Arzu makineleri

Arzu makineleri

Mehmet Tekin’in İstanbul’daki ikinci kişisel sergisi “Hareket”, 21 Mayıs’a kadar Öktem&Aykut sanat galerisinde.

Bilinçdışının dili resim dilidir ve resim; var olmayanın, bilincin karanlık yüzüne hapsedilenin görünür olma, göze gelme çabası, boyayla, tuvalle işbirliğidir. Amaç, görünmeyenin, orada bulunmayanın varlık dünyasında boy göstermesidir. Pygmalion düşü öncelikle göze gelmek isteğiyle, var olmak isteyenin rüyalarını süsler, sonra onu hayata geçirecek ellere ilham verir. 

İnsanın çabası yabanıl doğasına karşıdır. Hayvanlığından kurtulmak, onu kültürün derinlerine gömmek, kültürün toprağıyla üzerini örtmek yegâne çabasıdır. İçindeki doymak bilmez arzu hayvanını yenmeden doğaya karşı verdiği mücadeleyi kazanamayacağına dair inanış, üzerindeki doğanın kürkünü terk edip kültürün kumaşına sarılmasına neden olur. Kendini doğadan, doğasından, ait olduğu canlılar dünyasından izole etmiş, yabancılaşmıştır. İçindeki hayvanı mağaraların karanlık duvarlarına raptetmiş, göklerden aldığı referansla mahlûkatlığını şereflendirip resmin içinde mahkûm etmiştir. Bu yüzden ilk metaforlar, ilk resimler hayvandı; bastırılmak istenenin yüzeye vurması. Kültür tarafından üstü örtüldükçe, küllerinden silkinen hayvan, kendini dışa vuracak şamanların düşüne girdi.

Sanatın yasalarla sınırlı modern yüzü bile yabanıllığı geçmişe, tarih öncesinin karanlık mağara köşelerine mahkûm etmeye, gizlemeye yetmedi, yetmez. O, her zaman kendini varlık dünyasına taşıyacak, gaipliğini renklendirecek bir “baca” bulur. Köklerinin emrindeki şamanik sanatçı, uygarlığın insanı terk etmeye zorladığı bu tarih öncesi yaratıkların günümüze taşınmasına vesile olan aracılardandır. Uygarlık öncesine, doğaya ait olan insanla, doğasından kurtulduğunu düşünen modern zamanların insanı arasındaki zaman yolculuğu ancak onlar sayesinde mümkündür. Sanatçının fırçasıyla geriye, tarihin karanlığına doğru yolculuk... Bu sanatçılardan birisi de Mehmet Tekin.

Onun fırçası, Oidipus’un anneden henüz ayrılmadığı çağın kokusunu, rengini taşır; arzuların kültürün esiri olmadığı, tatminsizliğe mahkûm edilmediği bir zamanın türkülerini söyler, şiirlerini okur. Bu nedenledir ki, tuvallerinde hiçbir figürün ayakları yere basmaz; basılacak bir zemin de yoktur. Yasa ve aşkın olmadığı, bedeni oluşturan arzu makinelerinin, özgürlüğün ve tatminin tadını çıkardığı bir dönemi taşır günümüze. Tuvale yansıyan, toprakta bedenlenen, gizlenmek, bastırılmak istenenin yabanıl yüzüdür; saklanacak bir şey yoktur. Utanmak da. Kültür ve uygarlık yalanının külleri altında baskılanmak istenileni, boya ve kille varlık alanına çağırır; gaibi tuvale yansıtan arkaik dünyanın emrinde bir elçidir. Taşın fazlalıklarını yontan heykeltıraş gibi insanın fazlalıklarını, bedeni örten yasaları yontup vücudun özünü tuvale yansıtır. Fazlalıkları alınmış, hafiflemiş insanlar görünür olur. 

Tekin’in tuvallerinde otoritelerin tanımladığı estetik yoktur; ruhun hapishanesindeki mahkûmların tatminsiz bedenleri değil, özgür, tatminkâr bedenler vardır. Zaman içinde, özündeki yabanılı baskılamak amacıyla kültürün formlarına bürünmüş, bedenine yabancılaşmış insanların fazlalıkları onun tuvaline yansımaz. Kültürün kabuklarından soyunmuş hayvan-insanlardır Tekin’in bize göstermek istediği. Resimleri, heykelleri sanat endüstrisinin malları değildir; mağaraların taş yüzeylerinden kopmuş prehistorik hayvanı günümüze aktaran formlardır. Aynı zamanda tuvalin, boyanın kilin... maddenin olmak istediğini oldurur, işaret edebilecekleri hakikati görünür kılar. Tuvalinde görünen nuditas naturalis’tir, doğanın fütursuz çıplaklığı ve nuditas temporalis’tir, dünyevi mülkten yoksun arkaik canlı. Onun elinde hümanizmanın çok uzağına düşmüş, toprağa ve onun kitonyen cin deliğine ait olandır.

Bu yüzdendir ki Mehmet Tekin’in tuvallerinde ölüm yoktur, “Bildiğini Bilen İnsan” da (Homo Sapiens Sapiens). Ölüm insana dairdir; arzularını tatmin etmekten imtina edene, çünkü hayvanlar ölmez, ölümsüzdür. Yine bu yüzden ölümden korktuğu için ölümsüzlüğü arayan Gılgamış değil, onun hayvansı arkadaşı Enkidu boy gösterir Tekin’in tablolarında. Yabanılın bedensel teridir boyalardan burunlara ulaşan ve elindeki fırça kitonyen çıplaklığı, zaafı, zayıflığı gözlere sokar. 

Sanat ve hakikat arayışı bu tuvallerde tersinden işler: Hakikat tanrıya, mistik veya metafizik dünyaya değil doğaya atıfta bulunur. Hayvani ve canlı olanın hakikatine.

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış