CHP’nin ‘Hayır’ şarkısının hatırlattıkları…

CHP’nin ‘Hayır’ şarkısının hatırlattıkları…

“Mavi Boncuk” şarkısı Türkiye’de Kamuran Akkor’un sesiyle meşhur oldu. Ancak asıl tanınırlığına 1974 yapımı “Mavi Boncuk” filmiyle ulaştı. Filmde şarkıyı, başroldeki Emel Sayın seslendiriyordu ve bundan sonra şarkı onunla anılmaya başlandı. Oysa Emel Sayın -filmde görünenin aksine- o zamana dek hiçbir plağında bu eseri seslendirmemişti, bir albümüne alması ise 1997 yılını buldu.

“Mavi Boncuk” şarkısının Ermenice, Arapça, Yunanca versiyonları mevcut ama menşei Azerbaycan. Şimdi “Hayır” için sokakları dolaşan ezgi Azerbaycanlı bestekâr Alekber Tagıyev’e ait. Orijinal sözlerin sahibi ise Azerbaycanlı şair Mikayıl Müşfiq (Mikail Müşfik). Tagıyev, “Sənə qurban” başlıklı bu şiiri bestelediğinde şarkı doğmuş oldu ve ilk kez 1968 yılında Zeynep Hanlarova tarafından seslendirildi:

“Gelmiş huzuruna bir kara dağlı/ Bir kara kulundur, kolları bağlı/ Gel çekme gönlüme sen hicran dağı/ Gümüş topuğunda hal (ben), sana kurban”

CHP, “Mavi Boncuk” şarkısını neşeli bir kampanyaya destek olması için seçti. Oysa şarkının ilk yaratıcısı olarak anılabilecek Mikayıl Müşfiq’in hayatına bakıldığında, bu neşeli halden eser kalmıyor; öte yandan şarkı, “Hayır” kampanyasını destekleyen başka bir anlama bürünüyor. 

Mikayıl Müşfiq, 1908 yılında doğdu. Öğretmenlik yaptı, şiirler yazdı. Yirmili yaşlarında meşhur oldu. Aşkı, güzelliği anlatıyor, şiirlerinde işçilerin, çiftçilerin mücadelesini övüyordu. 

Azerbaycan o dönemde Sovyetlere bağlıydı ve Stalin’in baskıcı rejimi hüküm sürüyordu. Müşfik, esasında Sovyet dönemi başladığında, “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” gibi sosyalist sloganlara inanmış, rejimin tüm dünya için sosyalist bir cennet yaratma vaadine katılmıştı. 

Ne var ki Stalin Rusyası’na muhalefet ettiği zamanlar da oldu. Stalin ve Azerbaycan’ın o dönemki komünist lideri Mircafar Bağırov, geleneksel çalgı tarın yasaklanmasını gündeme getirdiklerinde Mikayıl Müşfiq “çal, tar çal/ seni kim unutabilir” dizelerinin yer aldığı uzun bir şiir yazdı ve bu şiir, yayımlanmasının ardından, tarın yasaklanmasını engelledi.

1930’ların sonlarında, baskının artmasıyla Azerbaycan’da yazarların, şairlerin birbirini “jurnallemesi” sık rastlanılan bir olay haline gelmişti. Mikayıl Müşfiq de bundan payına düşeni aldı.

Müşfiq’in tarın yasaklanmaması için verdiği mücadele rejim tarafından unutulmadı. Öte yandan, Azerbaycan Yazarlar Sendikası’nda ve sayısız komünist toplantıda, “şovenist” ve “küçük burjuva şairi” olarak yaftalandı. Stalin rejimiyle arayı iyi tutmaya çalışan edebiyatçılar Müşfik ve şiirlerine karşı saldırıya geçti. Sonuçta dizeleri didik didik incelendi ve “anti-Sovyet fikirlere sahip olduğuna” karar verildi. Eski arkadaşları ve yakınları onunla ilişkisini kesti; “anti-Sovyet şair” diye etiketlenen biriyle yakın ilişki kurmanın tehlikeli olduğu, herkesin malumuydu. 

Aslında herkes, Müşfik’in sosyalist fikirlere inandığını ve bir dönem inançlı bir şekilde Komünist Parti için çalıştığını biliyordu. Ancak Stalinist sistem, her ne kadar komünist de olsalar, cesur ve özgür düşünceli bireyleri tehlikeli görüyordu. 

Bu yüzden Mikayıl Müşfiq, 1937 yılının yaz ayında, doğum günü olan 4 Haziran’da, sabah 9’da “vatan haini” suçlamasıyla gözaltına alındı ve tutuklandı. 1937 yılında, henüz 29 yaşındayken de Bakû’de idam edildi. 

Bu arada ailesi de “cadı avından” kurtulamadı. Eşi Dilber Hanım 1937 yılında tutuklandı ve 39'da hastalanana kadar hapiste tutuldu. Ağabeyi, kız kardeşleri ve 16 yaşındaki kuzeninin hayatı da mahvoldu. Gözaltına alınan ağabeyi Mirza’nın akıbeti bugün bile bilinmiyor. Ablasının ise, tutuklamak üzere görevliler evine geldiğinde, üzerine benzin döküp “Müşfiq’e canım feda” diye bağırarak kendini yaktığı söylenir. Yeni yeni şiirler yazmaya başlayan kuzeni Yunis ise on yıl boyunca Sibirya’ya sürgün edildi.

Mikayıl Müşfiq’den geriye sokağımıza gelen ezgiyle anımsanan, “ölümsüz” şarkıyı yaratan şiiri, hüzünlü geçmişi ve bir mektubundaki fikirleri kaldı:

Rejime karşı çıkan Azerbaycanlı entelektüellerin öldürüldüğü ya da sürgün edildiği bir dönemde, 1931 yılında, henüz yirmilerindeki Müşfiq, üniversite arkadaşı Gahraman Süleymanzade’ye bir mektup yazmıştı. Bu mektup halen Bakû El Yazmalar Enstitüsü’nde saklanmaktadır:

Sevgili Gahraman’cığım! Benden albümün için anılarımı kaleme almamı istemişsin. Arkadaşım, bu dünyada kimse ebedi değildir. İnsan yaşamı bir çiçeğinkinden daha kısadır. Çiçek solar ve düşer, tıpkı bugün yaşam dolu ama belki, yarın gözlerini sonsuza kadar kapayıp tüm hayal ve arzularından kopacak bir insan gibi. 

Gömüleceği mezarın üstünde hangi otların büyüyeceğini kim bilebilir? Ama bu en korkunç şey değildir. Ölümsüz olmak aslında her insanın elindedir… Tarih, pek çok ölümsüz yaşamın canlı tanığıdır. Herkesi sevmek mümkündür ve herkes, insan evlatlarının kalbinde sevgi ve şükran anıtları büyütebilir. Sana böyle bir kader dilerim, arkadaşım. M. Müşfiq. 27 Kasım 1931”

* Konuyla ilgili paylaştığı bilgiler için Nergiz Hüseyn'e teşekkür ederiz.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış