Advertisement

Dinozor değil, kuş motifi onlar!

Dinozor değil, kuş motifi onlar!

Gariptir, yüzyılı geçen yaşına, hızlı gelişen araştırma yöntemlerine rağmen arkeoloji, halen anlaşılamayan, halen Hollywood filmleri ve hatta çizgi filmlerinden edinilen fikirler doğrultusunda yaklaşılan bir bilim dalı olarak kalmaya devam ediyor. Arkeolojik kazı bir macera, toprağı eşeleyip bir şeyler bulup sevinme faaliyeti, arkeologlar eğlenceli bir şeyin peşinde koşan insanlar, hatta hazine arayan kişiler olarak görülüyor çoğu zaman. 

Hatta üniversitelerin arkeoloji bölümlerine girip, mesleki hayatlarını araştırmaya, bilime yöneltmeye karar verenlerde bile bazen gizli bir Indiana Jones hayranlığı vardır, bazılarında gizliliği de aşar bu hayranlık, kıyafet ve aksesuvar kullanımı olarak, dekoratif unsurların eşliğinde açığa vurulur, Indi görüntüsü takip edilir, ünlü Jones şapkası ile kazı alanına gidilir vs. Yaptıkları işi ciddiye alıp üstüne eğlence olsun diye Indiana Jones esintisi serpiştirenler neyse de, bir de arkeolojik araştırmaları gerçekten sınırlı bilgileri ile değerlendirip, bir de bunu konferanslar, popüler kitaplar yoluyla yayanlar vardır ki, bilim onlardan nasıl korunur ben de bilmiyorum. 

Bu tür yayınlar yapan “araştırmacılar” akademisyenlere karşı agresif bir tavır takınırlar, elitizmden şikâyet ederler, kendi fikirlerine saygı duyulmadığından dem vurup hatta bazen hayatını bu işe adamış bilim insanlarını suçlarlar. Bu insanlarla ciddi bir tartışma içine girmek, gerçekleri, bilimsel sonuçları irdelemek mümkün değildir, çünkü onların çıkış noktası sadece kendi fikirleri ve fantezileridir. İşine saygısı olan bir arkeolog kazı alanında ve sonrasında yaptığı araştırmada buldukları hakkında, “ilk uzay gemisinin izine rastladım”, ya da “Nuh’un gemisini buldum”, ya da, “burada 20.000 binyıl önce nükleer savaş olmuş onun izlerini buldum”, “kaybolan Atlantis kıtası buradaymış” ve nihayet “Göbekli Tepe’de dinozor motifleri bulduk” demez. Çünkü bu tür bir iddiayı destekleyecek verilerin bilimsel bir çalışmanın çerçevesi içinde bulunması gibi bir imkân olmadığı gibi “aranması” için proje oluşturan ciddi bir bilim insanı da yoktur. 

Zararsız, naif bir çağrışım değil

Göbekli Tepe kazı ve araştırma projesi içinde 1995 yılından beri sevgili eşim Prof.Dr. Klaus Schmidt (11.12.1953 - 20.07.2014) başkanlığında yapılan kazılar sırasında çeşitli kabartma motifleri bulunmuştu. Yılan, tilki, aslan, turna, boğa, yaban domuzu gibi gerçeğe yakın boyutlarda ama yalın hatlarla yapılmış hayvan tasvirlerinin yanı sıra adını koyamadığımız bazı sembolik motifler de bulundu. Ters çevrilmiş bir H harfi gibi bir motif tekrar tekrar karşımıza çıkardı mesela, ya da her görenin “çanta”ya benziyor dediği (tabii ki çanta değil, büyük ihtimalle bir yapı modeli tasviri) kabartma motifler de mevcuttu. Ama bazı ziyaretçilerin ve yukarda bahsettiğim arkeolojiyi eğlencelik, fantastik bir uğraş olarak gören yazarların “dinozor” olarak adlandırdığı bir motif var ki, ona özellikle değinmek gerekir. Çünkü bu motifin dinozor olarak adlandırılması, zararsız bir naif çağrışım sonucu yapılan benzetmenin de ötesine çıkıp, sık sık “Göbekli Tepe’de bulunan dinozor motifleri” olarak ciddi bir bilgiymiş gibi yaygınlaştırılıyor. 

Dinozor konusunu biraz bilenler buna gülüp geçiyordur tabii, dinozorların ve insan türünün hiçbir zaman aynı dönemde yaşamadığını en iyi, herhalde, nerdeyse hepsi bu konunun uzmanı olan küçük çocuklar bilir.

Ama daha birkaç ay önce, “Rus bir arkeolog dedi, Göbekli Tepe dünya tarihini değiştirecek, dinozor motifleri de var”, gibi bir haberin geniş çaplı ve destek gören bir şekilde yayıldığını görünce gene bu konuyu düşündüm. Kazı alanında çalışırken, özellikle yerli ziyaretçilerden hep bu dinozor benzetmesini duymamız, Alman ekip içinde de bir merak konusu olmuştu. 

Artık herkes biliyor ama, çalıştığımız dönemin adına neolitik deyince kimse anlamıyordu eskiden, taş devri diyorduk bazen, taş devri de insanlarda hemen o bildiğimiz çizgi filmi çağrıştırıyordu, Dino adlı ev hayvanını, taştan arabaları... Bu kadar basit olabilir mi açıklaması bu konunun bilmiyorum, çocukluğumuzun tek kanallı televizyon dünyası ile hafızalarımıza yer eden Fred Çakmaktaş mı sorumlu bu tuhaf ve gülünç durumdan? Neyse ki 2013 yılından itibaren kazı alanını ziyarete gelip dinozor konusuna saplanan Türkiye dışından insanlar da olmaya başladı ve bu yanlış algı bize özgü olmaktan kurtuldu.

‘Zıplayan eşek onaga’

Ziyaretçilerin dinozor adı vererek, benzetmede özgürlük sınırlarını zorladığı motifin birçok örneği var Göbekli Tepe’de, ama ilk örneğine C yapısını çevreleyen ikinci çeper duvarında, P12 numaralı dikilitaşın üstünde rastlamıştık. Kazı sırasında dikilitaşın tamamının ortaya çıkması haftalarca sürüyor haliyle, 2000 yılında idi bu alanda yaptığımız ilk çalışma, her zaman olduğu gibi ekipte yine bir yoğun tahmin trafiği vardı, tilki, yılan ya da yaban domuzu olsa hemen burnu ya da kulağının ucu belirince anlıyorduk ama bu sefer geniş yüzeye dağılmış bir kompozisyonla karşı karşıya idik. Göbekli Tepe’de bulunan hayvan kemiklerini inceleyen merhum Prof.Dr. Angela von den Driesch bunların kesinlikle onaga (bir çeşit yabani eşek) olduğunu iddia ediyordu. Klaus ise zıplayan eşek motifi konusunda pek ikna olmamıştı ama her zamanki sakin ve sabırlı duruşuyla herkesin fikrini dinliyordu.

P12 numaralı dikilitaş. Üst kısımda yaban ördeklerini bir ağ ya da coğrafi bir alanın betimlenmesi olarak düşünebileceğimiz arka plan motifi üstünde görüyoruz. Altta yaban domuzu motifi, onun da altında tilki. Tilkinin boyun hizasından itibaren duvar önüne bir bank yapılmış.

Sonraki yıllarda daha da çok örneklerini bulduğumuzda, yaban ördeği tasviri olduğunda herkes hemfikir oldu ekip içinde. Hatta areozoologlar da hafifçe yanıldıklarını kabul ettiler. Ama 2008’de bu ördekler yine karşımıza çıktı. Bu sefer D yapısında, 5.60 metreye ulaşan dev boyutlu, üzerinde el, kol, kemer, peştemal motifleri olan P18 numaralı dikilitaşın kaidesine ulaştığımızda, üstteki ağırbaşlı heybetli tasvirin altında, birdenbire, sıra sıra yürüyen ördek ailesi gibi naif bir motif dizisiyle karşı karşıya kaldık. Dikilitaşın üst kısmının ciddiyetiyle aşağıdaki bu motiflerin sevimliliği bir garip tezat oluşturuyordu. Aynı tezat duygusunu 1997’de P1 numaralı dikilitaşın yüzeyinde bulunan, karmakarışık bir sürü yılanın bir arada ağ oluşturduğu ürkütücü motifin altında küçücük sevimli bir koç motifi bulduğumuzda da yaşamıştık.  

P18 numaralı dikilitaş. Beş metrenin üzerinde bir heybet, el, kol, kemer ve peştemal motifleri ve altta kaide üzerinde sıra sıra yaban ördekleri.

P1 numaralı dikilitaş. Üstte yılanlardan oluşan karmaşık bir figür, altta sevimli minik bir koç.

Ne dinazor ne penguen!

D yapısının merkez dikilitaşları, kazı alanını gezen ziyaretçilerin oldukça yakından ve tümüyle görebilecekleri, Göbekli Tepe’nin dikilitaşlarının haşmetini en iyi kavrayabilecekleri bir konumda bulunuyor. Ziyaretçiler yürüme köprüsü üzerinden bu noktaya ulaştıklarında bu etkiyi yaşıyorlar ama gözler P18 numaralı dikilitaşın kaidesinin üzerindeki yaban ördeği motifini yakalarsa, başlıyor yine dinozor benzetmeleri... 

Merak edeceğimiz ve hiçbir zaman cevabını bulamayacağımız pek çok soru var Göbekli Tepe’de, ama emin olacağımız bir şey varsa, o da burada dinozor motifinin olmadığıdır. Ayrıca penguen motifi de yoktur Göbekli Tepe’de, keza bunu iddia eden bir İngiliz yazar da hâlâ bu dünyada kitaplar yayımlamakta ve hatta Türkiye’de de okuyucu bulmaktadır. 

Kazı sezonlarında bazen uzaktan ziyaretçilerin dikilitaşa bakıp yaptıkları yorumları izlerdim ve düşünürdüm hep, dikilitaşın dili olsa, karşısına geçen binlerce insana önce, “gezerken bu kadar gürültü yapmayın lütfen” derdi belki, sonuçta onbinlerce yılın sükutuna alışmış, sonra da eminim, her dinozor benzetmesi yapana “onlar dinozor değil kuş motifi, kuş” derdi... Bir de merak ederim hep, bizim P18 dediğimiz o heybetli güzelim eserlerine, onu yapan insanlar ne isim vermişti? Ama boşunadır bu merak, hiç öğrenemeyeceğiz çünkü bunu...

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

2 Yorum

  •  
    Çiğdem Köksal-Schmidt
    04.07.2017

    teşekkür ederim Merva Hanım...

  •  
    Merva
    03.07.2017

    Çigdem Hanim ne zaman, nerede yazacaksiniz diye merak ediyordum.Bizleri ve bu konuda kendilerini bilgili zannedenleri bilgilendirmeye devam etmeniz dileğiyle....