Bütün dünya beni okusun, peki nasıl?

Bütün dünya beni okusun, peki nasıl?

İstanbul Kitap Fuarı günlerinde uzaktan bizim duruma bakmak hiç fena fikir değil, üstelik fuarımız hâlâ daha bir satış platformu olmaktan öteye geçemediyse. Yayınevi ve okur kadar yazar da artık konumuz – malum, küreselleşme, para, ün, seyahatler ve ilişkiler gençleri yazın dünyasına giderek daha çok cezbediyor. Kitap her zamankinden çok metalaşırken, yazarlık adeta bir meslek haline geliyor, kursları, okulları açılıyor. 

Ekim ayı dünyanın en büyük kitap fuarlarından Frankfurt’a denk gelir. Yaklaşık 280 bin kişinin ziyaret ettiği Frankfurt Kitap Fuarı’na stant açan 8 bin kadar yayınevinin üçte ikisi Alman, gerisi çeşitli dünya ülkelerinden. Stant kirasının yüksekliği bağımsız ve küçük yayınevlerini zorluyor, onlar da örneğin kasım sonunda Berlin’de yalnız kendileri için kurulan Buch Berlin fuarına geliyor. Türkiye Frankfurt’ta biri devlet destekli, diğeri özerk iki alanda yayınevleriyle temsil ediliyor biliyorsunuz. 

Elbette kıyaslayamayız: Almanya’da her yıl 10 milyar Euro’ya yaklaşan bir kitap cirosu var. Başka sayılar verecek olursak: Her yıl 30 milyonu aşkın insan kitap satın alıyor, e-kitap pazarı yüzde 6’ya yaklaştı, satılan kitabın üçte ikisi edebiyat (anlatı, roman, öykü, deneme, şiir vb.) Buna rağmen kitap okumak Batılı ülkelerde artık “en sevilen ilk on uğraş” arasında değil, mesela Almanlarda da televizyon ilk sırada, bilgisayar ve oyunları, açık havada dolaşmak, kahve içmeye, yemeğe gitmek vb kitaptan çok önce geliyor. Hatta kitap, bilindiği gibi dijital çağda epey kan kaybeden bir medyum: Bir kitabı baştan sona okuyanların sayısı gün geçtikçe azalıyor, kalın kitap daha az satıyor, gençler uzun ve bol tasvirli metinleri artık hiç okuyamıyor ve okur ortalaması yaşlanıyor.  

Türkiye’den yazar ve yol-yordam

Elbette “bir şey anlatmak” için yazıyoruz ve o şeyi kendimiz bile tam bilmiyoruz. “Bitti” dedikten sonra kimi yazar rahatlıyor ve yarattığı estetik ürünün akıbetinin çok da peşine düşmüyor. Baskı sayılarının düşük olduğu Türkiye’de yayınevleri çeşit çoğaltarak ayakta duruyor, kitap rafları olağanüstü hızlı değişiyor. 

Elbette okunmak ister bir yazar ve yalnız ülkesinde değil, dünyada da okunmak ister. Bu en doğal isteğin önünde eskiden çok daha fazla engel vardı. Türkiye bugün her ne kadar düşünsel moderniteye düşmanlık güden bir iktidarca yönetiliyorsa da, bireylerin elindeki olanaklar eskiye kıyasla çoğaldı. Daha 15 - 20 yıl önce insanlar Taksim veya Kadıköy’deki bayiye bir yabancı edebiyat dergisi gelecek diye gün sayarken, bugün her şey internetin kucağında. Konuyu çok dağıtmadan hem Batı’da, hem Türkiye’de kitap yayınlamış bir yazar olarak, yurtdışına açılmak isteyen genç yazarlara bu konuda biraz ilham vermek istiyorum:

1. İngilizce öğrenin. Edebiyat dergisi okuyacak, röportaj verecek kadar İngilizceniz olsun. İngilizce öğrenin!

2. Mutlaka bir edebiyat ajansıyla çalışın. Bu ajansın ille yerli olması gerekmiyor. Avrupa ve ABD’de kaliteli ajansları araştırın ve çıkmış kitabınızın bir özetini (expose) ve bir bölümünü İngilizceye (Almancaya, Fransızcaya, Çinceye) çevirterek biyografinizle birlikte anlamlı bir paket haline getirerek ajanslara yollayın. Yurtdışında bir ajans yazardan önce asla para talep etmez, ediyorsa uzak durun. Ajanslar yazara yayınevi bulur ve kazanca yüzde 10-15 ile ortak olur.

3. Türkiyeli yazarların kitaplarını daha çok basan yayınevleri vardır. Bunlar Almanya’daki Binooki gibi küçük ve Türk kökenlilerce kurulmuş yayınevleri olabildiği gibi, Suhrkamp, Dıogenes gibi dev yayınevleri de olabilir. İnternetten Türk yazarların kitaplarının hangi ülkede hangi yayınevince basıldığını araştırın.

4. Türkiye’de yayınevlerinin bazıları, aslında kendi kurucularının kitaplarına yoğunlaşmış “self-publishing house” türü kuruluşlardır. Yayıncının aynı zamanda yazar olmaması, sizin lehinize. Kendi kitaplarına değil sizinkine yoğunlaşacak, sizi tanıtacak, sizin için çalışacak bir yayınevi seçin. Böyle bir yayınevi sizin kitaplarınızı dünyaya götürmeye daha istekli olacaktır.

5. Bir yayınevinin yazarına, çevirmenine avans vermesi gerekir. Ne kadar küçük de olsa, tanıtımla ilgili bir görevlisi olmalıdır. Yayımlanan kitabınız hakkında değerlendirme yazılması, medyada tanıtılması için çalışmalı, çıkan yazı veya yapılan yayınları arşivleyip size ulaştırmalıdır.

6. Söyleyeceğiniz bir şey varsa yapamayacağınızı düşünmeyin. Ama “ben yaptım oldu” ile fazla yol alabileceğinizi de sanmayın. Okur, yazarın kalitesini, derinliğini, samimiyetini anlar. Yabancı edebiyat dergilerini, dil öğreninceye kadar Google Translate ile bile olsa, takip etmeye, dünyada nelerin tartışıldığını anlamaya çalışın. Katkıda bulunmak için önce kendini zenginleştirmek gerektiğini unutmayın.

7. Evet, satılan kitapların üçte biri edebiyat ama içinde bilim kurgudan tarihi romana, şiirden, denemeden, seyahat yazınından çocuk kitaplarına çok geniş bir yelpaze var. Almanya’dan en çok telif Çin’e satılıyor ve bunların çoğunu çocuk kitapları oluşturuyor. Söylemek istedikleriniz bu kadar kısıtlı olamaz!

8. E-kitaplar basılı kitabın tadını vermese de daha ucuz ve Türkiye’den (Amazon Kindle ve Kobo yoluyla) kolaylıkla erişilebilir kitaplardır. E-kitaba değer verin ve kendinize elektronik bir kütüphane yaratın. Hatta avangard işlerden hoşlanıyorsanız self-publishing işine yönelin, kendinize bir e-kitap yaratın, blog yazın, yaratıcı platformlara üye olun.

9. İnternetten kitap satın almak, özellikle kısıtlı bütçeyle, bulunmaz bir fırsattır. Yalnız yeni kitap için değil: Eski kitaplar da internetten kolaylıkla bulunabiliyor ve kısa sürede elinize ulaşıyor. Okurun internete yönelmesi kitabevlerini zorlasa da, yayıncıları kitap fiyatlarını gözden geçirmeye sevk edebilir.

10. Evet çok moralimiz bozuk. Ama dünyanın tüm sorunları Türkiye’de yoğunlaşmıyor. Her ülkede devasa problemler var. ABD’li yazarlar salt ırkçılık ve silah kontrolü, Fransız yazarlar sadece İslam, İtalyan yazarlar yalnız mülteci sorunu yazmıyor. Dünya sizin ergenlik sorunlarınızı bile en estetik ve kendini bulacak şekilde okumak ister. Evrensel konu, mahallenizdeki küçücük mikro kozmosa sığabilir. Yeter ki bilgeliği ucuz aforizmaya indirgeyen ve el boyayan “edebiyat dergileri”nden ve klişe konularından uzak durun ve arabeskten kaçının. İnanın, arabesk insanın kendi kendine zulmünden başka bir şey değildir ve dünyaya tercümesi onun için hem zor, hem gereksizdir!

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış