‘Cinsel Politika’: Bizi feminist yapan kitap

‘Cinsel Politika’: Bizi feminist yapan kitap

Kate Millett (solda), 1977’de Kadınlar Salonunun toplantılarından birinde, çalışmasının okunması esnasında. Marilynn K. Yee/The New York Times

İkinci dalga feminizmin öncü isimlerinden Kate Millett geçtiğimiz çarşamba hayatını kaybetti. 1970’de yayımlanan “Cinsel Politika” adlı ilk kitabı ataerkil ideolojinin etkin bir eleştirisi olmuş, ataerkinin aygıtlarının yaşamın her alanında deşifre edilmesinin önünü açmıştı. Millett’in ardından, cinsel politikayı bütün hak ve özgürlük savunularının temelinde mücadele edilmesi gereken esas yapı olarak gören, “Etin Cinsel Politikası: Feminist-Vejetaryen Eleştirel Kuram” kitabının yazarı Carol J. Adams tarafından kaleme alınmış yazıyı sizlerle paylaşmak istedik:

“Cinsel Politika”nın ilk baskısını aldığımda 19 yaşındaydım. Kate Millett’in önceki sene basılmış bu ilk kitabı görülmemiş bir başarı kazanmış, tezi dünya çapında ses getirmişti. O yıla dair en iyi hatırladığım şey, önceki Çarşamba yitirdiğimiz Millett’i ve onun izinden giden feminist kız kardeşlerinin yeni teorilerini okumanın baş döndürücü tecrübesidir. Yayoi Kusama’nın “Sonsuzluk Odaları”ndan biri gibi, benim ve tanıdığım kadınların bilinci yeni boyutlar kazanmıştı.

“Cinsel Politika”nın o baskısı, bugün kütüphanemde hemen ardından gelen feminist klasiklerin yanında durur. Shulamith Firestone’un “The Dialectic of Sex” (Cinselliğin Diyalektiği) ile Robin Morgan’ın iddialı antolojisi “Sisterhood is Powerful” (Kızkardeşlik Güçlüdür) 1970’de çıkmıştı. Ertesi yıl, Germaine Greer ABD’de “İğdiş Edilmiş Kadın”[1]ı yayımlamıştı. Ardından her yıl, beraberinde yeni ve önemli bir çalışmayı getirdi: 1972’de Phyllis Chesler’ın “Women and Madness”ı (Kadınlar ve Delilik); 1973’te Mary Daly’nin “Beyond God the Father”ı (Baba Tanrının Ötesinde); 1974’te Andrea Dworkin’in “Woman Hating”i (Kadın Nefreti) ve 1975’te Susan Brownmiller’ın “Against Our Will”i (İsteğimiz Dışında) yayımlandı.

Bu kadınlar ile içlerinde Adrienne Rich ve Angela Davis’in de bulunduğu pek çok başka kadın yazar ben ve akranlarımın bütün dayanaklarını sarsan yeni kavrayışlar ortaya koyuyordu. Ancak bizi feminist yapan Millett’in kitabıydı.

Time dergisinin 1970 Ağustos kapaklarından birinde Alice Neel imzalı, gayet özgüvenli görünen Millett resmine uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. Ona bakarken ben bile kendimi hafiften yenilmez hissetmiştim. O sonbahar, edebiyat derslerimde feminist çözümlemeler sunmaya başladım. Dünyayla başa çıkmaya hazır değildim belki, ancak John Keats’in ““La Belle Dame Sans Merci”siyle[2] başa çıkabilirdim.

1963’de Betty Friedan “kadınlığın gizemi”ni isimsiz mesele diye adlandırmıştı. Ona bir ad veren (cinsel politika) ve sebebini açıklayan (ataerkil toplum) Millett oldu. “Politik bir kurum olarak ataerki”yi ortaya koymak suretiyle okurlarını kendi kendilerinin kültür teorisyenleri olacak şekilde donatmıştı. Millett, önceleri apolitik alanda yer alırmış gibi görünen ev, edebiyat ve romantik ilişkilerdeki güç yapılarını algılamamıza yardım ederek düşüncelerimizde devrim yaratmıştı.

Onun yolunu izleyebileceğimizin farkına varmak nasıl da özgürleştiriciydi. Bu temel anlayışı işimize, okulumuza, evliliğimize ve politikanın kendisine uygulayabilirdik. Teori önemliydi. Gerçek değişime yol açacak itici güce sahipti.

Üzerinde sert, siyah büyük harflerin olduğu o beyaz kapağın çıkışının üzerinden 47 yıl geçti. Şimdilerde bizler için “Cinsel Politika” hakkında düşünmenin zorluğu, Millett’in analizinin hala güncel olduğunu bilmenin verdiği bezginlikten geliyor. Başkan Trump ikinci dalga feminizmi yeniden güncel hale getirdi. Cinsel böbürlenme? Kadın bedeninin meta olarak görülmesi? Kadınların adet kanaması ve diğer bedensel işlevlerinin büyüleyici yahut iğrenç bulunması? Hepsi var.

Millett için - D. H. Lawrence, Henry Miller, Norman Mailer ve Jean Genet metinlerinde örneklenen- mizojinist edebiyat, eril düşmanlığın ilk aygıtıydı. Bu türden düşmanlığın araçlarının yayılması — @realdonaldtrump — hızla arttı.

Millett “kadınlar hakkındaki ataerkil inançların politik açıdan elverişli doğası”ndan söz ettiğinde meclis üyelerinden birinin hamile kadınlara “taşıyıcı” dediği ve baharda sağlık bütçesi oluşturulurken bir tek kadın senatörün bile yardımına başvurulmadığı geçen seneki sağlık hizmetleri tartışmasını düşünüyorum.

Millett erken çocukluktaki toplumsal cinsiyet şartlandırılmasının “kendi kendini sürdüren ve gerçekleştiren bir kehanet döngüsü içinde sürdüğünü” iddia etmişti. Müstakbel ebeveynlerin çocuklarının cinsiyetlerini duyurduğu “ifşa” partileri başka nasıl anlamlandırılabilir ki?

Mevcut ABD başkanının ailesi (first family) dikkate alındığında Millett’in ailenin “ataerkinin önde gelen kurumu” olduğuna dair tartışması bir anda önem kazanıyor. Tam olarak “babanın hâkimiyeti” anlamına gelen ataerki, Trump’ın Beyaz Saray’ında böylece yeni bir anlam kazandı.

Millett’in çalışmaları teferruatlı değildi. Eşitlik ve eşitsizlik, kesişimsellik ve sömürgecilik gibi diğer önemli düşüncelerin peşine daha sonraki feminist teori düştü. Ancak ben Millett’i tutkusu için sevdim. O bizim bütün meselelerle ilgilenmemizi istemişti: 1848’de Seneca Falls kadın hakları toplantısının düzenlendiği yere 1960’larda dikilen gaz istasyonundan kadın orgazmının anatomik tartışmasına kadar. Bütün disiplinleri birlikte kullanırdı; öyle de yaptı zaten, antropoloji, teoloji, tarih, felsefe, iktisat ve edebiyatın zengin malzemesini silip süpürdü, böylece bize her şeyin temelinde cinsel politikanın olduğunu nasıl fark edeceğimizi gösterdi.

Kate Millett kitabını, “yeni kadınların hareketinin” nasıl “siyahlar ve öğrencilerle büyüyen radikal bir koalisyonda eşit tabanda birleşeceğine” dair ümitvar bir notla bitirmişti. Millett, “ilerleme ve politik baskı arasında dengede durdukları” bir zamanda kadınların ulusal ruhu sosyal devrime doğru hareketlendirebileceklerini ummuştu.  “Yaşam kalitesini gerçekten değiştirebilmek için kişilikleri dönüştürmek gerekir. Bu dönüşüm, ırk ayrımı ve ekonomik sınıfların kaldırılması kadar, insanlığı cinsel-sosyal sınıflandırmanın ve cinsel klişelere uygunluğun tahakkümünden kurtarmadan gerçekleştirilemez.” Bir sonraki Kadın Yürüyüşü motto olarak bunu benimsemeliydi.

Çarşamba gecesi, gün içinde Paris’te onun ölümünü duyduktan sonra, kitaplığıma gittim. Hepsi oradaydı: Dünyayı algılayış biçimimizi değiştiren bütün o ciltler. Millett’in kitabını çektim ve sonsözü açtım. Belki de, bunca yıl sonra bakıldığında, asıl olan Kate Millett’in şevki, özgüveni, tutkusu ya da bilgeliği değildi. Asıl olan, kitabını “içinde yaşadığımız çölden, bir dünya yaratabileceğimize” dair, hepimiz için öngörülü bir umutla bitirmiş olmasıydı.

Carol J. Adams (@_caroljadams) şimdilerde 25. yıl baskısında sunulan “Etin Cinsel Politikası: Feminist-Vejeteryan Eleştirel Kuram”ın yazarıdır.[3]


[1]Pencere Yayınları, 1996. (Çeviri: Mefkure Bayatlı)

[2]“Acımasız Güzel Kadın”

[3]Ayrıntı Yayınları, 2. Baskı, 2015. (Çeviri: Güray TezcanMehmet Emin Boyacıoğlu)

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış