ, 50 yıl önce, 20 Temmuz 1967’de Fransa’da hayatını kaybetti ve Marsilya yakınlarındaki Raillenne kasabasında defnedildi. (Bazı kayıtlarda 19 Temmuz olarak geçer.) Mezarı 24 Mayıs 1974’te Fransa’dan alınarak, Türkiye’ye getirildi. 

Bu sırada 29 Mayıs’ta Cumhuriyet gazetesinin 5. sayfasında Fikret Muallâ’nın kaleme aldığı bir metin yayımlandı. Fikret Muallâ’nın genç Cumhuriyet’i anlattığı ve Almancadan Athena Daponte tarafından çevrilmiş metin gazetede şöyle sunuluyordu: 

Fikret Mualla, özellikle resim sanatının en çetin olduğu Paris’te üne kavuşmuş bir Türk ressamıdır. Resim sanatının başkenti Paris’e göç edip orada öldükten yıllar sonra Pazartesi kemikleri Türkiye’ye getirilecek olan Fikret Mualla, resimlerinin yanında yazı denemeleri de yapardı. Bu denemeleri sık olmasa da dikkate değer bir anlam taşıyor. İşte bunlardan bir 1928 yılında “Der Querschnitt” adlı Alman dergisinde yazdığı deneme. Fikret Mualla bu yazısında Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’yi anlatıyor. Değerli ressamın bu yazısını ilginç bulacağınız umuduyla siz okurlarımıza sunuyoruz: 

Boğaziçi

Gök mavisi bir deniz, beyaz gemiler. Boğazın her iki yakasında damları kırmızı, beyaz yalılar, villalar. Pancurları yeşil. Bunların arasında eski ahşap evler, yağmurdan çivit rengi. Kimbilir kaç yeşil gözlü “azade” bu eski evlerde yaşamayı arzu eder?

Bugünkü Türkiye’de romantizmi arayanlar büyük hayal kırıklığına uğrayacaklar, romantizm artık geçmişe aittir. Eski Türkiye’yi görüp tanımak istiyen, ancak o devri bu kadar güzel anlatan Pierre Loti’ye başvurmalıdır.

Liman

Yakışıklı bir polis memuru, pasaport kontrolü, artık karaya çıkılabilir. Vırr vırr, gürültüler, “hamal”, hademe, satıcılar, güneşten yanmış yüzler, otomobillerin gürültüsü ve toz. Minareler, hep minareler ve camiler. İstanbul, camiler şehri. Şapkalı kasketli kafalar, mavi şalvarlar, beyaz ve yeşil püsküllü kuşaklar bele sarılmış, acemice giyilen şapka ve kasket mecburiyeti yeni. Mustafa Kemal Paşa fesi yasakladı kaldı ki fes de sevimsizdi. Akşam vakti, güneş battı. Gök de çividiye boyandı, minarelerin silüetleri koyu lacivert. Allahüekber, Allahüekber. Lâilâheillallah. Müezzin günde beş defa cemaati namaza çağırıyor. Müezzin efendi, boş yere çağırıyorsun, hiçbirimiz camiye gelmeyecek. Ahmet, Azâde ile sinemaya gittiler. Fakat sen yine de çağırmaya devam et. Ahenkli sesin bize eskiyi hatırlatıyor. Biz bugün camiye gelmesek bile, ihtiyar analarımız ve babalarımız senin sesine dayanamazlar. 

İstanbul

Kafesli pencereleriyle eski ahşap Türk evleri, gecenin karanlığında kasvetli ve loş. Bir kapı açılıyor, modaya uygun biçimde giyinmiş genç bir kız çıkıyor. Bu bir Türk kızı mı? Evet. Kendi akranı Avrupalı bir genç kız gibi giyinmiş. Şu var ki uzun bir süre serbestlikten mahrum biri gibi duruyor. Bir sonraki nesil daha değişik olacak. Geceleri ise Berlinli kızlar gibi dansinglere gidiyor. Carleston bizde de çok moda. Beyaz Rus göçmenleri kalitesiz bir caz müziği çalarak iyi para kazanıyorlar. Hemen her semtte bir “sahibinin sesi”  dükkânı ve hemen her evde bir gramofon var. Fabrikaların işleri iyi gidiyor. Ancak Türkler, zarif otomobilleri tercih ettiklerinden, Henry Ford’un işleri pek parlak değil.

Nedenini bilmiyorum ama, Ankara’nın başkent olduğu günden beri hükümet İstanbul’u ihmal ediyor, bakımsızlığa terketti. Kısacası Ankara Hükümeti, İstanbul’u sevmiyor. İstanbul’u ikinci bir Montekarlo yapmak istiyor. Bu maksatla Turistleri İstanbula çekmek için başarılı gayretler de sarfediyor. Yıldız sarayı bir İtalyana kiralanmış uzun yıllar kumarhane olarak iletilmişti. Gelen müşterilerin çoğunluğunu ise Türkler teşkil ediyordu. Bu sebeple devlet Yıldız Palas’a el koydu. İtalyan da şimdi kumarhaneyi yeniden kiralamaya çabalıyor. Ama bir daha ona verilmeyecek. Konstantinopl, Pera, Galata ve Şişli gibi semtleri ile bir batakhane. İstanbul ise camileri ve çarşıları ile daima bir Türk şehri kalmasını bilmiştir. Her yabancı İstanbul’u dünyanın en cazip şehirlerinden biri olduğu için hiç olmazsa bir kerecik görmek ister. Hükümet ne diye bundan yararlanmasın?

Barba’nın Meyhanesi

“Barba, bir nargile getir”, “Barba, bir kahve”. Gırrr gırr nargile içenler, masaların etrafında ciddi ciddi oturuyorlar. Akşamın sekizi burada pürodan başka herşey var. Herşey, kokain ve esrara kadar. Tavla ve damla oynanır. Dükkânın içi dumanlanmış. Gramafonda halk türküleri. “Vakti kerahat” diye sesleniyor içeriden. İçmek saati geldi demektir. Barba, rakının yanına mezeleri de çıkarır. Rakı, Türklerin milli içkisidir. Üzümden yapılır. Aslında dünyanın en güzel içkisi. “Napoli’yi gör ve sonra öl” demeleri saçma. Doğrusu “rakı iç ve sonra öl” diye değiştirilmeli. Ancak rakı midede, şişedeki gibi temiz ve güzel durmaz. Vakti kerahat çoğu zaman kavga ve bıçaklamalarla biter. Birden meyhanenin müdavimlerini iskemle ve bardaklarla kavga ederken görürsünüz. Kavganın sebebi ise çok basittir. Birinin sevdiği şarkıyı bir diğeri saçma bulmuştur. “Ne dedin? Sevdiğim şarkıyı mı beğenmiyorsun? Eşek herif! Benim beğendiğimi sen de beğenmek zorundasın!” “Öyle mi eşşeoğlu eşşek!?” “Bana eşşeoğlu eşşek mi dedin?” Ertesi gün sabah gazetelerinde bir meyhanede on yaralı olduğunu okursunuz. Bu da Barba’nın meyhanesinden başka bir yerde olamaz. 

İçki Yasağı

Amerikan olduğu gibi üç yıl için içki yasağı konulmuştu Türkiyede. Ama bunun bir faydası olmadı. Adamlar eskisinden de fazla sarhoş oluyorlardı. Devlet alkollü içkiler için inhisarları kurdu. Büyük bir gelir kaynağı, tütün rejisinde olduğu gibi. Rakıların çeşitleri var. Gazi’nin rakı konusunda çok meraklı olduğu ve hergün bol rakı içtiği söylenir. “Şerefe Gazi! Bunu hakettin. Her Türk de içtenlikle kadehini kaldırır sana!”

Avrupa Kıyafeti

1925-26’larda Anadolu gezisine çıkan Gazi her şehirde nutuklar söyler. Anadolu’da neşeli bir bayram havası eser. Sonra yine Ankara’ya döner. Büyük karşılamalar. Bir süre sonra Kastamonu’ya gider. Bu şehir geleneksel olarak her türlü devrime karşı çıkmıştır. Gazi Kastamonu’ya varıp da istasyona inince başında her zamanki kalpak yerine beyaz hasırdan bir şapka vardı. Hemen arkasından orada toplanan halka çok tesirli bir konuşma yapar. “Bugünden itibaren fes ya da sarık giymek yasaktır. Fes, başı örtmek için Türklerin milli kıyafeti midir? Hayır değildir.” Bu halkın kaderine yeni bir yön veren büyük Türk’ün ne denli büyük bir gücü var? Halk da o günden sonra hiçbir tepki göstermeden Avrupalı şapkasını giymiştir. Gazi de, Kastamonuların kafasına şapkayı böylece giydirmiş oldu. Bir ay içinde şapka mecburiyeti konulmuştu. “Her Türk vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, dört hafta zarfında şapka giymeğe mecburdur. Aksi halde cezalandırılacaktır.” Başlangıçta bazı köylüler buna karşı geldiler. Nihayet bunlar da uslandıktan sonra bugün artık şapka giymek en tabii bir şey olmuştur.

Bundan sonra din geleneklerine (Şeriata) dayanan eski Türk kanunlarına sıra geldi. Şimdi Türkiye’de İsviçre Medeni Kanununun esas alınması sonucunda birden fazla kadınla evlenmenin de sonu gelmiş oldu. Aslında, büyük şehirlerde zaten kimse dört kadın alamıyordu artık. Buna karşılık köylerdeki çiftçiler dört karısını birden tarlalarda çalıştırabilmek için bu geleneği sürdürüyordu. Bu zavallı kadınlar da bir lokma ekmek için çalışmaya razı oluyordu. Kaldı ki çiftçi istediği zaman karısını boşamak hakkına da sahipti. Kuşkusuz bu boşanmalar da hiçbir zaman hasat mevsiminde başlatılmazdı! İsviçre Medeni Kanunu halk tarafından çok iyi karşılandı. Yaşasın Gazi. Kadınlar şimdi çok gururlu. Kadınların, Gazi’yi erkeklerden çok daha fazla sevdikleri de anlaşılıyor. 

Türk Şairleri

Abdülhak Hamid en büyük Türk şairlerinden biri. Türkçe yazmasaydı dünyaya ün salabilecek bir şair olabilirdi. Bir başka şairimiz de Ahmet Haşim. Ama onun şiirleri değişik, üslubu da tonu da. Picasso’ya benzetilebilir. 

Türkçe Yazı

Milli Eğitim Bakanlığı Türkçe yazı için Latin alfabesinden Türkçeye karşılık arıyor. Türkçe Latin harfleriyle yazmamız fazla gecikmeyecek.

Ankara Yolunda (tren yolculuğu)

Yolcuların arasında Almanlar, İngilizler, Fransızlar var. Ankaraya gelenlerin çoğunluğu yabancı. Başkentin civarı kasvet verici. Köyler birbirinden uzakta. Kerpiçten evler çok ilkel ve yoksul. Yanında yalınayak birkaç çocuk, bir köylü geçen trene bakıyor. Köy terkedilmiş gibi. Bunda şaşacak bir şey yok. Buradan geçen Yunanlılar taş üstünde taş bırakmadı. Bu bölgede yıllar süren bir trajedi oynandı. Bu kahraman halk emperyalizme ve kapitalizme karşı bu savaşıda kazanmağa muvaffak olmuştur. Gazi bunu üç kelime ile anlatır: “Düşmanı yendik. Başta!” (Metinde İtalyanca: “Yeter” demektedir.) Trenin içindeki yabancı yolcular dışarıdaki bu manzaraya isteksiz bakıyorlar.

Ankara

Burası İstanbul gibi patırtılı gürültülü değil. Burada herkes daha sade ve daha gerçek. Onbeş metre genişliğinde bir cadde. İstasyon caddesi. Onbeş dakikalık uzaklıkta. Yolun üzerinde henüz bina yok. Yolun sonunda ise Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın heykeli. Şüphesiz bu heykel bir sana eseri değil. Heykelin sağında güzel ve geniş bir caddede yeni binalar görülüyor. (Cumhuriyet Bulvarı). Bu yolun sağında ve solunda hummalı bir inşaat faaliyeti. Elçilikler de bu caddede yanyana. Ankara’nın ciddi bir problemi var; su sıkıntısı. Nüfusunun artması ve inşaat faaliyetleri yüzünden su darlığı da arttı. Su meselesi kısa zamanda halledilemezse Ankara’nın sıkıntısı artacak. Şehrin Belediye Başkanı dört bir yanda su aramakla meşgul. Cumhuriyet Bulvarı otomobille ancak bir saatte katediliyor; bu yol Çankaya’ya çıkar. Gazi’nin güzel ve şık köşkü de orada. Cumhuriyet Bulvarında Gazi’nin iki heykeli daha var. Böylelikle Ankara’da O’nun üç heykeli bulunuyor.

Güzel bir Packard otomobilinin yanıbaşına bir kağnı arabası parketmiş. Burası Cebeci. Buradaki evler de kerpiçten. Pencereleri kafesli. Yollar dar. Küçük bir çarşısı var. Ankara burada renkli kıyafetleriyle gelir ve renkli torbalardaki eşyaları satarlar. Modern eşyalarla Anadolu malı eşyalar yanyana. Modern eşyanın üstünlüğü göze batıyor.

Ankara’da hayat çok pahalı. Devlet memurları ayrı bir prim alır. Yabancı konsomatrislerin çalıştığı iki bar var. (Türkler, sarışın ve dolgun kadınları sevdiklerinden buradaki kadınlar da buna göre seçilmiş.) Bu kadınların hâlâ orada mı çalıştıklarını bilemiyorum. Çünkü bugünkü İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Bey fuhuşa karşı da çok sert. Elinde olsa bütün yosmaları sınırdışı edecek. Öyle anlaşılıyor ki bu yabancı kadınlarla yerli meslektaşları arasında da sıkı bir rekabet var. Ayrıca göbek dansları da yasaklandı. 

Ankara’nın güzel bir tarafı, herkesin birbirini tanıması ve kendi aralarında senli benli olmalarıdır. Basit bir memur meyhanede içki kadehinin başında iken o sırada gelen bir Bakan olursa memurun yanındaki masaya oturmaktan çekinmez. Türkler demokrasiyi böyle anlıyor. Bundan da gurur duyuyorlar.

Ankara’yı tozdan da kurtarmak mümkün olsa şehrin havası çok sağlam olurdu. Ankara’nın iyi otelleri var, öteki otellerden farkı tahtakurusu olmaması. Kadınlarla ahbaplık etmek bütün fanilere mahsus bir imtiyaz değil. Bu da, Ankara’da su gibi ender!

Modern olan şeylerin Türkiye’de benimsenmesi çok kolay. Türk politikası, romantizm ve geleneklere sırtını çevirmek istiyor. Gazi diyor ki: “Gurur duyduğum milletimin, sırtını doğuya çevirerek Batı Avrupa’ya dönmesini istiyorum. Bunun çok katı ve acı olduğunu biliyorum. Birçokları bunu yanlış anlayacak ve yanlış uygulayacaklar. Bu sebeple bugünkü nesillerin yarınki nesiller için savaşması gerekecek ki sonraki nesiller sağlam olsun. Bütün arzum bu.”

Mustafa Kemal Paşa çok konuşmaz, ama konuştuğu zaman her şeyi kökenden ele alır. Uzun süredir susmuş. Tüm Türkiye kulak kabartmakta. Her halde bir yenilik hazırlıyor. Bu yenilik nedir? Kimse bilmiyor. O bir dâhidir. Eseri çok çetindi. Din ve sultanların hüküm sürdüğü ve ölmek üzere olan bir devletten sağlam ve monarşiden uzak yeni bir devlet ortaya çıkardı. Ülkemizde şimdi ne komünizm ne monarşi seviliyor. Bir tek siyasi parti var. O da Mustafa Kemal’in partisi, Cumhuriyet Halk Partisi. Adayları halk, Meclise girecek milletvekillerini de onların arasında Gazi seçer. Eski geleneklerden kurtulmuş olan bugünkü Türkler, Gazi’ye büyük bir saygı duyarlar. 

* Yazının imlası yayımlandığı şekilde muhafaza edilmiştir.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış