Don Kişot Sosyal Merkezi’nin ardından: ‘Yeni işgal evlerinde görüşmek üzere’

Don Kişot Sosyal Merkezi’nin ardından: ‘Yeni işgal evlerinde görüşmek üzere’

Türkiye’nin ilk kamusal işgal evi Yeldeğirmeni Don Kişot Sosyal Merkezi, önceki  gün akşam saatlerinde zabıtanın yaptığı baskınla sessiz sedasız boşaltıldı, evin önündeki heykel de yıkıldı ve götürüldü. Zabıta, binanın mülkiyet sorunlarının çözüldüğünü ve yeni bir bina yapımı için yıkılacağını söyledi.

Don Kişot’un 2.5 yıl önce yerleştiği bina, Gezi Direnişi’nden etkilenen aktivistler onu temizleyip halka açmadan önce tam 20 yıl boyunca hem fiziki hem hukuki olarak bir çöplüktü. Binanın yapım aşamasında her daireyi beş farklı kişiye satan müteahhit kaçınca, inşaat durdurulmuş; 1999’da yönetmeliğin değişmesi üzerine de bir daha dokunan olmamıştı. Gezi sonrası toplanan forumlara katılan bir grup mahalleli, binayla ilgili araştırma yaptı ve bu atıl duran yapıyı canlandırmaya karar verdi. Hep birlikte temizlediler ve güzelleştirdiler. Aktivistlerin mahalle sakinlerini süregelen faaliyetlere dahil etme çabası ve her adımda onların da fikrini sorması üzerine, Yeldeğirmeni’nde yaşayan herkes evi sahiplendi ve gözü gibi baktı. 

Burası, herkesin hayallerini gerçekleştirebileceği bir alan olmakla kalmadı, Yeldeğirmeni’nin “soylulaşma”sına karşı mücadele etmeyi de hedefledi. Don Kişot’ta atölyeler düzenlendi, yemekler yenildi, sanat üretildi, tanışıldı, tartışıldı; tüketim alışkanlıkları ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam örme fikri, hem teorik hem pratik olarak tartışıldı. Çevreye zarar vermeden enerji üretmenin ve ulaşımın yolları deneyimlendi. Yeldeğirmeni’nin ardından İstanbul Beşiktaş ve Caferağa’da ve Ankara’da da boş binalar sosyal merkez kurma amacıyla işgal edildi ancak hiçbiri uzun süre ayakta kalamadı.

Don Kişot’un sessiz sedasız yok oluşunun bir sebebi de, özellikle son dönemde mekâna emek verenler arasında yaşanan politik tartışmalar sonrası dayanışma ruhunun azalması oldu. Mekândan zamanla uzaklaşan kişiler olduğunu biliyoruz ancak tartışmalar şeffaf bir biçimde gerçekleşmediği için içeriklerinden habersiziz. Burada uzun bir süredir faaliyet gösteren, çöpe atılan malzemelerle yemek yapan ve ücretsiz olarak dağıtan Bombalara Karşı Sofralar grubu, Facebook sayfalarından yayımladıkları açıklamada, mekânda kalan ve direnmeme kararı alanlara sitem ediyor. Açıklamada şu ifadeler de mevcut:

“Zabıtanın paçavra muamelesi yaptığı kazan hepimizin kazanıydı. Bombalara Karşı Sofralar kurduk onunla. Fırlatılan o kanepelerde beraber şarkı söyledik, eylem planladık. Çöpe atılan kazaklar takas pazarınındı; bu kış beraber giyecektik. Ve en üst kattan çıkarılıp atılan yataklar bu kış hepimizin ücretsiz uyuyabileceği yerlerdi.”

Dünyada kullanılmayan mülkleri işgal etme geleneğinin tarihi 1945’e kadar dayanıyor. 70’lerde ise özellikle büyük kentlerde konut sorununun artması üzerine yaygınlaşıyor. Bu evlerin işgal süreci, Türkiye’deki gecekondu kültürüne oldukça benziyor. Yıllar içerisinde, sosyal ve politik merkezler yaratma amacıyla da evler işgal edilmeye başlanıyor. Örneğin, Bosna Savaşı sonrası Avrupa’ya gelen göçmenler, yaşadıkları konut sorununu çözmek için ciddi bir işgal hareketi başlatıyor. Süregelen mücadeleler kimi yerlerde kazanımlarla sonuçlanıyor. 

Örneğin, Hollanda’da bir seneden uzun bir süre boş kalan bir yapının kamusallaştırılması 1994 yılında yasal bir statü kazandı. Uzun yıllar boyunca Amsterdam sokaklarında işgal edilmesin diye kapısı çelik kapılar ve bin bir türlü malzemeyle demirlenmiş boş binalara denk gelebilirdiniz; içine girip sosyalleşebileceğiniz, toplantılarına katılabileceğiniz yahut ücretsiz yiyecek/giyecek temin edebileceğiniz sayısız işgal edilmiş sosyal merkezlere de… 2011 yılında tekrar yasaklanması üzerine başlayan protestolarda sert çatışmalar yaşandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı; işgal mücadelesi de polisin sert müdahaleleri de ülkede halen devam ediyor. 

Yasal olsun olmasın, bugün dünyanın çoğu büyük kentinde işgal evleri mevcut. Mekân işgal etmek, pek çok ülkede hukuki olarak gri bir alanda duruyor. Yasal durumu belirsiz yahut halihazırda kamusal bir yeri yaşama ya da bir araya gelme amacıyla kullanmak yasa dışı değil ancak yasaların tanıdığı böyle bir hak da yok; tıpkı Gezi Parkı gibi. 

Dünyanın her yerinde kent suçlarının artması ve neoliberal politikaların yükselmesi nedeniyle, 2000’li yıllarda işgal geleneği sadece konut ya da sosyal merkez yaratma işlevinden çok daha fazlasına işaret ediyor. Occupy Wall Street’ten Gezi Direnişi’ne işgal, çağımızın en önemli eylem geleneklerinden biri haline geldi. İşgal edilen mekânlar çoğunlukla kolluk kuvvetlerince boşaltılıyor ancak orada toplananların yarattığı örgütlenmeler bazen hiç sönmüyor, bazense yıllar sonra tekrar kıvılcımlanıyor. 

Don Kişot’a emek verenler, “Squatters İstanbul” isimli bir Facebook grubu kurarak, yeni alanlar bulmak için herkesi yardıma çağırdı. Bombalara Karşı Sofralar’ın açıklamasında ise söyle söyleniyor: “Yeni işgal evlerinde, bostanlarda, kendi ihtiyacını üreten atölyelerde görüşmek üzere.”

Haberde yer alan Barselona'daki işgal evlerinin fotoğrafları: Aslı Uluşahin

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış