reklam

‘Darbe’den bugüne, gündemde kopmayan 21 şarkı

‘Darbe’den bugüne, gündemde kopmayan 21 şarkı

Üç hafta önce, hayatımızın en tuhaf gecelerinden birini yaşadık. Birileri darbe yapmak istedi, sokaklara tanklar çıktı, göklerde jetler uçtu, Meclis bombalandı, askerler halka ateş etti. Darbe girişimi, bir şekilde engellendi: İnsanlar sokağa döküldü, tankların önüne dikildi, kimileri canından oldu. Sonrasında, “halk”ın askerleri linç etmesi gibi, “hainler mezarlığı” gibi tuhaf şeyler gördük, yaşadık. Hâlâ yaşıyoruz. 

Dedim ya, tuhaf şeyler oldu, oluyor. Darbe girişiminin ikinci haftasında, Recep Tayyip Erdoğan, (HDP dışındaki) partilerin liderleriyle görüştü ve muhalefete açtığı davaları kaldırdı. Büyük bir operasyon başlatıldı, sürüyor. Belli ki daha da sürecek. Kimileri, bu “operasyon”un başka yerlere sıçramasından korkuyor: “Hızını alamayıp kendine muhalefet eden herkesi toplayacak” diyenler var ama öyle olmayacak gibi. Hoş, bunu doğrulayan doneler var ama olsun, umudu kaybetmemek, güzel günlere olan inancımızı korumak gerek. Bu yazı, biraz da onun için. 

Türkiye, üç büyük darbe gördü: 27 Mayıs 1960’ta ordu yönetime el koydu ve bildiriyi radyodan o dönemde albay rütbesiyle orduda görev yapan Alparslan Türkeş okudu. Kimilerince “devrim” olarak nitelendirilen, görece “özgürlükçü” bir darbeydi bu ve sonrasında dönemin başbakanı Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte idam edildi. 12 Mart 1971’de ordu muhtıra verdi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan asıldı. 12 Eylül 1980, memleketin gördüğü en büyük felaketlerden biriydi: Kenan Evren ve arkadaşları, yönetime el koydu. Sonrasını biliyoruz… Yazıyı, bir darbeler tarihine dönüştürmeyeyim, 28 Şubat dahil diğer “darbe”leri ve darbe girişimlerini konuşmayı başkalarına bırakayım, işin müzikli tarafına bakayım. 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden üç hafta geçti. Kabaca yirmi bir gün. Siyasi tartışmaları ve olan biteni bir kenara bırakalım, yirmi bir şarkıyla geçmişe ve sonrasına bakalım. Bunların hemen hepsi umutlu şarkılar. Darbelerin öncesini ya da sonrasını anlatan ve dönemin karanlığını yansıtanlar bir yana, bakmamız gereken, biraz da bunlar. Şu ara ihtiyacımız olan şey bu çünkü. 

Üç hafta önce, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorduk. Bilhassa Ankara’da yaşayanlar için tam bir kâbus: Küçücük seslere bile sıçrama, asker görünce korkma, “nöbet”tekilerle karşılaşınca irkilme gibi yan etkileri oldu “darbe”nin. Bunları geçirmek için, şarkılara sığınmak en iyisi.

Buyurun, darbe öncesi/sonrası günlerimizi anlatan şarkılar, türküler…

Yarının Şarkısı – Tülây German (1965)

Memlekette yapılmış ilk ütopik şarkı. Aynı zamanda ilk seçim şarkısı: 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi adına kullanıldı. Tülây German’ın şahane sesiyle can verdiği bir Erdem Buri çalışması. İki darbe arası yapılmış en umutlu müdahalelerden biri. Sözleri, bugünlerde de içimizi ısıtacak türden: “Bir şarkı olmalı / Özlemi söyleyen / Bu koyu günlerden / Yarına ses veren // Bir sevgi olmalı / Senden de yükselen / Sonra benimle bir / Yarına yön veren /…/ Bir yarın olmalı / Başka türlü bir şey / Bir aydın, bir güzel / Yarına varmalı…”

Her Şey Berbat – Metin Ersoy (1970)

12 Mart’ın hemen öncesinde yapılmış bir şarkı. Metin Ersoy, grevlerden yakınıyor: “Her gün işlerim aksarsa böyle / Hâlimiz ne olacak sen söyle…” Kilit cümle şu: “Kardeş kardeşi vurur / Halka hüzün olur…” Samimi ama endişeli. Kaldı ki, bugüne kadar yapılan üç büyük darbenin kilit cümlesi bu. Hepsi, hareketi, kardeşin kardeşi vurması üzerinden kurdu. Darbe, bu cümleyle hayat buldu.

Mektup – Âşık İhsani (1972)

“Kara” şarkılardan biri… 12 Mart sonrasını anlatıyor: “Demem şu ki sevdiğim / Ortaçağdan bu yana / Bana öyle bir ters geldi ki / 71 Mart, Nisan, Mayıs ve sonrası / Yıkılası mahpushaneler / Tıklım tıklım / Evde, yolda, işte, sokakta / On yüz bin adam toplanmakta / Anlayacağın ne kadar / Ben çağımdan / Ve üzerinde büyüyüp / Suyunu içtiğim toprağımdan / Yanayım diyen / Aklı işleyen / Genç, yazar, öğretmen / Sanatçı, işçi, köylü varsa / Ve hatta kim ki okur yazarsa / Şimdi bunlar küme küme / Her yerde / Bahtı kara Türkiyemde / İçeride…” Sadece ölen/öldürülen gençler değil, Deniz Gezmiş ve arkadaşları da var “türkü”de. Elbette umut unutulmamış: “Hiç kuşkun olmasın / Sazıma ve şiirlerime / Başı kör deyimi / Mermi dolu silaha sarılır gibi / Gene sarılacağım / Gene türkülerimi yapıp / Gene haykıracağım!” Bilmeyen için söyleyeyim: Âşık İhsani, son nefesine kadar türkülerini haykırdı. Son satırda, şu dizenin altını çizeyim: “Faşizm 15 – 16 Haziran’ı olan bir ülkede fazla yaşamaz.”

Durup Dururken – Zülfü Livaneli (1986) 

Darbe sonrasını anlatan şarkılardan biri daha… 12 Eylül’ü “uzakta” haber almış, 12 Mart sonrasını sürgünde geçirmiş bir ozanın sazından, sesinden: “Durup dururken / Bir sabah erken / Bir kıyamet / Durup dururken // Şafak sökerken / Alırlar seni / Voltadasındır / Durup dururken // Davullar çalar / Borular öter / Bir dostun küser / Durup dururken // Sürgün olursun / Yurdundan uzak / Türkü söylersin / Durup dururken…” Sonrasında Livaneli şarkıları hep umut oldu ama bu, umuttan öte dönemin fotoğrafını çektiği için önemli. Bu yüzden bu seçkide. Yoksa “Özgürlük”ten “Umudu Kesme Yurdundan”a, “Bulut mu Olsam”dan “Güneş Topla Benim İçin”e pek çok Livaneli şarkısı var elimizde. Bu, bu anlamda ayrıksı bir şarkı olsun.

İçerden Çıkan Adam – Ahmet Kaya (1988)

Erken dönem dokunuşlardan biri. Darbenin net tarifi! Bizzat yaşayanın dilinden, sesinden… Hatırlayalım: 12 Eylül sonrasında yüz binlerce insan gözaltına alındı, kimi kayboldu, kimi hapishanede öldürüldü. Aralarında Cem Karaca, Melike Demirağ ve Şanar Yurdatapan’ın da olduğu on binlerce insan vatandaşlıktan çıkarıldı. İdamlar, işkenceler, yargılanan insanlar, işsiz kalanlar, yakılan kitaplar ve toplatılan albümleri de hesaba katarsanız, 12 Eylül’ün bilançosu ağır. Bugüne benzeyen bir icraat var ortada. Bugünden farkı, onu darbecilerin yapmış olması. Bugün, yapılanlar, “darbe karşıtı” devlet tarafından yapılıyor. İdam dışında gerisi neredeyse aynı –ki idamı geri getirmek için bir çaba da söz konusu şu anda. “İçerden Çıkan Adam”, Ahmet Kaya’nın zirvede olduğu yıllarda yayımlanan “Başkaldırıyorum” albümünün can alıcı şarkısı. Sözlerini Yusuf Hayaloğlu yazmış. “Yüz çeviren dostlar, sinsi tavırlar” dizesi dahil, darbe sonrasını en iyi anlatan şarkı belki de: “Kitaplar sobada yanmış / Ah sazlar duvarda kalmış / Güzelim şarkılar yağmalanmıştır...” 

Bekle Beni – Çağdaş Türkü (1986)

Ahmet Telli şiirinden Eftal Küçük’ün yaptığı bir beste. Ankaralı efsane Çağdaş Türkü’nün ilk albümüne adını veren “mapushane” şarkısı: “Bekle beni küçüğüm / Umudun karartmadan / Sevincin yitirmeden / Döneceğim bir gün / Bekle beni…” Umut, içinde: “Ama acılara alışılmaz / Bir şeyler var değişecek / Bir şeyler var değiştirmemiz gereken / Önce acılardan başlanacak…” Aynı yıl çekilen, Kadir İnanır’lı Sibel Turnagöl’lü bir Şerif Gören filmine adını verecek dize de bu şarkıdadır –ki filmde, albümden şarkılar kullanılmıştır: “Sen türkülerini söyle / Ve gülümse küçüğüm / Çünkü sesinin ırmağıyla / Yeşerecek hasretin bozkırları…” Şarkının sonu, asıl vurucu yeri: “Uğuldayan bu rüzgâr / Bu delice yağan kar / Ürkütmesin seni direnmektir / Bekleyişin bir başka adı.” Kendi adıma söyleyeyim: En umutsuz olduğum anlarda dilime doladığım iki şarkıdan biridir bu. Yıllarca böyle oldu. Darbe gecesi bunu söylemiş olmam, bununla hayata tutunmam, biraz da bundan.

Fırtına – Yeni Türkü (1988)

Umutsuz anlarda dilime doladığım, beni hayata döndüren şarkıların ikincisi. Sözlerini Murathan Mungan’ın yazdığı, ‘90’lı yılların karanlık ortamını aydınlatan, alanlarda bir ağızdan ve bağıra çağıra söylediğimiz şarkılardan: “Bak işte yaklaşıyor fırtına / Bak yine yükseliyor dalgalar / Yıllardan sonra, yollardan sonra / Şarkılar söylüyor çocuklar…” 12 Eylül sonrasında, üç kişinin toplanarak yürümesinin “miting” sayıldığı günlerde “yeniden yan yana olmak” sahiden önemliydi. Bu şarkı, o günlerin mirasıdır. Şurası, her dem umudu taze tutar: “Ne geçmiş tükendi / Ne yarınlar / Hayat yeniler bizleri / Geçse de yolumuz bozkırlardan / Denizlere çıkar sokaklar…”

Sıyrılıp Gelen – Grup Yorum (1987)

12 Eylül sonrası ufkumuzu açan, içimizi ısıtan, bize güç veren topluluklardan biri, Grup Yorum. Yorum Müzik Topluluğu adıyla yaptıkları ilk albüm olan “Sıyrılıp Gelen” yayımlandığında, sonrasının “bambaşka” olacağını hissetmiştik. Öyle oldu. Ekip, bizi bambaşka bir yere taşımakla kalmadı, dönemin tarihini yazdı. Ahmet Telli’nin dizeleri, 12 Eylül sonrasında bizi umutlu kılmıştı: “Suların sesini dinle şimdi / Ormanın fısıldayışlarını / Yarılıyor dağların göğsü / Bir aşkı dinlendirmek için // Ve gözleri uzak yamaçlarda / Aranıp dururken bir şeyleri / Sessiz ve sakin beklemekte / Bekledikçe bileylenen bir yürek // Belli ki dağların, denizlerin / Ve göllerin üzerinden / Sıyrılıp gelmektedir seher / Belli ki yakındır / Doğayı ve hayatı sarsacak saat…”

Kaybolan Kentin Eskicisi – Metin & Kemal Kahraman (1993)

Metin & Kemal Kahraman kardeşlerin ilk albümü “Deniz Koydum Adını”, darbe sonrası değil belki ama ’90’lı yıllarda yaşanan o kasvetli havayı dağıtmamıza sebep albümdür –ki kasvetin sebebi de bizzat 12 Eylül yönetimidir. Dinlediğimiz andan itibaren, bu şarkı, umudun simgesi oldu bizim için. Bugün de öyle olmaması için hiçbir sebep yok: “Kaybolmuş bir kentin eskicisiydi / Makineleşmeye karşı duyguları topluyordu / Kaybolmuş bu kentin sokaklarında / Torbasında umut, torbasında insana dair ne varsa…” Elbet geçecek, elbet bitecek ve elbet bugünleri birilerine anlatacağız. İçinde yaşarken sahiden ağır ama dışarıdan baktığımızda “vay be, neler yaşamışız” dedirtecek günler bunlar. Şarkıdaki gibi, acılardan yorgun ama umarsızca başlayacağımız bir günde (“Bu kent yorgun düşmüş onca acıya / Yeni bir güne başlıyor umarsızca…”) hep bir ağızdan şu dizeleri söyleyeceğiz: “Yalnız değilsin eskici / Bir sabah güneş doğar / Sevgiden tuğlalarla / Yeniden kurarız bu kenti…” Şiirde de der ya hani, “bir gün mutlaka”!

Güzel Günler – Ahmet Okan & Acar Akalın (1988)

Eskilerden “özel” bir şarkı… Üniversite yıllarında bir dönem Kıbrıslı arkadaşlarımla aynı evi paylaştım. Onlarda gördüğüm “Yediveren Düşleri” albümünün can alıcı şarkısıydı bu. En umutsuz olduğum günlerde bana umut verdi. Kasetini Kıbrıs’tan getirttiğim gün, dünyalar benim olmuştu! Sözleri, bilhassa nakaratın sonu, bugünü anlatır gibi: “Gözlerinde çalınınca şarkılar / Dağlarda dört mevsim birdenbire açar / Her an gözlerinde şarkılar çalsa / Yaman olurdu dünya bir anda // Güzel günler hangi dağın ardındadır / Varabilmek mümkün mü hiç o dağlara? / Hiç bu denli unutmamıştık yaşamayı / Gülmeyi, sevişmeyi ve şarkı çalmayı…” İstediğimiz, hayalimiz, hep bu: Elimizde bir sihirli değnek olsa ve keşke o “güzel günler”i bize getirse… [Şarkıyla ilgili bir bilgi: Kıbrıs’ta muhalefetin buluştuğu mitinglerin vazgeçilmez şarkısı bu. Yıllardır. Hâlâ öyle.]

Güzel Günler Göreceğiz – Edip Akbayram (1996)

Bizden bir miting şarkısı. Bilhassa ‘90’lı yılların ikinci yarısında çok söylendi. Nâzım Hikmet’in “Nikbinlik” şiirinden, Alp Murat Alper’in yaptığı coşkulu bir beste. Bu haliyle, dillere düşmesi normal. Bütün zamanların en bilinen şarkılarından biri –ki nakaratı söylemeye başladığınız anda, peşinizden insanların gelmesi şaşırtıcı değil: “Güzel günler göreceğiz çocuklar / Motorları maviliklere süreceğiz / Çocuklar inanın, inanın çocuklar / Güzel günler göreceğiz, güneşli günler…” 

Güzel Günler Göreceğiz – Ünol Büyükgönenç (1989)

Edip Akbayram şarkısında karşımıza çıkan şiirin farklı bir bestesi. Kardaşlar’ın has elemanı Ünol Büyükgönenç’in, üniversite yıllarımıza eşlik eden “Güzel Günler Göreceğiz” başlıklı kasetine adını veren şarkı. Şiirin hakkını teslim eden, bütün dizelerini vurgulayarak dillendiren “başka türlü bir” yorum. 12 Eylül sonrasında dilimizden düşmeyen, umudu öğrendiğimiz şarkılardan… Sonuna ışınlanalım hemen: “İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar…”

Emekli Albay Hilmi Ertunç – Mozaik (1990)

Bütün zamanların belki de en eğlenceli “darbe” şarkısı… Ümit Kıvanç’ın hınzır sözlerini dillendiren topluluk, “darbeci”nin portresini çizmekle kalmıyor, onunla alabildiğine dalga geçiyor! Şöyle: “Sabah aynı anda kalkılıp yüzler yıkanmalı / Bu ahenkli uyanışı âlem tören sanmalı /…/ Aç bırakılmalı katlamayan peçetesini / Hastalara genelkurmay yazmalı reçetesini // Yekvücut olup başlayalım her işe ayinle / Eş-dost seçimi ve her şey ayarlansın tayinle / Yaramaza itaatsize damgalar basalım / Milli maç kaybında üç, grevde beş kişi asalım // Biz istersek eğer bu aziz millet neler yapar / Adamı göklere çıkarır, alkışlar, tapar…” Bülent Somay’ın müziği ve icra, hınzırlıkta sözlerle yarışıyor. İçimize su serpen, “oh” dedirten, mizahın gücünü –ki Gezi direnişi ve sonrasında yeniden görmüştük bunu– bir kere daha ispat eden şarkılardan. “Darbe” dendiğinde akla gelmesi, içimizdeki karanlığı dağıtması bundan. 

Bildiklerimiz – Mozaik (1990)

“Polis kimlik sorar” dizesiyle hafızamıza kazınan şarkı –ki şu anda da olan bu. Sadece bunu değil, günümüzü çok net anlatıyor Mozaik. Şarkının bundan yirmi altı yıl önce yapılmış olduğu düşünülürse, durumun vehameti ortaya çıkıyor. Özeti şu: Türkiye’de hiçbir şey hiçbir zaman değişmiyor! Buyurun: “Her şeyin adı değişir / Okunmaz yakılır kitaplar / Karın doyurmaz sinema / İstedin mi çıkılmaz yurtdışına…” Bu kadar değil: “Şehirler büyür, kirlenir sokaklar / Aradın mı bulunmaz ev / Fiyatlar artar” dizeleri ve “Binalar yıkılır, yapılır binalar / Eskiden maviymiş sular / Geçmişi hatırlamaz kimse” kısmı ne kadar da tanıdık… 12 Eylül’ün en büyük numarası, geçmişi silmiş olması. Bugünküler farklı bir yoldan yapmaya çalışıyor bunu. Her şey bir yana, en başta buna izin vermemek gerekiyor. Diğer şarkılar arasında bu biraz kasvetli belki ama hatırlattıkları önemli. Onun için bu seçkide muhakkak yer almalı. Sadece darbenin değil, darbe zihniyetinin yaptıklarını da özetliyor. 

Darbe – mor ve ötesi (2006)

12 Eylül’ü anlatan en net şarkılardan biri: “Evren’i gördüm / Sıkı olaydı / Binlerce insan / Ölürken netekim / Bir şey yapmazdı / Sadece bakardı / Bu kadar kaos / Bize fazlaydı / ki bir darbe geldi başıma…” Harun Tekin, şarkının doğaçlama yazıldığını anlatır: “Bir stüdyo çalışmamız sırasında, kendiliğinden, öylesine çıkmıştır. Müzik üzerine ben bir şeyler söylüyordum ki ‘darbe’ kelimesi çıktı ağzımdan. Hemen ardından bir baktım, başka birtakım kelimeler dökülmeye başladı. Kayıtta olduğu için de sonradan geliştirdik. Aslında bu galiba öğrendiklerimizi içselleştirmenin yarattığı farkındalığın ardından bizim kendi yansımamız. Kendiliğinden oldu her şey.” (“Otuz Yıldır 12 Eylül / Yaşayanlar Anlatıyor”, Der: Haşim Akman, Doğan Kitap, 2010) Topluluk, şarkının ilerleyen kısımlarında Erdal Eren’den söz eder ve sonunda şunu söyler: “Sakla kendini / Sağlam bir rövanş için…” Rövanş farklı yerden geldi belki ama şarkıda da geçen Kenan Evren cümlesi “Asmayalım da besleyelim mi?”, darbe girişiminin hemen sonrasında Recep Tayyip Erdoğan tarafından sarf edildi. Türkiye’de hiçbir şeyin değişmediğinin yeni bir göstergesi!

Lan Noldu – Kramp (1993) 

1993 tarihli “Püf Püf” albümünün bomba şarkısı! Kramp, 12 Eylül karanlığını yırtan gruplardan. Rock cenahından yükselen asi ses. Bu şarkı –ki albümün ikinci baskısında ona adını verdi– yekten darbeyi anlatıyor: “Derken / Bir sabah erken / Haymana ovasında bir garip kuş öterken / Lan n’oldu derken / Bir sabah erken / Dağlarına memleketin bahar gelmişken…” Şu dize, dönemin fotoğrafını çok net çeker: “Birbirimizin yüzüne bakamaz olduk mu ne?” 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra sorduğumuz soruyu, Kramp şarkısında çoktan sormuş: “Lan ne bu be?”

Beyaz Gelinlik – Ali Asker (1990)

Darbe sonrası alanlarda söylenen şarkılardan biri daha… “Abilerimiz/ablalarımız”ın söylediği, dilden dile yayılan ve Grup Yorum’un ilk albümüyle ortaya çıkan bir eski hazine. “Sahibi” Ali Asker, 1990 yılında yaptığı “dönüş” albümünde bu şarkıyı söylediğinde, umudumuz biraz daha artmıştı. Yıllar sonra, ondan canlı dinlediğimizde yere daha sağlam basıyorduk. Güçlüydük ve gücümüzü şarkılardan alıyorduk. Bu şarkı, bize güç verenlerdendi: “Düşmesin kirpiklerin’ gölgesinden başka bir gölge / Doğacak şafağın sahibi olan o gözlerinde / Sımsıkı yumruk misali sevdim / Şafağın sahibi olan o gözlerini / O gözlerinden çizgilenecek / Bebeğimin yarını alın yazısı…” Şarkının vurucu yeri, şurasıydı: “Hayat yeşilde, yeşil yosunda / Yosunlar boy veriyor kuytuluklarda…” İlerleyen dizelerde “yasaklı” bir renk çıkıyordu karşımıza: “Kızıl gelinliği giydireceğiz / Kendi ellerimizle cennet vatana…” Oradaki “kızıl”, bandrol kurulundan izin alamadığı için “gülden” olmuştu ama konserlerde bağıra bağıra “kızıl” diyorduk. Umudun, topluluğa yansımasıydı bu. 

Yeniden Başlamalı – Sevinç Eratalay (1991)

Sevinç Eratalay, Ali Asker’in sesinden bize umut veren “Eylem Güzeli”nin bestecisi ama darbenin karanlığının hüküm sürdüğü yıllarda kara bulutları dağıtan şarkısı, benim için bu. “Kıyıda zeytin ağaçları”ndan söz eden bir şarkı nasıl umutsuz olabilir ki? Sözleri, her dem aklımızı çeldi, hep bizi dingin tuttu: “Yeniden başlamalı, yeniden anlamalı / Yeniden dinlemeli o yiten türküleri / Dağılır gider kara bir bulut / Dokununca bir dost eli…” Dahası, şarkıdaki çağrının peşine düştük ve “yeniden” hayata katıldık: “Yeniden yürü tozlu yollara / Yeniden uyan o sabahlara…” Bunu bugün yapmamamız için bir sebep yok.

Normal – Bülent Ortaçgil (1998)

Gündeme uygun, içinden OHAL geçen şarkı! Her şeyi normalleştirmemizi “light” bir dokunuşla anlatıyor usta. Belki de en politik şarkısı: AB, ABD, DGM, GAP, Zap, Hasankeyf, Susurluk, kamyon derken sözü OHAL’e getiriyor ve soruyor: “Ya OHAL, o kadar yıl?” Hepsinin karşılığında aldığı cevap aynı: “Normal.” İsyanı, biraz da bundan: “Biri anlatsın hemen, nedir bu normal? / Canım sıkıldı yoksa ben miyim anormal?” Durumumuz aynı, her şeyi normalleştiriyoruz. Belki tam da bu fena günlerde biraz anormal olmamız, sorular sormamız gerekiyor. Özgürlük, huzur, mutluluk, biraz da bu soruların, sorgulamaların ucunda…

Bi’şey Yapmalı – Moğollar (1996)

Sadece Moğollar konserlerinin değil, alanların vazgeçilmezi! Fazla söze hacet yok, şarkı kendini anlatıyor. Umudun dile gelmiş hali. En umutsuz anımızda, hep birlikte söylediğimizde, bize güç katan şarkılardan… Şu fena günlerde dilimize pelesenk oluşu tesadüf değil.

Doğrul Koçum Doğrul – Tülây German (1968)

Tülây German’ın şahane sesinden, umutlu bir şarkı… Onunla açtık, onunla kapatalım. 1960’lı yılların ikinci yarısından, Anadolu-pop’un ortalığı kasıp kavurduğu dönemden ayrıksı bir çalışma. ’68 ruhu içine işlemiş, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a giden süreçte seslendirilmiş, aşkın ve umudun en güzel hali: “Kız gel seninle verelim el ele / Dağlar yeşerdi çiçekler hep açtı / Kız gel inelim şu güzel ovaya / Gel gör hele sen neler var dünyada…” Şarkının bir Erdem Buri bestesi olduğunu ve Yılmaz Güney’e ithaf edildiğini sözlerime ekleyeyim. 

 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

2 Yorum

  •  
    Gülsüm
    23.11.2016

    Çok farklı hissettim, şarkılardaki sözleri hissederek ürperdim. Milyonlarca insan eminim hiç bu açıdan dinlememiştir bu şarkıları. Çok güzel derlenmiş, emeğiniz için teşekkürler

  •  
    GÜLSÜM
    23.11.2016

    Çok farklı hissettim, boşuna değil yapılanlar... Bu şarkılara hiç bu açıdan bakamayan eminim milyonlarca insan var.