Bir fotoğraf hikâyesi: Mekânsız anlar, ansız mekânlar

Bir fotoğraf hikâyesi: Mekânsız anlar, ansız mekânlar

Fotoğrafçılıkla uğraşan üniversite öğrencisi Roger Fırat, uzun zaman önce kullandığı fotoğraf rulosunu tap ettirdiğinde, çektiği fotoğraf karelerine yansımış tanımadığı yüzler, mekânlar gördü. Belli ki biri, ondan önce bu ruloyu kullanmış, fotoğraf makinesiyle onun daha önce bulunmadığı yerlere gitmiş, oraların fotoğraflarını çekmişti ve o film “bir şekilde dönüp dolaşıp” Roger’e gelmişti. Ortaya çıkan fotoğraflar sanki bir öykü anlatıyordu. Roger’in deyimiyle “Birbiri üstüne binen, birbiriyle mesafeli mekânlar: Şehir, köy, ev, cadde.” Hikâyeyi kendi anlatımından okuyalım:

Mekânsız anlar, ansız mekânlar

Roland Barthes, “Camera Lucida - Fotoğraf Üzerine Düşünceler” kitabında “Fotoğraf tükenmezcesine kendini sürdüren ve yenileyen bir şaşkınlık ile şaşırtır beni her zaman” der. Çok yakın bir zamanda tam da buna benzer bir şaşkınlığı tecrübe ettim. Galiba bunun özünde birbirinden uzak mekânların, birbirinden habersiz insanların yıllar sonra tesadüfen bir fotoğraf karesinde buluşmalarına yakından tanıklık etmiş olmam yatıyor. Uzun süredir fotoğraf çekmeye ara vermişken yaklaşık bir yıl önce çektiğim son film rulosu gözüme çarptı. Ani bir istekle filmi götürüp banyo ettirdim. Şaşkınlığım fotoğraflar ortaya çıkınca oluştu. Bir yıl önce Diyarbakır’ın Silvan ilçesine bağlı Demirkuyu köyünde, köyümde çektiğim fotoğraflarda farklı mekânlar ve tanımadığım insanlar bulunuyordu. Fotoğrafları dikkatlice inceledikçe filmin benden çok önce başka biri tarafından kullanılmış olduğunu fark ettim.

Filmlerimi birçok yerden alıyordum, Sirkeci’de Hayyam Pasajı ve civarındaki fotoğrafçılardan, Lomography mağazasından, antikacı tezgâhlarından… Biriktirdiğim filmleri ara sıra seçip kullanırdım. Kim bilir bu rulonun kaynağı hangisiydi?

Karlı bir dağ köyünün eteklerinde bilmediğim dilde yazılmış bir mekânın tabelası.

Polonya’da olduğunu tahmin ettiğim, hiç görmediğim bir şehir, büyüdüğüm köyümle iç içe.

Bana poz veren iri gözlü küçük kız çocuğunun arkasındaki orta yaşlı, sarı yelekli, tanımadığım bir kadın.

Kendi çektiğim fotoğraftan geriye kalan sarı bir lekeyken, arka planda görülen yine aynı yelekli kadın; önceki an sonrakini yutmuş.

Birbiri üstüne binen, birbiriyle mesafeli mekânlar: Şehir, köy, ev, cadde.

Bütün bu mekânsız anlar, ansız mekânlar, birbirinden habersiz insanlar, geçmişle gelecek arasında düşünmeye itti beni. Birçok fotoğrafın içinden çıkan o sarı yelekli kadın kim, nasıl kendi zamanından benim fotoğraflarımın zamanına dahil olabildi. Barthes’e dönecek olursak o, fotoğrafın zamanla ve uzaklıkla bozulmuş olanı yenilemesi değil, görülen şeyin gerçekten de var olduğuna tanıklık etmesinden bahseder. Bu tanıklık zamanla kaybolmaz, aksine hiç beklenmeyen bir anda zamandan bağımsız şekilde estetiği bükerek bir hikâye yaratır. 

* Camera Lucida Fotoğraf Üzerine Düşünceler, sy: 100, 6:45 Yayınları, 5. Baskı Aralık 2011

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış