reklam

Can Yücel: Gördüğüm en güzel şiir Tablo Picasso

Can Yücel: Gördüğüm en güzel şiir Tablo Picasso

Bugün Can Yücel’in doğum günü. Can Yücel, 90 yıl önce bugün 21 Ağustos 1926’da dünyaya geldi. 

Türkçenin en önemli şairlerinden Yücel’i 5 Mayıs 1984’te yayımlanan, mizahi, ironik bir söyleşisiyle anıyoruz. Bu söyleşi Yalçın Pekşen tarafından yapılmış ve Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı:

Ozan Can Yücel, geçen hafta gazetemize geldi ve bir şiir kitabının müstehcen bulunması üzerine açılan davanın seyrini anlattı. Söylediğine göre mahkemede kendini şöyle savunmuş: “Bu sözcükleri ben uydurmuyorum. Dil Kurumu’nun sözlüklerinde vardır. Bu memlekette kullanılan sözlerdir bunlar.” Yine kendi deyişiyle “hafif” alkollü olan Yücel’le biraz şiir ve bol alkol üzerine konuştuk:

Sayın Yücel şiire nasıl başladınız?

Bir arkadaşım öldü. Onun için bir ağıt yazdım. Adı Refik’ti. Bu arkadaş birden bire kalp kapakçığında çıkan bir hastalıktan öldü. İlk şiirim bu ağıttır. On beş yaşındaydım.

Sonra hep şiirle devam ettiniz galiba...

Aslında her şeyi yapabilirdim. En büyük zengin olurdum. Bunun için Vehbi Koç’la bile konuştum.

‘Zengin olamayınca şair oldum’

Ne istediniz ondan?

Ben Avrupa’ya okumaya gidiyordum. O da Amerika’ya ilk defa giden işadamıydı. Yıl bin dokuzyüz kırkaltı. Türk vapurunda beraberdik. Ayrılırken “Dönünce beni ara” dedi. Bin dokuzyüz elli senesinde, döndüğüm zaman telefon açtım: “Ben Hasan Ali’nin (Yücel) oğluyum. Siz ‘tahsilini bitir, gel beni ara’ dediniz. Ben de geldim.” Randevu verdi. Ankara’da oturduğu yere gittim. “Niye beni aradın” dedi. “Yazma çizme işinde iş olmadığını anladım, para kazanmayı öğrenmek istiyorum” dedim. “Sen ne biliyorsun?” dedi. “Latince, Yunanca, İngilizce, Fransızca biliyorum.” Vehbi Koç bana dedi ki: “Bana yaramazsın Can.” Ne bakımdan beyefendi, dedim: “ortalığı süpürürüm, her naneyi yerim, yeter ki para kazanmayı öğreneyim.” Herhalde Vehbi Koç duygulanmış olacak ki bana “Can seni ararım” dedi. Bir daha da aramadı. Ben de zengin olacağıma şair oldum.

Bu konuda iş çevreleriyle bir daha temas ettiniz mi?

Birtakım ilişkiler dolaylı olarak oluyor. Mesela Halit Narin denilen zat benim komşum. Bir köpeği var, beni ısırdı. On beş gün önce. Ben şair olarak bağırdım çağırdım. Ertesi gün köpeğine bakan adam, köpeğin bir sürü raporunu getirdi. Baktım ki köpek temizmiş. Ama yine de haber yolladım: “İlk kudurduğumda Halit Narin’i ısıracağım” dedim.

Şiir satardık’

Sayın Yücel, Avrupa’da okudum dediniz. Nerede?

İngiltere’de, Cambridye’de.

Ne tahsili yaptınız?

Valla ben de bilmiyorum. Tarih, sanat tarihi... Sonra bu işin... adem olmanın adam olmakla, tahsille ilişkisi yok dedim. Tahsile boşverdim. Yunan adalarına gitmeye karar verdim. Biz oraya üç günlüğüne gittik. Başladık şarap içmeye... İç baba iç... İç baba iç... Sonra Türkiye’de devam... Marmara şarabı içmekten Marmara haritasını benden iyi kimse bilmez... Şişenin üstünde vardı bu harita...

Parayı nereden buluyordunuz?

O zaman Marmara şarabı üç lira idi... Şiir satardık. İki şiir on iki lira. Nasıl olsa yeterdi. Eve gelince yemek yerdim. Babam da içerdi, ama keyifli olarak...

Siz keyifli içmiyor muydunuz?

Ben bayağı içiyordum. Ben içkiyi bayağı ciddiye almış bir adamımdır.

Şarap mı hep? Hâlâ?

Benim içmem dipsomanidir. Başladığım zaman sonuna kadar içerim. Ne bulursam... ve severim içkiyi. İçki gayet önem verdiğim bir şey...

Olumsuz etkileri olmuyor mu?

Kavga ediyorum. Ama ara sıra doğru lafları çekinmeden adamların yüzüne söyleme açısından faydası da oluyor...

Neden şiirle ifade ediyorsunuz da kendinizi düzyazı yazmıyorsunuz?

Çünkü insanların, özellikle çalışan insanların budala olmadıkları kanısındayım. Benim aydın oluşum, bir lüks lambası değildir. Ben elektriği seviyorum, ama elektriği bir zehir olarak kullanmıyorum. Ben karanlıkta da yazarım. Türkçede “çaput” denilen lümpen ve arabesk insanlarla konuşan ve bunların arkadaşı olan şairim. Ben Batı’cı değilim. 

Kaç kitap yazdınız bugüne kadar? Kaç kitap oldu, yahut son kitabınız Rengârenk ile birlikte?

Ben boyuna şiir yazarım. Zannederim altı-yedi kitap oldu.

Epey değil, 24 ay yattım’

Bu arada başınız epey belaya girdi. Epey içeride yattınız?

Epey yatmadım. Yirmi dört ay yattım. Şiirden de değil. Bir kitap çevirisiydi. Bir gerilla harbi güldestesiydi. Üç adamın yazılarından derlenmiş. Mao... Guevara... Üçüncüsü bir Amerikalı generalin yazısı... Amerikan haberler bürosundan mahkemeye adamın sicilini getirdik. Sunduk... Adam gayet temiz. “Solculukla ilgisi yoktur. Anti gerilla üzerine yazmaktadır” deniliyordu. Ben gerilla yazıyorum diye hüküm giydim. Yedi buçuk sene. İki sene yattım, çıktım. 

Evli misiniz Sayın Yücel? 

Hem de çok evliyim. Karımla kavga etmediğim zaman çok iyi geçiniyorum. 

Kavgalar içki vaziyetlerinden mi çıkıyor?

Ara sıra çıkıyor...

İçki içmeye sabahtan mı başlarsınız?

Sabahleyin içmem. Aşağı yukarı dörtte beşte başlarım...

Sonra kaça kadar, geceleyin?

Hanım isyan edinceye kadar... Sonra dinlenirim. İki gün uyurum. Sonra üç gün çalışırım. Sonra yeniden içmeye girişirim.

Alkolizm mi bu?

Alkolik değilim, dipsomanım. 

‘Hırsızlar ile hırslılar’

Sayın Yücel, şiir yazarak geçiniliyor mu?

İki kötü geçiniliyor. Kitaplarımdan ayda yüzbin lira kadar gelir. İkinci bir gelir kaynağım da var. Babamdan kalan bir evi sattık. Onun parası var.

Karınız çalışmıyor?

Karım eskiden geri zekâlı çocuklara bakardı. Sonunda sadece bana bakmaya karar verdi. Benim en bulunmaz cinsten bir geri zekâlı olduğumu anladığı için.

Estağfurullah... Can Bey, diğer şairlerle aranız nasıl?

Hiç aram yoktur.

Niye?

Aram şöyle yoktur; Türkiye’de iki tür insan var: Biri hırsızdır, diğeri hırslıdır. İkisinden de sıkıldım ben. Ama genç şairlere diyeceğim yok.

Sizin en sevdiğiniz şiiriniz hangisi?

Zaman zaman değişir. Bugün yazdığım şiiri çok seviyorum mesela. Okuyayım mı?

Lütfen...

“Bir dâhiye ilkokuldan aldığı karne dolayısıyla: “Türkçe pekiyi / Hayat Bilgisi pekiyi / Temizlik pekiyi / El İşi pekiyi / Aritmetik Çokiyi / Harbe gidiş zayıf.” 

Çok güzel... Harbe gidiş değil mi hal ve gidiş...

Harbe gidiş... Harbe...

Bir de bize iyi şiiri tarif eder misiniz? İyi şiir nedir?

İyi şiir şöyle bir şey... Geçen gün okuduğum bir kitaptan öğrendim. Picasso Paris’in Monmartre’ında oturuyor. Çocukları da çok seviyor. Komşu atölyelerden 8 yaşında bir kızacağız ona âşık olmuş. Ama Pablo Picasso demezmiş, Tablo Picasso dermiş. Gördüğüm en güzel şiir budur...

Can Bey, içki üzerine çok konuştuk, ama şimdi aklıma geldi. Neden içer şairler. Çoğu içer çünkü...

Başka yapacak işleri kalmıyor. Para getirmeyince... Şu sebebi de var. Adam yerine sayılmak. Havası olmayan adamlar bunlar. Cennetten kovulmak istiyorlar... Kendi cehennemlerinde yaşamak için herhalde... 

Can Yücel’in ilk şiiri hangisi?

Can Yücel bu söyleşide ilk şiirini 15 yaşında, ölen arkadaşının ardından yazdığını söylüyor. Oysa, Cumhuriyet gazetesinin arşivinde yapılan bir araştırmada Can Yücel adına ilk kez 27 Kasım 1938 tarihli nüshasında rastlanıyor. O zaman 12 yaşında olan Can Yücel -eğer ad benzerliği değilse- ölümünün hemen ardından Mustafa Kemal Atatürk için şu şiiri yazmış ve şiir gazetenin çocuklar için hazırlanan sayfasında yayımlanmış:

Hazırlayan: Aslı Uluşahin

/ Yazının orijinal başlığı değiştirilmiştir. 

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış