‘Ayvali’ romanının çizeri Soloup: 'Kitabım önyargılarla mücadele ediyor'

‘Ayvali’ romanının çizeri Soloup: 'Kitabım önyargılarla mücadele ediyor'

Midilli’den her perşembe sabahı feribota atlayıp karşı kıyıya, Ayvalık’a pazar alışverişine gelen Yunan komşularımızın rahatlığına bakılırsa Ege’nin iki yakası arasındaki dostluk bağları çok sağlam. Aynı şekilde Midilli’de de lokantalarda Türkçe yazan mönüler olduğu gibi yine Türkçe satılık ev ilanlarına rastlıyorsunuz. Bugün manzara böylesine olumlu da olsa 1923’te Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan, 2 milyon kişiyi evinden, toprağından eden mübadele gerçeği de unutulmuş değil. 

Gelenlerin ve gidenlerin anısına, 93 yıl sonra o döneme tanıklık eden bir kitap da bizi yeniden geçmişle yüzleştiriyor. Akademisyen ve çizer Soloup’un birkaç ay önce Türkçeye de çevrilen “Ayvali-Ayvalık” adlı çizgi romanı, dört Ayvalık doğumlu yazarın rehberliğinde mübadele dönemini farklı açılardan yansıtıyor. Kitapta, üç Yunan ve bir Türk yazar, Fotis Kondoğlu, İlias Venezis, Agapi Venezi-Molivyati ve Ahmet Yorulmaz’ın tanıklıklarına yer veriliyor. Yunan çizer-yazar Soloup önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelecek. 16 Haziran’da İstanbul Galata’daki Rum Ortaokulu’nda, 17 Haziran’da da Ayvalık’ta Ayvalık Müzik Akademisi’nde söyleşiye katılacak Soloup, kitabıyla Yunanistan’da 2015’te “En İyi Çizgi Roman” ile “En İyi Senaryo” ödüllerini aldı.

Ege’nin iki yakası arasında bundan 93 yıl önce evlerini, topraklarını bırakıp gitmek zorunda bırakılan mübadillerin anısına hazırlanan “Ayvali”nin çizer ve anlatıcısı Soloup ‘’Bizi ayıran her neyse yeniden bir araya getirebilir’’ diyor.

‘Yolculuk bir kitapla başladı’

Soloup gerçek adınız mı?

Hayır, bu benim takma adım. Atina Panteion Üniversitesi’ndeki öğrencilik günlerimden bu yana çizgilerimde bu imzayı kullanıyorum. Çıkış noktam arkadaşlarla başlattığımız isimleri, sözcükleri ters yazma oyunuydu. Bu teknikle Soloup çıktı ortaya. Beğendim ve kullanmaya başladım. Hayatta yapmak istediğinle uyuşan bir isim seçmek gerçekten ilginç bir süreç.

Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” romanı ‘Bir kitap okudum hayatım değişti’ diye başlar. Siz de “Beş yıl önce Midilli’den Ayvalık’a bir feribot bileti aldım, bu kitap çıktı ortaya” diyor musunuz? 

Bir açıdan evet. Fakat kitabımın çıkış noktası feribot bileti değil, Pamuk’un söylediği gibi bir kitaptı. Bu yolculukta okumak üzere yanıma Fotis Kontoglou’nun “Yurdum Ayvalık” kitabını almıştım.

Bu Ayvalık’a ilk gelişiniz miydi?

Ayvalık’a ilk kez, çizgi roman hazırlamaya karar vermeden iki yıl önce, eşim ve kızımla gelmiştim. Bodrum’dan Çanakkale’ye kadar harika bir yolculuk yaptık. Dedeağaç’tan Yunanistan’da döndük. İşte bu gezide dedelerimin doğduğu toprakları görme fırsatım oldu. 

Ege’nin bu tarafıyla bağlarınız var. Ailenizden kimler, nereden karşı kıyılara göç etmiş?

Tüm aile büyüklerim Anadolu’da doğmuş. Dedem Angelos, Bayındır’dan. Annemin babası Çeşme’den. Her iki büyükannem de İzmir göçmeni.   

'Babaannem cesetlerle yüzmüş'

Çocukluğunuzda geçmişe dair epey hatıra dinlemiş olmalısınız. Aklınızda neler kaldı?

En fazla öyküyü babaannem Maria’dan dinledim. İzmir yanarken rıhtımdaymış. 22 yaşındaymış. Bazı Türk çetelerinin tecavüzüne uğramamak için boğulma tehlikesini göze alıp kendisini denize atmış. Cesetlerin arasından yüzüp açılmış, bir Amerikan gemisince kurtarılmış. 

Kitabı hazırlarken sık sık Ayvalık’a geldiniz mi? Bu sürede dostlarınız oldu mu?

Evet. Çizgi romanı hazırlarken bazı fotoğrafları çekmek için dört kez geldim. Bu fotoğraflar Ayvali’nin ilk ve son bölümündeki çizimlere kaynak oldu. Bu geziler yalnız ve hüzünlüydü. Çünkü her seferinde öykünün izinden gidiyordum. Ayvalık’ta yaşayan Türklerle ancak kitabın Yunanca ilk baskısı yayımlandıktan sonra tanıştım, aralarından dostlarım oldu. 

Anılarından yararlandığınız ve size kitap için rehberlik eden yazarların hiçbiri artık hayatta değil. Türk okurlar arasında onları tanıyanların sayısı azdır. Yunanistan’da bilinen isimler mi? 

Evet, Venezis ve Kondoğlu, Yunanistan’da çok iyi tanınıyor. Fakat Yunan okurlarım Ahmet Yorulmaz’ı tanımıyordu. Pek çoğu bu Türk yazarı benim kitabımla tanıdı. Sanırım bu çizgi romanın faydalarından biri de Yunanların Türkler hakkında bir şeyler öğrenmesini sağlamak olacak. Tam tersi de geçerli…

Yunanistan’da mübadelenin izleri kendini ne şekilde gösteriyor? Gençler bu dönemi, yaşananları merak ediyor mu?

Pek çok Yunan, belki nüfusun yüzde 40’ının en azından bir aile büyüğü Anadolu kökenli. Dolayısıyla bu Yunanlar için hassas bir konu. Özellikle de yaşlılar için. Dördüncü kuşak mübadelenin gerçek etkilerinden habersiz. Her iki tarafta da Yunanlar ve Türkler aynı önyargıyı paylaşıyor: Karşıdakini şeytan gibi görüyor. Kitabım bu önyargılarla da mücadele ediyor.

Gerçek adı Antonis Nikolopoulos olan ve üniversite yıllarından beri Soloup takma adını kullanan ünlü çizer, kitabı hazırlarken Ayvalık’a gelip yakın dostluklar kurdu.

'Ayvali galerilerde sergileniyor'

Kitap Yunanistan’da nasıl karşılandı?

Şu ana kadar okurlardan, çizgi roman meraklılarından hep olumlu tepkiler geldi. Bununla birlikte tarihçi, dilbilimci, eğitimci, akademisyen, üniversiteler, kitaplıklar, sanat müzelerinden de benzer tepkiler aldım. Atina’daki Benaki Müzesi’nde düzenlenen sergiden bu yana “Ayvali”, Yunanistan’ın dört bir yanındaki galeriler arasında seyahatte.

Kitap yayımlandıktan sonra Türkiye’de de büyük ilgi gördü. Sizin mübadelede yaşananlara tarafsız yaklaşma konusundaki hassasiyetinizden şüphe yok ama kitabın adalet terazisinin Yunanlardan yana ağır bastığını düşünenler de var. Bu eleştirileri nasıl yanıtlarsınız?

Kuşkusuz Yunanistan’da da bazı olumsuz tepkiler aldım. Özellikle kitabın Türk yanlısı olduğunu düşünen Yunan milliyetçilerinden. Muhtemelen kitap Türkiye’de de benzer tepkiler aldı. Şunu hepimiz biliyoruz ki, çok uzun yıllardır Türkiye ve Yunanistan birbiri hakkında önyargılara sahip. Bunun sonucunda günümüzde pek çok Türk, Yunanlara kuşkuyla yaklaşıyor. Tam tersi de söz konusu. Hayır, sanırım “Ayvali” gibi dostluk, ulusların savaşta zedelenen onurlarından bahseden bir kitabın bir tarafa daha yakın olduğunu söylemek haksızlık. Bu görüşe katılmıyorum. Çünkü şuna inanıyorum ki tango yapmak için bile iki kişi olmak gerekir. Yani dostluk şarttır.

Kitapta Ayvalık doğumlu üç Yunan yazarın anılarına yer verdiğiniz halde Türkiye’den sadece Ahmet Yorulmaz’ın “Savaşın Çocukları – Girit’ten Sonra Ayvalık” adlı romanından yararlanmışsınız. Bu tek kitap mübadelenin Türkler üzerindeki etkilerini aktarmak için yeterli sayılabilir mi?

Dikkat ettiyseniz çizgi romanda Kontoğlu, Venezis, Molivyati, Yorulmaz gibi yazarların eserleri kullanıldı. Ayvalık’ta mübadele üzerine kitap yazan başka yazar var mı? Ben başka yazar bilmiyorum. Bununla birlikte Yunanca bulabildiğim tek kitap Ahmet Yorulmaz’ınkiydi. Fakat tüm kaynaklarımın Ahmet Yorulmaz’ın eserleri olduğunu düşünmeyin. Elimden geldiğince geniş Türkçe kaynak taraması yaptım. Şerafettin Mağmumi, Feride Çiçekoğlu, İrfan Orga, Fethiye Çetin, Saba Altınsay gibi yazarları Yunanca ya da İngilizce tercümelerinden okudum. Tüm bunlardan sonra kitabın son bölümünde Yunan anlatıcının sözlerindeki önem, İzmirli bir Türk vatandaşının sözleriyle eşit oranda veriliyor. Tüm bunların ötesinde her iki tarafı incelerken konuya önyargısız baktım. Fotis Kontoğlu’nun öyküsü savaş öncesinde Türk ve Yunanlar arasındaki barışçıl yaşamı yansıtıyor. İlias Venezis’in öyküsü Yunan tezlerini aktarıyor. Ahmet Yorulmaz’ın öyküsü Türklerin bakış açısını iletiyor. Ve nihayet ‘Agapi- Zehra’ bölümünün ortasında olumlu karakterler yer alıyor: Yunan genç kız ve Türk subayı. Buradaki ana tema iki taraf arasındaki dostluk ve insan onuru.

Göçmenlerin yüzündeki acı...

O dönemin günlük hayatını birebir çizgilerle aktarmak için görsel kaynak, fotoğraf bulmak kolay oldu mu?

Pek zor olmadı. Fakat doğruluğu koruyarak bir iş yapmak istiyorsanız tarihi kaynaklara dayanmak zorundasınız. Kütüphanelerin arşivlerine bakmak, eski fotoğraf ve posta kartları toplamak, eski gazeteleri okumak, tarihi metinleri okumak, albümleri taramak ve kuşkusuz Google başında saatler geçirmek, silah, eski gemi, giysi, askeri üniformaları incelemek  zorundasınız.
Kitabı hazırlamaktaki amacınızı açıklarken “Hiçbir zaman tamamen öğrenme şansımız olmayan bir tarihe dair özgün metinleri bulmaya yönelik çabanızı” dile getiriyorsunuz. Kitabın bu amacınıza katkısı oldu mu? Elinize mübadeleye ait başka önemli kaynaklar geçti mi?

Tabii, kuşkusuz oldu. Çizgi roman yayımlandıktan sonra pek çok kişi, Ayvalık, savaş, göçmenler hakkında ilginç bilgiler getirdi. Tüm bu tanıklıklar bir başka çizgi romanın konusu. 

Ege Denizi son yıllarda yeni bir insanlık dramına tanıklık ediyor. Göçmenlerin yaşadıklarını izlerken 1923 ile 2016 arasında benzerlik görüyor musunuz?

Benzerlikler ve farklılıklar var. 1922-24 arasında pek çok kişi yurdundan sürüldü. Aynı din ve bir ulustan kişilerle bir arada yaşamaya zorlandı. Şimdilerde göçmenler savaş meydanları, savaş riskleriyle karşılaşmadan daha iyi bir hayat için Avrupa’daki ülkelere gidiyor. Fakat tüm isimsiz göçmenin yüzünde acıyı, savaşın neden olduğu büyük insani krizi, ekonomik çıkarları, diplomatik tartışmaları ve insan ruhunu bulabilirsiniz. Yabancı bir ülkede sığınmacı olmak, hiçbir hakka sahip olmayan ruhlar gibi dolaşmak demektir.

'Edebiyat sorunların altını çizer'

Edebiyatın gücü barışı sağlamaya yeter mi? Bu amaçla hangi dünya liderine seslenmek isterdiniz?

Ne yazık ki sanat ve edebiyat sadece sorunların altını çizer, onları çözemez. “Ayvali”daki ana mesajım politikacılara, diplomatlara değil, sizin, benim gibi sıradan kişilere... Bizim de halk olarak sorumluluklarımız var.

O halde Türk okurlarınıza özel bir mesajınız var mı?

Bizi ne ayırdıysa, aynı şekilde bir araya getirebilir. Göçmenlerimizin, mübadeleye tabi tutulan atalarımızın yaşadığı acılar önemli. Bununla birlikte bizler, Lozan’ın torunları, geleceğe daha fazla karşılıklı anlayışla bakabiliriz. Hayat dostlarla güzel. 

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış