Bunun adı pestenkerani!

Bunun adı pestenkerani!

Pestenkerani diye bir sözcük var dağarcığımızda. Epeyce eski. Bendeki Yeni Türk Lûgati’nde madde olarak yer verilmiş. 1929’da yayınlanan bir sözlük, sanırım Latin Abc’siyle ilk sözlük. Ali Sedat hazırlamış. Öncesi de vardır kuşkusuz. Ferit Devellioğlu’na (Osmanlıca Tükçe Ansiklopedik Lûgat) baktığımızda Farsça’dan dönüştüğünü görüyoruz: Pestenkirânî. Günümüzün sözlüklerinde, yazım kılavuzlarında buluyoruz bu sözcüğü ama hemen hemen hiç kullanılmıyor. Pestenkerani sözcüğünün varlığını anımsatarak, onu şimdilik bir kenara koyuyorum.

Bizim kuşağın edebiyata adım attığı yıllarda, 12 Eylül faşizmi yaşanıyordu, yazınsal tartışmalardan biri de bir tiyatro terimi olarak “absürd” sözcüğünün nasıl yazılacağı, karşılığının ne olacağıydı. Kimi saçma diyordu, kimi uyumsuz, kimi söylendiği gibi yazılmasını (kullanılmasını) öneriyordu. Özcesi “Absürd Tiyatro”, iki dünya savaşı sonrasında toplumun geçirdiği şiddetli travmayı, bu toplumdaki birey hâllerini ve bu bireyin özgürlüğü ile geleneksel burjuva toplumunun (erkinin) çatışmasını “konu” ediniyordu. Kabaca böyleydi, tabiî ki Absürd Tiyatro  incelikli, kendine özgü estetik anlayışı da getiren derinlikli bir akım. Bizde daha çok saçma karşılığı kabul görmüştü. Tiyatro dolayısıyla kültür terimi olarak dağarcığımıza saçma olarak girdi.

Bu akımın, anlayışın temsilcilerinin başında Samuel Beckett, Eugène Ionesco gelir. Harold Pinter’ın da adını anmak gerekir. Burada bir anımsatma yapayım. 1985’te Uluslararası PEN’in başkanı Arthur Miller ile birlikte örgütün genel sekreteri olan Pinter ülkemize gözlemci olarak gelmişti. Gelme nedenleri, insan hakları, basın özgürlüğü, gazetecilerin durumu, hapisane koşulları, işkence sorunu, düşünce ve ifâde özgürlüğü, demokrasinin askıya alınışı vb. vb. idi.

Bir de ‘saçma’ var

Günlük yaşamımızda da saçma’yı sıkça kullanırız; bir duruma daha çok söylenen bir söz (eylem) üzerinden karşı çıktığımızı ve de bu sözün (eylem) değersiz, anlamsız olduğunu belirtmek için kullanırız. Dolayısıyla sık kullanım sözcüğü anlamsal düzlemde derinleştirmemiş. Yâni saçma, siyâsî, sosyolojik bir terim değil. Retorik bağlamında, daha çok siyâset ödünç almıştır, o ayrı. Felsefede “biraz” vardır. Özellikle de Camus bunun bize en yakın örneğidir.

Hatırı sayılır bir zamandır yaşadıklarımızın, bizi bugün’e getiren durumun bir siyâset terimi olarak karşılığı olmalıdır, diye düşünüyorum. Turhan Günay özelinden açılarak yüzlerce kişinin durumunu yâni tikelden genele doğru açılarak örnekleyebiliriz ve ona terimsel bir karşılık bulabiliriz. İnsanın aklına, Stendhal Sendromu gibi bir şey geliyor. Bu, sanat üzerinden giden hastalık (tıb) terimi de olsa bir olumlama. Bizdeki hiç öyle değil!

Diyorum ki, pekâlâ biraz önce bir kenara koyduğum, pek kullanmadığımız, unutulmak üzere olan şu pestenkerani sözcüğünü, yaşadığımız tarihî kesitteki siyâsî durumu –ve de benzerlerini– belirleyecek, karşılık gelecek bir terim olarak kullanabiliriz. Pestenkerani’nin ilk anlamı, düz karşılığı saçmasapan demek!

Siyâset diye vurgu yaptım, yapmamam olanaksız, Aristotales’ten beri bu böyle. Politikacılar gibi bir paradigma dönüşü yapıp ferah, ışıklı bir konuya geleyim. Dostları, tanıdıkları çok iyi bilir, Turhan Günay birçok uğraşının yanı sıra balıkçıdır. Üç ay kadar önce, bununla ilgili bir anımı Cumhuriyet Kitap Eki’ndeki Günay’ın köşesinde, ona uzaktan el sallayarak yazmıştım. Saçma aynı zamanda avlanmak için kullanılan ağ’ın da adı. Özellikle göl, dere, nehir gibi durgun sularda kullanılır. Eteklerinde dibe kolay batması için kurşun parçacıkları vardır, atıldığı zaman açılır, toplanırken büzülür, vb.

Dilerim, 24 Temmuz’dan sonra, Turhan ile birlikte, bu kez ağ olan saçma’yla balığa çıkarız, rastgele…

Not: Bu metin, 3 Haziran’da Haydarpaşa Garı’ndaki Kadıköy Kitap Günleri’nde gerçekleştirilen “Turhan Günay Yalnız Değildir” başlıklı toplantıda yapılan konuşmanın genişletilmiş biçimidir.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış