Ahmet Cemal’e ‘Malina’ için saygı duruşu

Ahmet Cemal’e ‘Malina’ için saygı duruşu

Değerli yazar, çevirmen Ahmet Cemal aramızdan ayrıldı. Okur olarak benim için özellikle Avusturyalı yazar Ingeborg Bachmann’dan “Malina” çevirisi çok kıymetlidir. Kişisel kanonumda ilk sıralarda yer alan ve mutlak aşkın, katışıksız acının, “bir ölüm türü olarak aşk”ın romanı olan bu kitapla bizi tanıştıran Ahmet Cemal’e borcumuz, saygımız büyüktür. Bachmann bir söyleşide “Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar” der. Çok sık alıntılanan bu cümleler gündelik hayattaki faşizmin halleri üzerinde okurun ufkunu açmıştır.

Ahmet Cemal kitabın önsözünde “Malina Ya Da Günlük Cinayetlerin Romanı” başlığını kullanır. “Malina”yı çevirirken “çeviri kokusu”ndan asla korkmadığının, hatta kimi yerde kitap “çeviri koksun” diye özel çaba bile harcadığının altını çizer. Dilde yeni olanaklara ve boyutlara kavuşabilmenin önemini vurgular. Ahmet Cemal, daha sonra Bachmann’dan şiir, öykü, radyo oyunu ve söyleşilerden seçmelerin yer aldığı “Bu Tufandan Sonra”yı da çevirir. Oradaki “sunuş” yazısında zorlu “Malina” çevirisinin hikâyesini anlatır:

“1971 yılında yayımlanan Malina adlı romanını okuduktan sonra artık bu defa bir çevirmen olarak Bachmann’ı çevirmeden rahat edemeyeceğimin bilincindeydim. O hızla 1973 başlarında Malina’yı çevirmeye başladım; ancak bir süre sonra çalışmalarımı durdurdum. Gerek Almancam, gerekse Türkçem, teknik açıdan belki yeterliydi bu romanı çevirmem için. Gelgelelim olgunluk düzeyim, Malina’daki roman gerçekliğini ve dünyayı Türkçede yeniden kurabilmem için gerekli düzeyin henüz çok uzağındaydı. Bu yönde ikinci bir girişimde bulunabilme gücünü ancak 1985 sonbaharında duydum. Ama artık Bachmann’la ve Malina’yla hesaplaşmaya, gerçek bir yazın ürünü çevirebilmenin temel koşulu olan o çok kendine özgü diyaloğu kurmaya her bakımdan hazırdım; öyle ki romanın çevirisinin başına 1 Eylül günü oturdum, 30 Eylül günü bitirmiş olarak kalktım. Aradan geçen on yılı aşkın süre içerisinde Bachmann’ın bütün yaratısıyla, ayrıca onun gerek Viyana’da, gerekse Roma’da yaşamış olduğu çevrelerle yeterince yakın bir ilişkiyi kurabilmiştim.”

Bir kitabı çevirmek için 12 yıl “olgunlaşmayı” bekleyen Ahmet Cemal’in önünde saygıyla eğilmeden geçilebilir mi? Değerli çevirmen, seçkide daha önce başkalarınca yapılmış çevirilere yer vermediğini vurgularken “yapay alçakgönüllülüklere inanmayan, ama eleştiriye önem veren biri olarak” o çevirilerin Bachmann’ın sesini taşımadığını söyler. “Bachmann’ın şiiri yeterince özümsenmeden, lirizmin bu sanatçının bütün dünyasını nasıl biçimlemiş olduğuna dikkat etmeden şiirleri dışında kalan eserlerini çevirmeye kalkmak, başarı şansı olmayan bir girişimdir” diye ekler.

Malina: ‘Bir ölüm türü olarak aşk!’

Ahmet Cemal’in Türkçeye kazandırdığı Malina, Bachmann’ın “Ölüm Türleri” ana başlığı altında yazmayı düşündüğü bir dizi romanın ilk ve tek bölümü. Bachmann, 1973’te Roma’da aşırı dozda uyku ilacı aldıktan sonra elinde yanık sigarayla uyuyakalınca çıkan yangın sonucu hayatını kaybeder. 47 yaşındadır, “ölüm türleri” ölümüyle yarım kalır. Bir “şair”in kaleminden farklı bir duyarlılığın, yeni bir algılama biçiminin, derin bir kavrayışın romanı olan “Malina” cinsellikten, gündelik hayatın ödüllerinden, cezalarından, oyunlarından uzak bir aşkın sayıklamaları. Aynı zamanda kişilik bölünmesinin; kişiliğin kadın ve erkek yanlarının çarpışması, çatışması ve bu savaşta “kadın” yanın yıkımının- adı konmamış bir cinayete kurban gitmesinin- romanı. Roman, “Cinayetti” diye biter. Bachmann, görünüşte kansız, silahsız yeni bir cinayet türü anlatır…

Romanın kahramanları kadın Ben, onun erkek kişiliği Malina ve sevgilisi İvan. Mekân, Viyana. Bachmann’ın bilinç akışı tekniğiyle yazdığı bu kitapta gündelik yaşamda neredeyse hiçbir şey “olmuyor”. Bir öykü yok; “olup-bitenler”, “incinmeler”, “yaralanmalar”, “cinayetler” Ben’in “içinde” yaşanıyor. Herhangi bir ad konmamış anlatıcı kadın Ben’in içi bir “savaş arenası.” Bu “arena“da Ben’in hem Malina, hem de İvan’la yaşadığı kırılmalar, incinmeler, yaralanmalar hayat içinde “ölüm türleri” çeşitlemesi. Kış cinayetleri, yaz cinayetleri, sabah cinayetleri, akşam cinayetleri, telefon cinayetleri, bakış cinayetleri, kayıtsızlık cinayetleri, sözcük cinayetleri “cinayetevleri”nde gösterimde…

Malina’da “Bir gün gelecek” diye başlayan cümlelerde ise bir ütopya anlatılır. “Bir gün gelecek, binalarımız çökecek, otomobiller hurdaya dönüşmüş olacak, uçaklar ve roketlerden kurtulmuş olacağız, tekerleğin ve atomun parçalanmasını bulmuş olmaktan vazgeçeceğiz, mavi tepelerden taze bir rüzgar esecek ve ciğerlerimizi alabildiğine dolduracak, ölmüş olacağız ve soluk alacağız, bu, hayatın ta kendisi olacak” “Bir gün gelecek insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar” benzeri cümlelerde gündelik hayattaki faşizme karşı bir umut yaratılmaya ya da çoktan ölmüş bir umut diriltilmeye çalışılıyor. Ancak daha sonra o günün de “aslında gelmeyeceği” ilan ediliyor. Bachmann kendisiyle yapılan bir söyleşide “Gelmeyecek ama yine de inanıyorum. Çünkü inanmazsam eğer, artık yazmam da olanaksızlaşır” diyecektir.

‘Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar’

Bachmann, “Malina”nın “tinsel, kurgu ürünü bir otobiyografi” olduğunu söylüyordu. Ancak, “otobiyografik” vurgusu İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında dünyada olup bitenlerin “Malina”da doğrudan yer bulduğunu düşündürmesin. Nitekim, yazar, kitabı faşizmi düşünerek mi yazdığı sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Hayır, daha önce yazmıştım, faşizm nerede başlar sorusu üzerinde daha önce düşünmüştüm. Faşizm atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerinde bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar. Faşizm, bir erkekle bir kadın arasındaki ilişkide ilk rastlanan şeydir, ve ben o bölümde, içinde yaşadığımız toplumda hep savaş olduğunu söylemeye çalıştım. Savaş ve barış yok, yalnız savaş var.”

Bachmann’dan hep bu “faşizm” cümlesi alıntılanır. Kadın erkek ilişkileriyle ilgili sözlerinin devamı da var: “Ben evliliğe karşı olduğumu, her türlü meşru ilişkiye karşı olduğumu daha baştan biliyordum. Hiç kuşkusuz bu, meşrulaştırılmamış ilişkilerin de meşru ilişkiler kadar trajik ve korkunç bir nitelik taşımaları olasılığını dışlamıyor.”

Türkiyeli okuru “Malina” ile tanıştıran, buluşturan Ahmet Cemal’i Bachmann’dan çevirdiği dizelerle uğurlayalım:

“Bu tufandan sonra, isterim ki/ yalnızca güvercin/ ama bir tek güvercin/ kurtulsun bir kez daha./ Boğulurum çünkü bu denizde,/ uçup gitmese güvercin/ ve getirmese son anda/ o yaprağı.”

;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış