Fats Domino’nun ardından: Bir efsanenin müzikal yolculuğu

Fats Domino’nun ardından: Bir efsanenin müzikal yolculuğu

Dün, 89 yaşında hayata gözlerini yuman vokalist ve piyanist Fats Domino, 1950’lerin başından 60’lı yıllara dek hayret verici satış rakamlarıyla adından söz ettiriyordu. Domino rock’n’roll’un yaratıcılarından biriydi ve dönemin en yüksek satış rakamlarına ulaşan R&B müzisyeniydi.

Müzik sektöründeki “renk” engelini yıkması açısından oldukça önemli bir ad olmasına rağmen blues müzisyeni saygınlığını elinde tutamayacak kadar genele hitap ediyordu Domino. Beyazları yeni, yüksek perdeden ve sabit bir düzende ilerleyen ritimlerle tanıştırsa da kendini modası geçmiş caz topluluğu alışkanlıklarının izini sürmekten alıkoyamıyordu.

50’li yılların başından itibaren iz bırakan eserlerini şu şekilde sıralamak mümkün:

Valley of Tears, I’m Walkin’, The Big Beat, I’m in Love Again, I Want to Walk You Home, Be My Guest, Country Boy, Walking to New Orleans, Three Nights a Week, My Girl Josephine, It Keeps Rainin’, What a Party ve 1963’te Imperial Records’u ABC-Paramount için bırakmasının ardından Red Sails in the Sunset.

Domino’nun albümleri satış rekorları kırsa da listelerde çoğunlukla üst sıralarda yer almaması tuhaf bir durum olarak karşılanabilir. İngiltere’nin En İyi 10 listesine sadece 1956 yılında dinleyiciye ulaşan Blueberry Hill ile girebilmişti. Amerikan listelerinde ise hiçbir zaman ilk sıralarda kendine yer bulamadı ve 1962 yılına geldiğimizde En İyi 20 listelerinde bile adı geçmiyordu. Oysa 70’li yılların ortasına geldiğimizde Elvis ve the Beatles’dan başka hiçbir grup onun 60-70 milyonluk satış rakamlarına ulaşamamıştı.

Bir yıldız gibi davranıyordu. Turlara 200 çift ayakkabı, 30 takım elbise getiriyor ve ihtişamlı elmas yüzükler takıyordu. Dönemin otoritesini kabul ettiren sanatçılarındandı. İlk olarak 1956 yılında BB King, Hank Ballard, Jerry Lee Lewis, James Brown ve Duane Eddy ile sahne aldı. 1957 yılında çıktığı tur kapsamında ise the Drifters, Frankie Lymon, Chuck Berry, Eddie Cochran, LaVern Baker, the Everlys, Paul Anka ve Buddy Holly ile çaldı.

Müziğini tıpkı şarkıları gibi yalın bir tarzda icra ediyordu. Piyanosunun başına oturduğunda şarkılarını icra ederken gülümsediğini, gözlerinin adeta ışık saçtığını gözlemleyebilirdiniz. Performansının sonuna geldiğinde ihtişamlı bir kapanış yapmak adına vücuduyla piyanosunu sahnenin diğer ucuna kadar iterdi.

Sahneye çıktığında 10 yaşındaydı

Donatile ve Antoine Domino Sr.’ın çocuğu olarak New Orleans’da dünyaya gelen Domino, henüz 10 yaşındayken topluluk önünde piyano çalmaya başladı. İlk profesyonel tecrübesinde, bas gitarist Billy Diamond’ın grubunda “Fats” lakabıyla isimlendirilmişti. Şehrin en önemli piyanistlerinden Professor Longhair ve Amos Milburn dışında asıl ilham kaynağı Chicago menşeli piyanist Albert Ammons idi. Domino, Lew Chudd’ın bir kayıt anlaşması teklif etmesinin ardından Dave Barthlomomew’un grubuyla 10 Aralık 1949’da ilk şarkısını kaydetti.

10 yıl sonrasında da bu düzen değişmedi ve Domino yıllar boyunca aynı ekiple çalmaya devam etti. 

İkinci kayıt ise karaborsada 800.000 adet satan ve 22 yaşındaki Domino’ya birçok ödülün kapılarını açan The Fat Man oldu. Bir süre sonra Domino ve Chudd Bartholomew ile anlaşmazlıklar yaşadı. Müzisyen kayıtlarını Barthholomew olmadan, kendi müzisyenleriyle kaydetti. Barthholomew’un 1952 yılında Domino’yu Lloyd Price’ın Lawdy Miss Clawdy adlı parçasında piyano çalması için ikna etmesinin ardından aralarındaki buzlar çözüldü ve anlaşmazlıklar sona erdi. Lawdy Miss Clawdy’nin rock’n’roll’un temellerinin atıldığı bu sürece katkısı büyüktü. 

Müzisyenin ilk single’larının başarısı pek de dengeli sayılmazdı. Chudd ile tekrar anlaşma yaptılar ve böylece birçok konserin önü açıldı. 1953’te Cleveland Arena’da gerçekleşen konser ve 1955’teki New York Jubilee Ball etkinliği beyaz dinleyicilerin ilgisini çekmiş ve ününü perçinlemişti. Sonrasında Ain’t It a Shame ile karşımıza çıktı Domino. Pat Boone’un yeniden yorumladığı versiyon pop listelerinin ilk sıralarına çıksa da, orijinal kayıt R&B listelerinde tam 11 hafta boyunca ilk sıradaki yerini korudu ve “İlk 100” listelerinde kendine en çok yer bulan siyahi sound olarak kayıtlara geçti.

Domino’nun diskografisini incelediğimizde şarkılarında besteci olarak sadece onun ismini görmeniz oldukça düşük bir ihtimaldir zira çoğu beste Bartholomew’un imzasını taşır. Jayne Mansfield ve Tom Ewell’in başrollerde oynadığı Frank Tashlin imzalı “The Girl Can’t Help It” ile geniş kitlelerin beğenisini kazanan hit parça Blue Monday de bir Bartholomew bestesidir. 

1954’ün sonlarına doğru Domino’nun sesi bir oktav düştü. Bu talihsiz olaydan önce sesi yüksek perdeden dinleyiciye ulaşan tiz bir karaktere sahipti. Müzisyeni Ain’t It a Shame döneminde sesini zengin bir bariton olarak alıyorduk. Bu iki farklı stili aynı noktada birleştiren Domino’nun kulağa alışılmadık gelen New Orleans telaffuzuydu. Garip telaffuzlar rock’n’roll’u çekici kılan etkenlerin başında geliyordu, özellikle de 1950’lerde anlaşılamayan bir İngilizce kullanımının dikkat çekiciliği yadsınamaz boyutlardaydı. 

En son 2007’de sahnedeydi

1960’lı yıllarda ortaya çıkan ve soul öncesi müzisyenleri reddeden akım nedeniyle kariyeri düşüşe geçen müzisyen, kendini uzun soluklu bir gerileme dönemi içerisinde buldu. Şarkı yazma dönemi artık sona ermişti, 1961’de yayımladığı albüm sanki bir Dean Martin kaydı gibi umursamaz ve sigara içen bir Domino portresi çiziyordu; bir diğeri ise Twistin’ the Stomp idi. San Francisco’daki Ah Left Mah Hot ve Beatles’ın Lady Madonna ve Lovely Rita’sından esinlendiği barizdi. Aynı zamanda country müziğin elementlerine de hâkimdi. 

“Standartları” yeniden yorumlama eğiliminden dolayı suçlanıyordu. When My Dreamboat Comes Home, Blueberry Hill ve My Blue Heaven rock’n’roll klasiği haline gelen hitlerdi. Artık sadece gece kulüplerinde ve Las Vegas’ta çalıyordu. Borçlarını ödemeye çalışıyordu. 1995 yılında Little Richard ve Chuck Berry ile düzenledikleri İngiltere turu kapsamında verdikleri konser esnasında solunum problemleri nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Canlı performanslarını New Orleans ile sınırlandırma kararı almasının ardından Rock&Roll Hall of Fame töreni için Cleveland’a gitmeyi ve Bill Clinton’ın Beyaz Saray davetini reddetti. 

2005 yılında Katrina Kasırgası’nda evi yerle bir olan ve birkaç gün boyunca nerede olduğu bulunamayan Domino neredeyse tüm varlığını kaybetmesinin ardından Alive and Kickin’ adlı albümünü piyasaya sürdü. New Orleans’ın müzikal kültürünü korumaya ve yenilemeye adanan uzunçalar sonrasında müzisyen 2007 yılında son canlı performansını gerçekleştirdi.

Aynı yıl içerisinde Dr John, Norah Jones, BB King, Willie Nelson, Toots and the Maytals ve Neil Young’ın yer aldığı saygı duruşu niteliğindeki “Goin Home: A Tribute to Fats Domino” albümü dinleyicilerle buluştu.

Birçok sanatçı Domino’nun repertuvarını yeniden yorumlamaya ve icra etmeye devam etti, sonsuza kadar da devam edecek. Savaş sonrası Amerikan popüler müziğinin birkaç hakiki figüründen biriydi Fats Domino. Kimse onun gibi tınlamıyordu. Kimi etkilediğini soracak olursanız, cevap “herkes” olacaktır. 

O ve eşi Rosemary’nin 13 çocuğu vardı. Rosemary 2008 yılında hayatını kaybetti. 

Kaynak: Guardian

Çeviren: Gökçen Sena Duman

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış