Advertisement

Ahmet Büke için sözlük

Ahmet Büke için sözlük

Yazarlar yazdıkça kitaplarının ön sayfalardan birine konuşlanan kısa yaşamöyküleri uzadıkça uzuyor. Ahmet Büke’nin yeni kitabı “Gizli Sevenler Cemiyeti”nin en arka sayfasına yerleşivermiş yaşamöyküsü. Bir sayfayı bulmuş metin. Bu öykü üç satırkenden beri okuyorum kitaplarını. Kitaplarına seçtiği isimler hep şaşırtmıştır beni. Bunda da öyle oldu. Nasıl okuyacağımı bilemedim önce… 

Bence sözkonusu cemiyet, sevenlerin cemiyeti. Gizli sevmiyorlar, öyle bağırları yana yana, salya sümük, aleni seviyorlar. Gizli olan cemiyetin kendisi. “Seviyorsan git konuş” şiarından hareketle böyle bir yorum yaptım tabii. 

Kitap Büke’nin “İnsan Kendine de İyi Gelir”inin devamı niteliğinde. Okuru bilir, ilk kitaptaki öyküler her pazartesi on8kitap.com’da yayımlanan Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi’nden bir seçkiydi. “Gizli Sevenler Cemiyeti” de aynı öykülerden yapılan bir seçki. Tefrika edilen öyküleri her pazartesi okuyan okurlar için seçki farklı bir öykü oluşturmuştu; ikinci kitapta da öyle. Üstelik bu kitapta bir sürpriz var. Tefrika edilmeyen sözlük bölümü. 

Sözlüğü neden kaleme aldığını kitabı elinize aldığınızda okursunuz. Lakin sözlüğün anlamını açıklayan bölümü aktarmadan edemeyeceğim:

“Belki siz de, henüz şu hayatta zamanınız varken kendi sözlüğünüzü yazmayı düşünürsünüz: bir sevgili, cinayet, devrim günleri, ihanet ettiğiniz arkadaşlar ya da kaybettikleriniz için. Biz ölümlüyüz ama sözlükler çok inatçıdır. Göğün katında yer bulurlar daima.”

Madem yazarımız istemiş, okuma zamanım boyunca bir sözlük yazdım…

Armuz:

Yıllar önce bir dergi çıkıyordu, mottosu “Çatlaklar iyidir ışığı sızdırır”dı. Ters okuma illetim bu motto için de tutmuştu. Çatlağı, hafif tozutmuş kişi olarak algılamayı tercih ettim hep. Bana sorarsanız etrafımızda hafif çatlak insanların olması iyidir, ışık verirler karanlığımıza. Ahmet Büke’de sevdiğim çatlak, dede karakteri. Bir sürü çatlaklık örneği var. Yeni kitaptan bir örnek: Her ne hikmetse Arnavutluk devletinden adına bir davet geliyor dedeye. Arıcılık kolektifinden gelen bu davet üzerine Arnavutluk’a gidiyor. Dönüşte bahçeye çimento, demir yığıp sığınak yapmaya başlıyor. Tabii babaanne olaya el koyuyor. Sonrası şöyle:

“Babaannem sonunda belediyeden bir tanıdık buldu, geldiler inşaatı mühürlediler.

Dedem küplere bindi. 

‘Hanım, ben gizli arıcılık korporasyonunun üyesiyim. Sen nasıl işime engel olursun’ diye söylendi durdu.

‘Sen eşekarısı işine gir,’ dedi babaannem. ‘Balarıcılığı gayet legal, baksana.’

O günden sonra dedem hep eşekarılarını besledi.”

Gız:

Yok, giz değil, bildiğiniz gız. “Gizli Sevenler Cemiyeti” ile ilgisi derin değil. Gizli sandığınızın bazen direk gibi ortada olduğu anlamına geliyor. “Gız”ın gizi arkada bıraktığınız bir direk gibi aleni olmasında belki. “Gizli Sevenler Cemiyeti”nde geçmiş hikâyeler bazen anlatılmamış oluyor ama her nasılsa geminin kıçındaki direkteki seren gibi ortada oluyor. Okuduğunuz yaprakları yelken gibi gerebilirsiniz gıza…

Zat:

Zat, kişi demek. Ama asıl anlamı öz. Bu hikâyelerin özü, kişiler. Söz oyunu olsun diye demiyorum. Bakın özlere örnek vereyim… Misal Rastık Abla. Kendisi kahramanımızı koruyan kahramanlardan. Bir gün intihar eder Rastık Abla. Gerisini Ahmet Büke anlatsın:

“Mahallenin imamı namazını kıldırmak istemedi. 

‘Efendim kendisi hem dönme hem de müntehir. Caiz değildir,’ deyince, dedem ensesine şaplağı geçirdi. Yere düşen sarığı da aldı, başına geçirdi.

Safa durduk: Babaannem, Arap Hatçam Teyze, iki tekir, bir topal karga, cebimdeki emanet ile ben.”

Safa duranlar öykünün diğer özleri. Cepteki emanet ise Rastık Abla’nın küçük maket bıçağı, keskin, küçük ama iş görür…

Yörük:

Laf ne zaman yürümekten açılsa; “Biz yörüğüz” der yazarımız. 

Kitabında da laf dönüp dolaşıp yürümek mevzusuna geliyor:

“Yürümek güzeldir. Hem de bedava. Orhan Veli bugünleri görmedi Allah’tan. Dedemin lafıyla, ‘Bilabedel su bulmak gayrikabil, mirim!’ Yani, su bedava değil artık. Hava işine de az kaldı, ama bazen temiz hava almak için hususi araç lazım. Atlayacaksın koltuğa, doldurtacaksın benzini, yollanacaksın kırlara. Gördüğünüz gibi, yine para işi. Ama yürümek öyle mi ya?”

Özcesi, Sevin Okyay’ın yazdığı gibi “Yürüyün anacığım…”

Aşk:

Arapça bir sözcük. Aşırı sevgi anlamına geliyormuş. Aşk etmek ise tokadı yapıştırmak anlamında kullanılıyor. Aradaki fonetik bağ bir hayli karışık. Ama mecazi olmayan bir bağı kurmak zor değil. Aşk öyle küt diye oluveriyor ya, oradan hareketle söz oyunu yapılıp durulabilir. Ama aşk oyuna gelmez.

Ahmet Büke’nin sözlüğündeki aşk maddesinde olduğu gibi. Âşık olmak isteyip olamadığı için umut yitimine kapılıp denize dalıveriyor bizimki. Amaç havasız kalıp göçüp gitmek kısa yoldan. Tijin kurtarıyor onu. Saçından tutup çıkarıyor denizden, suni teneffüs yapıyor. Gözünü hastanede açıyor. Suni teneffüs dudaktan yapılır, aşk bu kadarına dayanamaz... Küttt diye olanlar oluyor. Açıkhava sinemasına gittiklerinde Tijin’i hop diye öpüveriyor. Eli ağır Tijin’in aşk ediveriyor yumruğu burunun ortasına. Eczanede açıyor gözünü bu kez, yanında yine Tijin. Bakıma ihtiyacı var, bu kez dede ile babaanne evde yok. Tijin, yatırıyor onu yatağına, sonra uzanıyor yanı başına aralarında görünmez bir zülfikar… 

Sözlüğün sözlüğü

Armuz*: Güverte ve borda kaplama tahtalarının arasındaki çizgi.

Gız: Yelkenli gemilerde kıç direkteki kısa seren.

Rastık: Kadınların kaşlarını veya saçlarını boyamak için sürdükleri siyah boya.

Müntehir: İntihar eden.

Orhan Veli: “bir de sevgilim vardır pek muteber / ismini söyleyemem / edebiyat tarihçisi bulsun” dizelerinin sahibi, “Gizli Sevenler Cemiyeti” üyesi olduğundan şüphelendiğim şair.

Tijin: Çerkesçe gümüş anlamına geliyor. 

Zülfikar: Ucu ikiye ayrılmış kılıç

* Soyadımla oksimoron bir durum var. Çatlakları severim ama “kalafat”ın sözlük anlamı armuzları kapama işidir.

 
;

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

Henüz yorum yazılmamış