reklam

Bülent Ecevit’ten: Sanat ve bal üzerine

Bülent Ecevit’ten: Sanat ve bal üzerine

SALT,  dört yıllık bir çalışma sonunda Bülent Ecevit’in 1950 ile 1961 yılları arasında, başta Ulus olmak üzere çeşitli gazeteler için Türkçe ve İngilizce dillerindeki yazılarını erişime açtı.  Ecevit’in az bilinen bu erken döneminde, kültür yazıları, sanat eleştirileri, siyasi analizleri ve gezi yorumları, sivil yaşam ve demokrasi üzerine önemli literatür oluşturuyor.

Rahşan Ecevit-Bülent Ecevit Bilim Kültür ve Sanat Vakfı’nın izniyle gerçekleştirilen projenin orijinal kaynak araştırması, SALT ile vakıfın iş birliğinde, sanat tarihçisi ve projenin araştırma direktörü Sarah-Neel Smith tarafından yürütüldü. Yazıların tamamına buradan ulaşılabilir.

Bülent Ecevit’in Ulus gazetesinin devamı olan Halkçı’daki “Günün Işığında” köşesine yazdığı 27 Nisan 1955 tarihli “Sanat ve bal üzerine” yazısını aktarıyoruz.

Bir ressama, genç sayılabilecek bazı meslekdaşlarının bile Devlet Resim ve Heykel Sergisine eskiden de görmüş olduğumuz eserlerini vermelerinden, gençlerin de bu yaşta tembellik hastalığına tutulmuş olmaları ihtimalinden dert yanıyordum.

Ressam,

— Ne yapsınlar, dedi, teşvik görmeyince, ilgi görmeyince, resimlerine alıcı bulamayınca, onlarda da çalışma isteği kalmıyor.

Konuştuğum ressamın gerçek bir sanatçı olduğuna inandığım için, bu sözünü ciddiye alamadım. Buhranlı bir anında, fazla düşünmeden söylenmiş bir söz olduğuna ihtimal verdim.

Gerçek bir sanatçının böyle bir sözü ciddiye alınamazdı, çünkü o, sanatçı için yaratmanın bir ihtiyaç, bir zaruret olduğunu başkalarından daha iyi bilebilecek bir durumda idi.

Henüz dünyanın hiç bir toplumu, bazı fertlerini ressam olmaya, besteci olmaya, şair olmaya zorlayacak bir seviyeye ulaşmamıştır.

Tersine, dünyanın hemen yer yerinde, ancak topluma rağmen, toplumun çıkardığı engellere rağmen, şair, besteci yahut ressam olunur.

Onun için, sanat yoluna girenler bundan ancak kendilerini sorumlu tutabilir, bu yolun bir noktasında hayal kırıklığına uğrayınca, aldatılmış, toplum tarafından kadri bilinmemiş bir insan tavrı takınıp da kalemi, fırçayı, nota kâğıdını bir köşeye atamazlar.

Eğer atabiliyorlarsa, bu, yaratıcılığın kendilerinde bir içgüdü olmadığını, zora gelmiyen bir özentiden ibaret olduğunu gösterir.

Fakat sanat topluma faydalı değil midir, sanatın insanlığa hizmeti yok mudur?

Sanatın topluma faydalı olduğuna, insanlığa birçok hizmetleri olduğuna, kimse şu satırların yazarından daha kesin bir şekilde inanamaz.

Ama gene şu satırların yazarını, gerçek bir sanatçının topluma faydalı olmak, insanlığa hizmet etmek isteğile sanat yolunu seçtiğine de kimse inandıramaz.

Bal da insanlığa faydalıdır. Fakat arıyı bal yapmaya zorlayan, insanlığa faydalı olmak isteği değildir. An, bal yapması gerektiği için, bal yapmadan duramıyacağı, yaşıyamayacağı için bal yapar.

Bal yapmadan da durabilen bir bal arısı ne kadar arı değilse, sanat eseri yaratmaksızın da yaşamakta mâna görebilen bir sanatçı, sanatçı olmaktan o kadar uzaktır.

Ama insanlar balın faydasını, arının kadrini biliyorlarmış da sanatın faydasını, sanatçının kadrini bilmiyorlarmış!

O başka bir konudur. Baklın tadına varabilmek için beş duyumuzdan birinin işler halde olması yeter. Sanatın tadına varabilmek, tadına varıp değerini anlıyabilmekse o kadar kolay değildir.

Üyesi olduğu toplumun sanattan tad alabilecek, sanatın değerini anlıyabilecek hale gelmesi için, bir sanatçı, eğer isterse, asıl yaratıcılık faaliyetinin dışında, gayret sarfedebilir.

Fakat kendisinin ve başkalarının bu yoldaki gayretleri bir sonuç verse de vermese de o, yaratmak zorundadır.

Gerçek sanatçı, eserine talep yok diye eser vermekten vaz geçemez. Sanatçı bir iş adamı değildir. Arz ve talep kanununun sanatçı ile bir ilişiği yoktur.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış