Advertisement

‘Cahil’den ‘Korkuyorum’…

‘Cahil’den ‘Korkuyorum’…

Bir süredir yazamadım “Körün Taşı”nı. Dostlardan, okurlardan azımsanmayacak yakınmalar aldım. Zaman zaman, “Hay Allah, demek çok fazla olmasa da okunuyormuş yazdıklarım” dediğim oldu. 

Neden yazamadığımı soracak olursanız: Belki son aylarda kendimi fazlasıyla çeviri uğraşına verdiğim için. Belki çeviriden artakalan vaktimi okumaya ayırmayı yeğlediğimden. Belki yaşadığım toprakları kuşatan siyasal ve kültürel sığlığın bana ayırdında olmadan verdiği boğuntu, bunaltı ve bulantıdan...

***

Böylesi bir ortamda, sanırım, Ahmet Cemal gibi insanları yitirişimizin acısını her geçen gün biraz daha derinden duyumsayacağız. Onları gittikçe daha fazla özleyeceğiz. Dilimize kazandırdığı yapıtlarla, yazdıklarıyla, öğrencilerine verdiği derslerle az rastlanır kültür insanlarından biriydi Ahmet Cemal. Genç zihinleri ahtapotun kolları gibi saran endüstriyel kültürün üretimi ve tüketimine de, bilirbilmezlere de direnen bir kültür insanı, bir çeviri ve dil ustası.

***

Temmuzun son günü sinemadaki “aşk”larımdan birini yitirdim. Çok genç yaşlarda Comédie-Française sahnelerinde nam saldıktan sonra sinemada Louis Malle’in “İdam Sehpası” ve Truffaut’nun “Jules ve Jim”iyle yıldızı parlayan Jeanne Moreau’yu. 

Merak, şu kötü alışkanlık yok mu! Ertesi gün 4-5 gazete aldım, Moreau gibi bir sinema anıtının 89 yaşında yaşama veda edişini nasıl vermişler, bir göreyim diye. 

Doğrusunu söylemek gerekirse hiç ummadığım bir gazete başsayfasından vermişti haberi. Ama ne veriş! Başlık: “Jim’in Jules’ü artık yok…” Güler misin, ağlar mısın! 

Truffaut’nun kült filmi “Jules ve Jim”e gönderme yapmak istemiş! Gel gör ki, filme adını veren bu iki karakter de erkek. Bohem Fransız Jim’i Henri Serre oynuyor, Jim’in utangaç Avusturyalı arkadaşı Jules’ü de Oskar Werner. Moreau ise Jules’ün sonradan evleneceği sevgilisi Catherine rolünde. 

Bu kadar da değil. 

Bir sinema sanatçısının ölüm haberinde genellikle onun uğraşına damgasını vuran filmlerinden bir görüntü verilir. Oysa sözünü ettiğim gazete, Moreau’nun su dolu bir küvetteki çıplak fotoğrafını yeğlemiş. Ahlakçılık yapmıyorum, çıplaklığa da karşı değilim kuşkusuz. Ama girin Google’ın görsellerine, Moreau’nun onlarca fotoğrafı arasında belki bir çıplak fotoğrafını bile bulamazsınız. Gazete, belli ki, alışkın olduğu magazin kültürünün sularına çekmek istemiş Moreau’yu. 

Moreau, ölüm haberinin nasıl verildiğini görebilse, o güzel dudaklarıyla nasıl gülümserdi kimbilir. Yoksa bir kahkaha patlattıktan sonra kaşlarını mı çatardı?

***

Aylık bir dergi, George Orwell dosyası sunacağı Ağustos sayısı için benimle bir söyleşi yaptı. Söyleşide “Hayvan Çiftliği” ve “1984”ü çevirirken karşılaştığım sorunları ve Orwell ile ilgili düşüncelerimi anlattım. Sağolsunlar, dergiyi gönderdiler. Çok da güzel bir Orwell sayısı hazırlamışlar. Orwell’in oğlu Richard Blair’i bulup babasını anlattırmaları gözardı edilemeyecek bir gazetecilik başarısı. 

Gelgelelim, benimle yapılan söyleşinin spotunda şöyle bir cümle geçiyor: “Orwell’in, ‘Bütün çeviriler kusurludur; ama bazı çeviriler öbürlerinden daha kusurludur’ sözünden hareketle Celal Üster…” 

Yahu, Orwell’in “Hayvan Çiftliği” romanında geçen “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir” sözü, dünya edebiyatının en bilinen sözlerinden biridir. Ben de, söyleşiyi yapan arkadaşa verdiğim yanıtlardan birinde, Orwell’in bu sözünü çeviriye uyarlayarak bir dil şakası yapayım demiştim: “Bütün çeviriler kusurludur; ama bazı çeviriler öbürlerinden daha kusurludur.” 

Nitelikli bir derginin ne dediğimi anlamaması ve bu esprimi Orwell’e mal etmesi doğrusu beni çok şaşırttı...

***

Son günlerde sayısı gittikçe artan olaylar artık iyice kanıtladı gibi bir şey. Bazıları kapanmamış bir kadın gördüler mi, bazıları cinselliği konu eden bir kitaba rastladılar mı, bazıları da bir Atatürk heykeliyle, hatta herhangi bir heykelle karşılaştılar mı, “tahrik” oluveriyorlar. Ve hemen saldırı güdüleri harekete geçiyor. Müteharrik güçler!

***

Düşünüyorum da, Ferit Edgü son iki kitabıyla son yıllarda yaşadığımız ortamı on ikiden vurdu galiba: “Cahil” ve “Korkuyorum”. Evet, cahilden korkuyorum...

* Bu yazı daha önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış