Advertisement

Bakınız Şili, okuyunuz ‘Gökkuşağı Günleri’, seyrediniz ‘No!’

Bakınız Şili, okuyunuz ‘Gökkuşağı Günleri’, seyrediniz ‘No!’

Bazen sadece “No” (hayır) diyerek dünyayı, dünyanızı değiştirebilirsiniz! Hatta bir diktatörü bile devirebilirsiniz! Bakınız, 1988 Şili referandumu. Okuyunuz Antonio Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” kitabını. Ve izleyiniz Şilili yönetmen Pablo Larraín'in “No” filmini.  Bugünlerde en çok umuda ihtiyacımız var ya, işte bu kitap ve film o umuttan söz ediyor. “Hayır” cephesinin reklamcı René Saavedra'nın yönettiği gökkuşağı simgeli, neşeli, valsli kampanyası sonunda Şili halkı diktatöre kapıyı gösteriyor. “No” filminin sonunda  bu tarihi yazanlardan biri şöyle diyordu: “Bir damla kan dökmeden diktatörlüğü devirmiş olduk. Sadece açık ve net olarak ‘hayır’ diyerek.”

1973’te sosyalist lider Allende’yi deviren Pinochet’nin iktidarda kaldığı 17 yıllık dönemin kanlı, acı bir bilançosu var. Darbenin ilk üç yılı içinde yaklaşık 130 bin kişi tutuklanmış. 17 yıllık dönemde yaklaşık 2 bin 279 kişi siyasi nedenlerle öldürülmüş, binden fazla insan “kaybolmuş”, 30 bin kişi işkence görmüş. 1987’de sıkıyönetimi kaldırarak siyasi partilerin kurulmasına izin veren Pinochet, dünyadan gelen yoğun baskılar üzerine 1988’de referandum kararı almış. Halka “Pinochet’yi 8 yıl daha başkan olarak istiyor musunuz” diye sorulmuş. İşte bu referandumda 16 partinin oluşturduğu “hayır” cephesi  diktatöre “güle güle” demiş...

Şilili yazar Antonio Skarmetá’nın “El Plebiscito Pablo Larrain” adlı oyunundan romana dönüştürdüğü hikâye, “No” adıyla sinemaya uyarlanmış ve 2012’de gösterime girmişti. Skarmeta’nın “Gökkuşağı Günleri” kitabı diktatör deviren reklam kampanyasının romanı.  Hikâyenin kahramanları, sınıfta ders anlatan felsefe öğretmeni babasının tutuklanmasına tanık olan Nico, sevgilisi Patricia ve Patricia’nın işten atılmış, hapse atılmış, işkence görmüş ünlü reklamcı babası Bettini. Bir gün İçişleri Bakanı Bettini’yi çağırdığında, ilk aklına gelen kırılan köprücük kemiği ve tutuklanma, kaybedilme korkusu olur. Fakat büyük bir sürprizle karşılaşır; “ülkedeki en iyi reklamcı olarak” kendisinden “Halka acı gelecek bir ürünü, ‘Pinochet’yle sekiz yıl daha’yı satmak” için “evet” kampanyasını yürütmesi istenir!  Bu öneriye “hayır” derken, “hayır” kampanyasını yürütmemesi için de tehdit edilir.

Pinochet dünyada meşruiyet kazanmak için referandum sürecinde muhalefetin günde 15 dakika “hayır” propagandası yapmasına izin vermiştir. “15 yıla karşı 15 dakika”. Bettini’ye “hayır” kampanyasını yürütmesi için de öneri gelir, kabul eder. “Hayır” cephesinde yer alan Hıristiyan Demokratlar, sosyalistler, sosyal demokratlar ve liberalleri -bu blok içinde yer almamakla birlikte komünistler de “hayır”a destek verir- buluşturacak bir kampanya yürütmek zorundadır. Bettini’nin işi zordur, ne de olsa “bu kadar farklı eğilimlerden oluşan bir yığından net bir reklam konsepti çıkarmak”  kolay değildir. Üstelik en yakınındakiler bile pek iyimser değildir. Kızı Patricia “İktidarı kurşunlarla ele geçiren bir diktatörü seçim sandığına zarf atarak deviremezsin” der. İşe koyulduğunda karısı ile de tartışır. Karısı afişte “İşkenceye Hayır”, “Yoksulluğa Hayır”, “Kayıplara Hayır”, “Sürgüne Hayır” mesajları olmasını önerir. Bettini bu önerilere “Hayııırr. Bana bunca yıldır dans ettiğimiz aynı hüzünlü tangoyu söylüyorsun. Yeni bir şey olmalı, neşeli olmalı, farklı bir söz vermeli” diye karşı çıkar. Bettini tünelin ucundaki ışığı “neşe”de bulur. “Hayır” çıkarsa bu acılı ülkeye neşe geri gelebilir, temasını işlemeye karar verir.

Kampanyanın simgesi gökkuşağı, müziği Raul Alarcon adlı bir sanatçının “Hayır” sözcükleriyle yeniden düzenlediği Strauss’un “Mavi Tuna”sı olur.  Bu “hayır valsi” ilk anda hayal kırıklığı yaratır. “Strausss’un bir valsi ve ‘Hayır’ diyen çılgınlardan oluşan rengarenk bir koleksiyonla bu kadar açık bir şekilde neşeden yana olmak, o anda bile tüm Şili’nin ağladığını bilirken görsellerinde tek bir damla gözyaşına yer vermemek tam bir şaşkınlıktı.” Ne de olsa, gitar çalamaması için elleri kırılan ve şarkı söylerken öldürülen Victor Jara’nın memleketinden söz ediyoruz. Gökkuşağı simgesine de burun bükenler olur. Oysa “tek bir şeyde tüm renkler var”dır. Gökkuşağı “Hayır”ın tüm partilerini temsil eder ve hiçbiri bireyselliğini kaybetmez.

Pinochet rahattır, çevresindekilere göre “hayır kampanyasının bir zararı olmamıştır ve düşmanların kazanacağını söyleyen sosyologlar işsiz kalmış çapulculardan oluşan bir çeteden ötesi değildir”. O  “çapulculardan biri” de şöyle yazar: “Tanrılar kaybetmesini istediklerinin gözlerini kör edermiş.” Ve referandumda yüzde 54 oyla “hayır” kazanır, insanlar sokaklara dökülür. “O uyduruk valse kazandıklarına inanamayan” İçişleri Bakanı, “O kadar fazla insan sokaklara dökülmüş kutluyor ki, hepsini kurşunlamak barbarlık olur” der.  Pinochet sonucu kabullenmek ve iktidarı 1990'da sivillere devredeceğini duyurmak zorunda kalır.

“No!” filmi aynı hikâyenin sinemaya uyarlanmış hali. 2012 Cannes Film Festivali'nde dünya ilkgösterimini yapan ve “Sanat-Sinema Ödülü”de alan filmde reklamcı Rene Saveedra’yı Meksikalı aktör Gael García Bernal oynuyor. Gökkuşağı simgesiyle, “mutluluktan” söz eden, genç, enerjik reklam kampanyasını bu kez sinema diliyle izliyorsunuz. Referandum gecesi elektriklerin kesildiği sahnede bir an “trafolara giren kedileri” anımsayıp yüreğiniz ağzınıza geliyor. Neyse ki Başkanlık Sarayı yolundaki bir general “Hayır kazandı” diye sonucu ilan ediyor ve film Şili halkı için “mutlu son”la bitiyor...

“Gökkuşağı Günleri” kitabı ve No!” filminde diktatör için “filmin sonu” anlatılmıyor. Biz anımsatalım: 1989'da yapılan seçimleri 16 siyasi partinin oluşturduğu Demokratik İttifak'ın adayı Hıristiyan Demokrat Patricio Aylwin kazanır. Diktatör için zor günler başlar; soruşturmalar, tedavi için bulunduğu Londra’da tutuklanma ve ev hapsi günleri, arkasından sağlık durumunun yargılanmaya elverişli olmadığı raporuyla ülkesine dönmesine izin verilmesi... Pinochet 2006'da öldüğünde devlet töreni yapılmaz. Naaşı vasiyeti üzerine yakılarak ailesine teslim edilir. Ailesi, saldırı ihtimali nedeniyle  mezar yaptırmaz. Silahlı kuvvetler de küllerinin herhangi bir askeri tesiste bulundurulmasına izin vermez. Yaşadığı topraklar küllerini bile istemez! İşte, “Diktatörün sonu”...

Bugünlerde “Gökkuşağı Günleri”ni okuyup, “No!” filmini yeniden izleme zamanı. Elbette, çok farklı bir coğrafya, farklı koşullar ve başka bir tarih. Ama yine de ilham verici ve umut tazeleyici...

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış