Canım, ciğerim, Dengin’im...

Canım, ciğerim, Dengin’im...

“Ciğerim” deyişini hep çok sevmişimdir. Bu tek kelime çok şeyi anlatır. “Dostum”, “arkadaşım”, “yoldaşım” çok insan için söylenir ama “canım, ciğerim” kolay kolay çıkmaz ağızdan. Dengin işte benim canım ciğerim.

Konservatuvar, ortaokul öğrencisinden doktora öğrencisine herkesin aynı çatı altında eğitim aldığı bir yer. Ortaokul, lise, üniversite öğrencileri ve hocalar ortak alanları kullanır. Çok güzel bir usta – çırak ilişkisi olur öğrenciler arasında. Sen gelirsin birilerine "abla, abi" dersin, büyüyünce sana “çocukluğunu biliriz” derler; sen büyürsün başkalarına “çocukluğunu biliriz” derken bulursun kendini.

Sene 2014, bir haber geldi: İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi'nin bahçesine kepçeler dalmış, o güzelim bahçe talan edilmişti. Bahçenin kalanına zarar gelmemesi için apar topar seferber olduk ve nöbet kararı aldık. Oraya vardığımda sanatçılarla birlikte yeni mezun gençler ve hocalar bir  aradaydı. O sırada Dengin’i gördüm: Nasıl sağa sola koşturduğunu... İşte o gün Dengin’in nasıl gözümün önünde büyüdüğünü fark ettim. Yeni hocaydı, meslektaşımdı, haksızlığa karşı bir şeyler yapmak için çabalayan bir gençti. Bugün, yıllar sonra, arama motoruna “Dengin Ceyhan – İrfan Şahinbaş” yazdım ve gözlerim dolu dolu izledim. Siz de izleyin, ne demek istediğimi anlarsınız.

Her fırsatta  “insanlara yardımcı olabilmek için elimden gelen tek şey piyano çalmak, müzik yapmak” der Dengin... Her müzisyen enstrümanıyla arasında bir bağ kurar. Enstrümanı ve onunla yaşadığı ilişki, onu çalmak, hayatını anlamlı kılan bir değer olur. Dengin için de piyanosu böyledir ama bununla birlikte başka bir şey daha yapar: Piyanosunu haksızlıklar, acılar, ağıtlar için aracı kılar, kendi bağına dinleyenleri de katar. Dengin, piyanosu ve siz, o an tek olursunuz. Kalabalık bir tek... Kendinizi tek ağızdan şarkılar söylerken, birbirinize gülümserken, yanınızda hiç tanımadığınız insanla birlikte sallanırken kollarınız kenetlenmiş bulursunuz. Onu daha önce dinleyenler neden söz ettiğimi anlayacaktır. İşte bu sebeple Dengin’i, Soma için piyano çalarken ya da Abbasağa’da, Gezi’nin ikinci yıldönümünde, kalabalığın arasında piyanosunun başında görürsünüz. O hep müziğiyle, piyanosuyla insanların acılarına, direnişlerine ortak olmak isteyen ve bunu başaran müzisyen...

Piyanosunu götüremediği yerlere kendini götürdü. Ölen gençlerin duruşmalarının yapıldığı mahkeme salonlarına... Gözümün önünde defalarca dersinden çıkıp otobüse atladı, duruşmaların olduğu şehirlere gitti. Şehirler değişti; Dengin o değişen şehirlere de gitti. Hepimiz söz verdik, takipçisi olacağımızı söyledik, duruşmalarda git gide azaldık; Dengin azalmadı işte...

10 Ekim 2015 günü Ankara Garı'nda yaşanan ve hepimizi derinden üzen patlama sonrası hayatta kaldığı için suçluluk duyanlardan Dengin. Geçtiğimiz günlerde SBF’nin önünde okuluna alınmayan hocaların arasında, DTCF Tiyatro hocalarının yanında... Birine zulüm varsa, bir yerde yanlış bir şeyler, acı varsa Dengin hep orada.

Son olarak geçtiğimiz günlerde, Dengin gözaltında tutulurken bir öğrencisinin sosyal medyada paylaştığı iletide anlattıklarını aktarayım: 

Çocuğun çok sevdiği, çok değer verdiği biri hayatını kaybediyor. Çocuk cenaze için İskenderun’a gidiyor. Dengin arayıp “neredesin” diye soruyor. Çocuk, “Hocam ben cenaze için İskenderun'dayım” diyor. Dengin'in cevabı: “Tamam işte ben de İskenderun'dayım siz neresindesiniz?” 

İşte böyle biri Dengin. Bu sebeple benim canım ciğerim. Çoğumuzun yapmak isteyip yapamadığı, cesaret edemediği, genelde vakit ayıramadığı şeyleri yapıyor. İnsanın korktuğu, kendini yorgun ve umutsuz hissettiği günlerde Dengin hep umutlu, Dengin eylem dolu; bazen kızgın, bazen ateşli.

“Bugün neden aramızda değil” derseniz tam da bundan işte.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış