Döven bayan

Döven bayan

Azınlık olmak hiç de sayılarla ilgili bir durum değil. Ülkemizde dayatılan egemen kimlik gitgide daralıyor. Böylece, gitgide daha çok insan azınlık durumuna düşüyor. Azınlıklar gitgide bir özsavunma durumuna sıkışıp kalıyor. Her an koz kabuğuna sokulan, aşağılanan, dövülen, tacize, tecavüze uğrayan kadınlar bu azınlıklar arasında hem en büyüğü, hem de en görünmezi.

Cennet vatanımızda bunlar oladursun, Melbourne’de iki kadın octagon denilen sekiz köşeli bir ringde karşı karşıya geliyordu. Dünya hafif siklet karışık stil dövüş şampiyonu Ronda Rousey unvanını Holy Holm’a karşı koruyacaktı. Salonda neredeyse altmış bin seyirci vardı. Maçı Holm’un kazanabileceğini düşünen pek kimse yoktu.

Karışık stil dövüş (MMA, mixed martial arts), son zamanlarda en gerçekçi, en etkili dövüş stillerinden biri olarak ortaya çıktı. Türkiye’de ringi sekizgen bir kafesi andırdığı için “kafes dövüşü” diye anılıyor, ama bu adın çağrıştırdığının tersine, kuralları olan bir spor. Boks, kickboxing, güreş, judo ve Brezilya jiu-jitsu’su gibi ayak ve yer tekniklerini bir araya getiriyor. Brezilya jiu-jitsu’su Brezilya’da Gracie ailesi tarafından geliştirilen, özellikle yakından ve yerde işe yarayan bir dövüş tekniği. Önemli, çünkü kendi haline bırakılırsa, her dövüş yere inebiliyor.

Rousey’le Holm’un maçından önce kafalarda beliren soru şuydu: Rousey rakibine judo becerisini kullanabilecek kadar yaklaşabilecek mi? Rakibini yakalayabilecek, atabilecek, kol kilidine alabilecek mi? Holm boks becerisini kullanabilecek denli ayakta kalabilecek mi? Yoksa, Rousey’nin yakın dövüşte ve yerde gösterdiği beceriye yenik mi düşecek?

İlk ayrımına vardığım kadın dövüşçü Lucia Rijker’dı. Rijker’ı Katya Bankowsky’nin “Shadowboxers” adlı belgesel filminde görmüştüm. Spor tarihine geçecek bir boksör, bir kickboxing dövüşçüsüydü. Bir ara Ronda Rousey’e boks antrenörlüğü yapmıştı.

Karışık stil kadın dövüşcüleri medya gündemine, dahası odağına getirenlerden biri Gina Carano’ydu. Carano, ring dışındaki etkinlikleriyle de dikkat çekiyordu. Steven Soderbergh’in “Haywire” adlı filminde başrolü oynadı. Filmin başında Chaning Tatum’u bir güzel dövüyor, sonra bir otel odasında Michael Fasbbender’le kıran kırana kapışıyordu. O kavga, bir kadınla bir erkek arasındaki en etkileyici kapışmalardan biri olarak anılabilir bence.

Ronda Rousey de filmlerde oynadı. Dergilere kapak oldu, “dünyanın en baskın sporcusu” diye anıldı. Saldırganlaşan erkek arkadaşına karşı kendini başarıyla savunduğu söyleniyordu. En iyi dövüşçü seçildiğinde, seçimde geride bıraktığı, kadın dövmekle ünlü erkek boksör Floyd Mayweather’a ilişkin “Bir kere de bir  kadın tarafından yenilmek nasılmış, görsün bakalım” dedi. Bir popüler kültür yıldızı oldu çıktı. Olimpiyatlarda madalya almış bir judocuydu. Rakiplerinden bir çoğunu ilk rauntta yendi. Bundan önceki maçı 34 saniye sürmüştü. Rakibi Bethe Correia’yı amansızca kovalayıp sıkı bir kombinezonla sıkıştırdı. Correia’nın bilinci kapandı, dizleri boşandı. Yavaş çekimde görülen şuydu: Correia yere inerken Rousey onu aşağı doğru çıkardığı bir yumrukla havada yakalıyordu. Correia çuval gibi yüzünün üstüne indi.

Holly Holm üç değişik siklette şampiyon olmuş bir boksördü. Lakabı “Papazın Kızı”ydı. Maç öncesinde de, maç sırasında da çok efendiydi. Daha önceki maçlarında duvar gibi dayanıklı, ayak çalışması (footwork) çok iyi bir boksör olarak görünüyordu.

Maçta Rousey Holm’u yine dur durak bilmeden kovaladı, ama yakalayamadı. Üstelik, Holm’un üstüne giderken gardını aşağıda, çenesini dışarda tutuyordu. Öyle olunca Holm, Rousey’i çıkardığı direkler, dahası kombinezonlarla rahatça yakalıyordu. Holm’un ayak kulanımının da ne denli iyi olduğu görüldü. Rousey, düz bir çizgide, ipte yürür gibi saldırırken, Holm yana doğru ya da dairesel bir kıvraklıkla hem Rousey’nin vuruşlarından, tutuşlarından kaçınıyor, hem de Rousey’i ters düşürüyor, rakibinin başka darbelerle pozisyonu izlemesini güçleştiriyordu. Rousey yoruldu, bunaldı, nefes nefese kaldı. Holm ikinci rountta rakibini yere indirmeyi başardı, tam yerden kalkarken de dönen bir tekmeyle takip etti. Tekme Rousey’nin boynunu buldu. Bu kez çuval gibi yere inen Rousey’di.

Holm maçtan sonra Rousey’nin spordaki anlam ve önemini unutmamamız gerektiğini söyledi. Doğru. Gelecek yıl bir maç daha yapabilirler. Rousey boks tekniğini geliştirebilir, stratejilerinin çeşitliliğini, esnekliğini ve beklenmezliğini geliştirebilir.

İyi de, para için, ün için dövüşmek nasıl bir şey? Diyelim kasiyer ya da satış elemanı olarak çalışıp dövülmüşten beter olmaktan ne denli farklı? Profesyonel olarak dövüşmek kadınların, kadınlığın gücünü artıracak bir şey mi? Cinsiyetlerin eşitliğine doğru bir adım mı, yoksa kadınların erkeklerle en düşük ortak paydada buluşması mı? Peki, kadınlar azınlık durumunda sürekli kısıtlama, tehdit, taciz ve saldırı altındayken, bu durumla ancak erkekleri kendi oyunlarında yenerek mi baş edebilecekler? Önemli sorular. Hepsi başka başka yazıların konusu olabilir.

Bunları yazarken bana kalsa seyretmeyeceğim, ama nice önce kazara seyrettiğim bir videoyu anımsadım. Adamın biri yanındaki kadını arabadan indirip sokak ortasında yumruklamaya başladı. Kadın, bırakın gardını almayı ya da yağan yumrukları savuşturmayı, yumruk atan adamdan uzaklaşmıyordu bile. Dahası, birileri adamı zapt ettiğinde kadın gitti, gitti, sonra dönüp gelip aynı adamla aynı arabaya binip gitti. Sonunda öldürülmesi olasılığı çok yüksek görünüyordu.

Dayatılan egemen kimliğe uygun biçimde görünmeyen, davranmayan, düşünmeyen azınlıklar, özellikle de kadınlar eşitliklerini kazanana değin ne olacak? Pasifist olmayanların öz savunmayı yeğleyebileceğini unutmamalı. Hindistan’daki, eli sopalı kadınlardan oluşan Gulabi Çetesi’ne bir bakın! Bir kadın arkadaş İstanbul’da Krav Maga öğreniyormuş. Sevindim. Her kadının kendini savunmayı öğrenmesi bence çok iyi olurdu.

Unutmayalım, hepimiz ya azınlık üyesiyiz, ya da bugün yarın olabiliriz.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış